TT_Ekim


RAMAZAN EVİMİZE GELDİ

Ümit G. CEYLAN 23 Nis 2020

Bu mübarek ay hüzün ile karışık mahzun bir Ramazan olacak.

Bir buçuk aydır gerçekten çok farklı çok özel günler yaşıyoruz. Ama bu yılı çok özel yapacak olan kapımıza kadar gelmiş olan ve bu gece ile birlikte evimize buyur edeceğimiz bize yirmi dokuz gün misafir olacak o kutlu ayla yaşayacak olmamızdır. Bu mübarek ay hüzün ile karışık mahzun bir Ramazan olacak. Hep o alıştığımızın çok uzağında, planlarımızın dışında bir mübarek ay geldi. Akraba, eş, dost ve sevdiklerimizle kucaklaşamadığımız, soframızda kimseye yer veremeyeceğimiz iftar sofrasına oturacağız. Kendi kendimize, ailemizle belki balkondan balkona o da nasip olur da havalar güzel olursa komşularımıza uzaktan hayırlar dileyerek bu Ramazanı yaşayacağız. Tefekkür edebilmek bundan dersler çıkarabilmek gayretiyle inşallah.

Başımızın üzerinde

Milletimiz misafiri pek sever, itibar eder malum. Baş üstünde her zaman yeri vardır. Eve gelen her zaman hürmet, ikram ve edeple karşılanır. O halde Ramazan ayının da evimizdeki yeri en müstesna en değerli yerinde olacağı şüphe götürmez. Sıkılmak, şikâyet etmek, öflemek, pöflemek büyük saygısızlıktır.  Misafir bereketiyle gelir. Hele bu misafirin adı Ramazan ise zaten bereket ne demek, her yer dolup, taşar. Gönüller hoş olur. Fakir, fukara abad olur. Sabırla birlikte bu misafirliğin sonu da bambaşka bir tatla bağlanır. Bayramla birlikte bu kez misafiri ağırlayana ikramlar gelir. Hem de öyle tahminlerimizin ötesinde mükafatlardır ki bunlar, Allah’ın hazinesinden akar kalp gözümüzü açar. Bu yüzden misafir baş üstünde tacımızdır.

Yirmi dokuz gün riyazat

Bir meçhul virüsten korunmak için dışarı ile teması kesmek zorunda kaldığımız ancak ihtiyaçlarımız için dışarı çıkabildiğimiz şu günlerde Ramazan ayını tam bir nefis terbiyesi, arınma ile geçirebilme imkânımız var. Bilindiği üzere Ramazanda camilerde itikafa girilir.  Bu nefsi sorgulayan büyük bir riyazattır. Ramazan ayının son on günü yapılan bu ibadet şekli insanın kendisiyle baş başa kaldığı bir ibadettir. Fakat bu yıl ailecek yapılması gereken bir ibadete dönüştüğünü söylesem abartmış olmam. Sadece kadınlar uygun olduğunda bir gün veya birkaç saatliğine evinde itikaf yapabilir. Camiilerin kapalı olduğu tüm ibadetlerin sadece evimizde yapılabileceği bu ayı ailemizle birlikte; eşimiz, çocuklarımızla tam bir tefekkür içinde varlığımız üzerine anlamlı konuşmalar, fikir alışverişleri hatta hatalarımız, yanlışlarımız üzerine düşündüğümüz ve birlikte çözümler aradığımız bereketli günlere dönüştürebiliriz.

Bilinçli ibadet

Ailenin öneminin zirveye çıktığı bu dönemde yalnızların durumunu düşünmek, yaşlılarımız, annesi babası olmayan çocukların, İslam aleminin bulunduğu çıkmaz üzerinde konuşmalar yapmak konu ile ilgili alimlerin internet üzerindeki sohbetlerini dinlemek bence yapılacak en doğru riyazattır desem yine abartmış olmam. Çünkü toplum adına atacağımız her olumlu adım bizim geleceğe dair ülkemiz ve hatta insanlık için bir ışık olacaktır. Riyazat sadece kendi nefisimizi tartmak için bir odaya kapanmaktan fazlası olmalı bu yıl. Namazları ailecek eda edeceğimiz, oruçları birlikte tutup iftar, sahur yapacağımız birlik ve beraberliğin güçlendiği bir toplum nüvesine doğru adım atmalıyız.

