SAĞLIKLI YAŞLANMANIN SIRLARI

Yaşlanma, bedenin yapısı olan hücre, doku ve organ ve sistemlerin işlevinde meydana gelen geriye dönüşümü olmayan değişikliklerin sonucudur.

Evrende var olan her canlı gibi insan da yaşlanır. Bir bireyde oluşan fizyolojik ve metabolik değişimleri sonucunda kişinin yaşlandığını anlamamız çokta zor olmamaktadır. Saçın ağarması, derinin kırışması, duyma ve görme gibi organlardaki duyu azalmaları, boyun kısalması, beyindeki sinir hücrelerinde meydana gelen kayıplar sonucunda bilişsel performansın düşmesi, zihinsel yeteneklerde azalma, büyüme hormonunun azalması ile kas kütlesinin azalıp yağ kütlesinin artması ve bunun sonucunda bazal metabolizma hızının yavaşlaması, sindirim, boşaltım, dolaşım sisteminin değişmesi ile kas gücünün azalması, bağışıklık sisteminin düşmesi, serum yağlarının artması, tat duyusunun azalması ile besin alımının azalması gibi vücutta pek çok değişim olmaktadır. Peki insanının yaşlanmasına neden olan içsel değişimler nelerdir? İnsan neden yaşlanır? Yaşlanmayı engellemek mümkün değil midir? gibi sorularınızı duyar gibiyim. Gelin hep birlikte bilimsel olarak insanın neden yaşlandığını inceleyelim.

Yaşlanmanın Süreci

Yaşlanmanın sonucunda vücutta meydana gelen fizyolojik ve metabolik değişimleri yukarıda anlattım. Peki ya bu duruma neden olan olay nedir? Bilimsel olarak açıklamam gerekirse,

1.       Telomer kaybının oluşması. Nedir bu ‘Telomer’?

Canlıların temel birimi olan hücreyi düşünelim. Hücre yaşamı devam ettirmek için sürekli bölünüp kendini yenilemesi gerekir. Bunu yaparken kromozomlarda bulunan DNA’ları kullanırlar. Her hücre kendini kopyalayarak birebir aynı genetik şifreyle oluşan yavru hücreler meydana getirir. Bunu yaparken DNA sarmalı çözünür ve her DNA ipliğinin katlarından birinin bir parçası kaybolur. Bu bölgeye Telomer denir. Her hücre bölünmesinde telomerin bir parçası kaybolur ve zamanla hücre bölünmesi durur ve yaşlanma başlar.

2.   Genetik şifrede hata birikmesi

DNA hasara açık bir yapıdadır. Reaktif oksijen türleri, radyasyon ve toksik öğeler DNA’da hasara neden olurlar. Eğer hasarlı DNA onarılmadan hücre bölünmesi gerçekleşirse genetik hatalar yavru hücreye aktarılır. Hücresel yaşam dediğimiz süreç bu DNA’yı hasara uğratan maddeler ve DNA’nın onarımını sağlayan enzimlerin arasındaki savaşın geçtiği zaman dilimidir. DNA’ya hasar verenlere oksidanlar, onaranlara ise antioksidanlar denilir. Yaşlanma sürecinde ise bunların arasındaki denge önemlidir.

3.   Oksidasyon stresin oluşumu

İnsan yaşamı için oksijen en önemli maddedir. Ancak vücudumuzda eşleşmemiş oksijen içeren moleküller vardır. Bu moleküllerin hücreyi yıpratıcı etkileri vardır. Bu moleküllere ROS (serbest radikaller) adı verilir. ROS’u metabolizma ürettiği gibi çevresel faktörler sonucunda da oluşmaktadır. ROS eşleşmemiş oksijen içerdiğinden dolayı sağlıklı hücrenin oksijenini çalarak kendini tamamlar. Ancak vücudumuzun antioksidan savunması sayesinde antioksidanlarda bulunan fazla oksijeni bu maddelere vererek sağlıklı hücrenin ölümünü engellemiş olur. Sağlıklı yaşam bu oksidasyon stresi ve antioksidanlar arasında geçen savunma ile arasındaki dengeye dayanır. Eğer antioksidan savunmanız eksikse yaşlanma, yaşa bağlı hastalıkların oluşumu, DNA, protein, lipidlerde zamanla hasarın birikimi ile sonuçlanır.

4. Proteinin glikozlaşması sonucu yaşlanma kaçınılmazdır

Vücutta bulunan proteinin serbest amino gruplarının glikozla tepkimeye girmesi sonucu Glikosyonun son ürünü olan AGE’ler oluşur. Bunlar DNA, RNA ve işlevsel proteinlere zarar vererek proteinlerin esnek yapısını bozarlar. Örneğin göz merceğindeki proteinin yapısının bozulması sonucu Katarakt dediğimiz hastalık oluşur veya arterlerin sertleşmesi sonucu derinin kırışıp sarkması, Parkinson, Alzheimer gibi sinir hastalıklarının oluşmasının nedeni AGE’lerdir. AGE’ler bağışıklık sistemini düşürür ve kan şekerinin yükselmesine neden olurlar. İnsülin direncinin artmasıyla birey Tip 2 Diyabet hastalığının beraberinde şişmanlık oluşur.