İbadetlerin bir bilinç dairesinde yapılması her bir ferdin her adımında düşünme, sorgulama ve anlama fonksiyonlarını da otomatik olarak yerine getirecektir. Zihin dünyası sağlıklı nesillerin yetişmesi, evden başlar. Bu yüzden bu yıl evimize gelen Ramazanı fırsat bilip aile olarak eksikliklerimizi tamamladığımız ve Ramazanın manevi bütünlüğü içerisinde bize anlamak ve harekete geçirmek için ikram edilmiş bu kutlu ayı değerlendirelim. Namaz ve niyazlarımızı, oruç ve itkaflarımızı, daima iyilik yaparak, daima kötülüklerden kaçarak tahkim edelim. Birlik ve beraberlik içinde olalım. Ancak bu şekilde ve hep birlikte insanlığın kurtuluşuna vesile olabiliriz. Allah her tür musibetlerden bizi beri kılsın ve Allah encamımızı hayreylesin!..

İKİ SEVİNÇ BİR ARADA

Allah’u teala her şeye rağmen rahmetiyle kullarına muamele ediyor. Cemali ile imtihan ediyor. Eğer aksi olsaydı yani celali ile imtihan etseydi taş taş üstünde kalmazdı maazallah. Her daim Rabbimizin cemaline talip olmak niyetiyle ibadetlerimizi yapabilmek nasip olsun. Bugün Ramazan-ı Şerif’e kavuşacağımız, sahura kalkacağımız gün geldi. Evet hepimiz evlerimizdeyiz. Bir parça özgürlüklerimiz kısıtlandı. Ama bizden daha zor şartlar altında çalışanları düşünelim. Özellikle de sağlık çalışanlarımızın bu dönemdeki yükünü bilmem tahmin edebiliyor musunuz? Ailelerinden, evlatlarından uzak kalarak hayat kurtarmak için mücadele eden kahramanlarımıza bu ay bol bol dualar edelim. Bugün 23 Nisan ve biliyorum aylardır hazırlanan çocuklarımız okullarında arkadaş ve öğretmenleriyle birlikte gösterilerini yapamayacaklar. Ama onlara verebileceğimiz en güzel şey her şartta mutlu olmayı öğretebilmek olmalıdır. Ama önce bunu biz büyükler öğrenmeliyiz. Bu vesile ile hem mübarek Ramazanımızı kutluyor hem de Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını armağan eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve tüm milli mücadele kahramanlarımızı dualarla yad ediyorum. 

SEVİNÇ TANELERİ

Çocukluğuma değsin tüm günlerim. Hayallerim, mutluluklarım bayram kadar olsun. Büyüdük, büyüklerin dünyasında çocuk ruhumla çocuklarıma sarılıyorum. Hep mi kış olacak sanılır? Bu şikayetler bitmeyen didinmeler neden? Az sabır! Bekle bahar yakın. Yine çocuklar gibi şen, onlar kadar saf, kucaklaşacağımız günler kapıda. Her güne bir çocuk sevinci tanesi koy. Kuşlar bilir tanelerin nimet olduğunu. Sevinçle kahkahalar at dönme dolap oynar gibi yap. Yere düşen cam parçalarına inat. Kendine her ana bir mutluluk yarat. Sapır sapır dökülürken insanlık heyhat! Sen sarıl çocukluğuna tüm bayramlar gibi olsun yüreğin; şenlik yerindeyiz dünyada. Değmez üzülmeye, kahrolmaya. Üzmeyelim tüm çocuk kalplerini. Onlara bırakılacak en güzel armağan yürekten kopan kocaman sevinç taneleri olmalı her zaman.

HÜZÜNLÜ RAMAZAN

Ramazan- Şerif gelmiştir. Fakat bütün kasaba halkı buruk bir sevinç içindedir. Çünkü bir illet bir musibetle kasaba halkı karşı karşıyadır. Bundan mütevellid hem üzüntülü hem de hüzünlüdür. Hacivat evin balkonunda yalnız başına kukuman kuşu gibi oturmaktadır. Gayri ihtiyari bir söz çıkar Hacivat’ın ağzından.

-“Hayy Haaaakk!.. (Karşı balkondan  arkadaşı Karagöz duyar Hacivat’ı. Karagöz lafolsun torba dolsun diye.)

- Hayrola Hacivat’ım!.. Ramazan-ı Şerifi balkon sefasıyla karşılıyorsun sanırım. (Karagöz)

- Hayır Karagöz’üm, Asıl Ramazan-ı Şerif karşılıyor bizi. Şu halimize baksana, Biz günahkar kulların başında nasıl bir musibet ve illet var!.. Hüzünlüyüm hüzünlü. Üzüntülüyüm üzüntülü. Hani, camiye, cemaate gidebiliyor muyuz! Hem bundan mahrumuz, hem de evlerimize kapandık mahpusuz... (Karagöz topu taca atar)

- Oh ohhhh! Evlerimizde tatil yapıyoruz desene. Devletimiz varolsun evimize kadar her şey geliyor. Zaptiyeler emniyetimizi sağlıyor. İhtiyaçlarımız gideriliyor.  Yardım paketleri, maskeler ve kolanyalar.  En iyisi mi biz yan gelip yatalım. Bir nargile çekmediğimiz kalsın. (Hacivat bu konuşma üzerine çok kızmıştır ve hiddetlenir.)

-  Karagöz’üm ben ne diyorum, sen ne anlıyorsun.  Sözlerimi don lastiği gibi sağa sola çekiyorsun. (Karagöz)

- Hacivat’ım yiyip içip yan gelip yatıyoruz evde. Ne güzel işte Kihh kihh kihhh!.. ( Hacivat daha da hiddetlenir.)

- Karagöz’üm aklını başına devşir. Ayrıca nargileyi ve tütünü çıkarttık hayatımızdan. Anlamak istemiyor musun? Allah’ın evinden mahrum kaldık. Sevgilimizden ayrı düştük gibi bir hisle hüzünlüyüz. (Karagöz bu sefer lafı başka  tarafa çevirir.)

- Ne sevgilisi  Hacivat’ım. Sevgilin var da biz mi bilmiyoruz?  Bak sakalımız ağarmış, bu yaşta sevgili mi edineceğiz be yahu? İnsan biraz sakalından utanır. (Hacivat, Karagöz’ün sözünün bitmesine müsade etmeden başlar konuşmaya)

- Sen sevgilinin ne demek olduğunu da bilmiyorsun. Cemaatle yürekten dertlenmek ve hemhal olmak demektir. Birbirimizin yarasına merhem olmak demektir. Mevlaya birlikte yalvarıp yakararak birlikte dua demektir. Müezzin niye camiye çağırır bizi; her türlü  musibetten, illettten, afetten, felaketten korumaktır bizi. (Hacivat son noktayı koyarcasına demek istediğini der Karagöz’e. Karagöz;)

- Kusura bakma Hacivat’ım. Mizah yapmak istedim; huyum bu benim. Sanırım kaş yapayım derken göz çıkartıyorum. Seni güldürmeyi beceremedim. Hep bu illetten ve musibetten işte!.. (Hacivat ve Karagöz birbirine vedalaşırken nakaratla balkonlarından içeriye girerler.)

“Korona gitsin hüzün bitsin!.. Bütün millet bayram etsin!..”

Ramazan Hikayeleri

Yazar: Birsel Alver Yazıcı

MASALIMIN KAHRAMANI

Dalgalı bir deniz gibi yüzünün iki yanına dökülen saçlarının arasından evdeki telaşeye bakıyordu. Altı yaşında o zamanlarda bir çocuğun ki anaokuluna bile gitmediği halde hayli zeki ve uyanık sayılırdı. Ortalıkta bir Ramazan gelecek lafı dolaşıp duruyordu. Kimi komşuda badana boya işleri genelindeyse ince temizlik işleri yapılıyordu. Evin bütün perdeleri indirilmiş, camları silinmiş, halıları yıkanmış, vitrin içindeki tüm kristal bardakların her biri tek tek elden geçmişti...

Kimdi ki bu Ramazan bunca özen istiyordu, kime sorsa yaptığı işi ramazan gelecek diye yaptığını söylüyordu. Geceleri babaannesiyle yattığı döşekte bu günlerde bunu konuşur olmuşlardı. Babaannesine soruyordu:

-Babaanne Ramazan bize de mi gelecek?

-Tabi yavrum onun geldiği zaman çalmadığı kapı yoktur.

-Ramazanı seviyor musun?

-Tabi yavrum onu sevmeyen mi vardır, bereketli gelir ev ocak dolup dolup taşar, insanlar birbirleriyle her şeyini paylaşır, açlar doyar, merhametin ve iyiliğin adıdır Ramazan geldiği bir ay boyunca şehre bir sihir gibi dokunur, gider...

Nihayet babaannesi onun dilinden konuşmaya başlamıştı, sihir gibi geliyordu demek öyleyse bir prensti Ramazan, güler yüzlü uzun boylu atı bile olan bir prens...

Uyuyana dek gecenin karanlığında tatlı tatlı hayal kurar Ramazanla tanışacağı günü sabırsızlıkla beklerdi. Her gördüğü yerde annesini sıkıştırıp dururdu :

-Anne Ramazan ne zaman gelecek...

Yaaa demek bu gece gelecekti. On beş gün var dediklerinde ne kadar uzun gelmişti, yatacağız kalkacağız hesabı yaparken el parmakları yetmiyor bir de çorabını çıkarıp ayak parmaklarını da katıyordu işin içine. Her gün bir ayak parmağını çorabının içinde büküyor öyle geziyordu yorulana kadar... bu hesabı tutmaktan yorulup bırakıyordu bükük parmakla dolaşma işini.

Aman canım on beş gün de ne kadar da uzunmuş deyip sabırsızlıkla Ramazanın gelmesini bekliyordu...

En sevdiği çarşı ve pazar alışverişiydi her şey sanki tükenmiş gibi yeni baştan alınıyor bu gizemli misafire her bir yiyecek yeni paketinden ikram edilecek oluyordu... Ne güzeldi...

Uyuyup kalmıştı zavallıcık... Sabah o kadar erken bir saatte uyanmıştı ki herkes uyuyordu panik olmuştu fırlayıp koştu annesinin yanına öyle bir sarstı ki kadını kadın kan ter içinde kalmıştı korkudan...

-Anne söylesene Ramazan geldi mi?

-Geldi yavrum gece geldi

-Beni niye çağırmadınız?

-Üzülme yine gelecek...

Göremediği endişesi yeni bir umutla yer değiştirdi... Yeniden hayalindeki iyi yürekli güçlü kuvvetli Ramazanı beklemeye başladı...

Garip kimse yemek yemiyordu sorduklarında Ramazan yüzünden diyorlardı,

Yoksa Ramazan kötü kalpli biri miydi neden kimseye yemek vermiyordu... Yok yok o kötü biri olsaydı kendisine ve arkadaşlarına yemek yemeyi de yasaklardı.

Demek akşam ezanına kadar yasaklamıştı sadece... Yine de onun iyi kalpli biri olduğuna içten içe inanıyordu...

Akşam ezanı okunmaya yakın öyle güzel bir sofra donatılmıştı ki çorbasından zeytinine, peynirinden tatlısına masallardaki devlerin görkemli sofraları gibi eksiksiz bir sofraydı. Şimdi Ramazan bu sofraya gelecekti... Aman yarabbi hiç bu kadar güzel bir sofra hazırlanmamıştı daha önce kendini bir masalın içinde hissetti. En güzel elbiselerini giydi saçlarını tarattı. Ramazan onu en güzel haliyle görsün istiyordu.

Acaba Ramazan pazen minderin üstünde mi otururdu, yoksa şu cilalı ahşap iskemlede mi... İkisine de yakıştıramadı ama o yuvarlak yer sofrasının en güzel yerinde oturacağı kesindi, herkesin yüzü masalsı bir aydınlıkla parlıyor, gözlerinin içi temizlenmiş ve arınmış görünüyordu. Herkes kendisi de dahil çok ama çok seviyorlardı Ramazanı, ne kadar yasaklasa da yemek yemeyi o iyi kalpli biriydi ve herkese sözünü geçirmişti.

Ezan okundu ama kapıyı çalan olmadı, gelip sofraya onlarla yemek yiyen de olmadı demek ki babaannesini dediği gibi şimdi başka birinin kapısını çalmış başka birinin sofrasına buyur edilmişti.

Hüzünlendi kendi kendine babaannesi neyin var diye sorunca Ramazan bize yine gelecek mi diye sordu.

Tabi gelecekti gelmişti ya yine gelecekti...

Bir ay boyunca her gün Ramazanı bekledi ama göremedi.

Onun iyi yürekli ve gece gelen bir masal kahramanı olduğunu kabullendi sonunda...

Sen sevgili okur zihnindeki çocuğun o masalsı heyecanının içinde bir kahramanmışçasına karşıla Ramazanı... Dana izzet-i ikram edilmiş en güzel nimetlerinle donat masanı. Bir de oruç ağzınla dua et ülkemizin bu musibetten kurtulup kalabalık aileler olarak oturabileceğimiz iftar masaları için.