Bütün bu bilimsel verileri verdiğime göre bunu neden anlattığımı açıklamanın zamanı geldi. Umarım sıkılmadan yaşlanma sürecinin mantığını anlamışsınızdır. Yaşlanma dediğimizde aklınıza gelen ilk şey hücrenin ölümü ve kendini yenileyemediği sonucuna vardığımıza göre bu hücrenin daha uzun yaşaması için neler yapmalıyız bir de buna bakalım ne dersiniz?

Yaşlanmanın Yavaşlatılması ve Sağlıklı Yaşlanma için Neler Yapmalıyız?

Dünyanın en uzun yaşayan insanlarının Japonya bölgesinde olduğunu biliyor musunuz? Peki neden Japonya bölgesindeler hiç düşündünüz mü? Uzun yaşamaktan çok daha önemlisi sağlıklı yaşlanmanın sırrı nedir?

Yukarıda sizlere neden yaşlandığımızı bilimsel bir dille anlattım. Şimdi ise bunu nasıl yavaşlatırız ve yavaş yaşlanırken nasıl daha dinç ve genç kalabiliriz bunun sırlarını vermek istiyorum.

Hücrelerimizi yaşlandıran en önemli etkenlerden birisinin serbest radikaller dediğimiz maddeler olduğunu açıkladım. ROS dediğimiz bu maddeleri azaltmak için antioksidan savunmadan bahsettim. Bu antioksidan savunmanın gücünü arttırmak için yapacağımız altın kurallar vardır. ROS denilen bu maddelerin artışına neden olan sigara, alkol kullanımı, sağlıksız beslenme, fiziksel aktivitenin az olması, radyasyon gibi çevresel faktörler oksidatif strese neden olmaktadır. Bu gibi çevresel faktörlerin azaltılması ve antioksidanların yeterli düzeyde alınmasıyla antioksidan savunmanın güçlenmesi kaliteli yaşam süresini uzatarak ‘Sağlıklı Yaşlanmayı’ mümkün kılmaktadır.

Japonya’da yapılan araştırmalara göre 100 yaşından fazla olan bireyler sağlıklı bir yaşlılığa sahiplerdir. Bunun nedeni araştırdıklarında ise;

-     Sağlıklı beslenmeleri,

-     Fiziksel aktivitenin yüksek olması,

-     Stresten uzak durmaları,

-     Toplumsal değerlere sahip çıkmaları ve sosyal ilişkilerinin güçlü olmasına bağlamışlardır.

Sağlıklı Yaşlanmanın Sırları

1.       Stres uzun yaşamın katilidir

Yapılan pek çok araştırmada stresin hücresel yenilemeyi ve hücre yaşını etkileyen telomerin hücre yapısını zayıflatarak hücresel yaşlanmayı hızlandırdığı kanıtlanmıştır. Stres ne kadar büyükse hücreler üzerindeki yıpratıcı etkisi o kadar büyüktür. Bu sebeple stresi azaltmak için nefes egzersizleri, yoga, meditasyon gibi rahatlatıcı etkisi olan yolları tercih etmenizi öneririm.

2. Sağlıklı Beslenmenin Mucizevi Etkisi

Yapılan araştırmalara göre kalp damar hastalıklarından ölüm oranının en düşük olduğu yer Japonya olduğu bildirilmiştir. Japonya’da yaşayan bireylerin beslenme şekilleri araştırıldığında ise antioksidanlardan zengin beslendikleri, her gün en az 5 porsiyon sebze ve meyve tükettikleri, her öğünde midelerinin yüzde 80’ini doldurdukları, besin çeşitliliğine özen gösterdikleri, glisemik indeksi düşük tahılların beslenmelerinde yer aldığı, şekerden uzak durdukları, haftada 1-2 kadeh kırmızı şarap içtikleri gözlemlenmiştir. Antioksidanlardan zengin beslenmek demekle neyden bahsediyorum? Antioksidan enzimlerin sentezini arttıran Selenyum, Çinko, E vitamini, A vitamini, C vitamini ile karetonoidler, flavonoidler içeren besinler antioksidan savunmayı güçlendirirler.  Bu besin öğelerini bulunduran besinlerdeki antioksidanlar hücrelerdeki oksidasyon sürecini yavaşlatır, hasara sebep olan ve yaşlanmayı hızlandıran serbest radikalleri nötrleyerek hücrenin yaşlanma süresini uzatır.  Antioksidan içeriği yüksek olan birçok besin olsa da birkaçını saymam gerekirse;

-     Ahududu, yaban mersini, çilek, böğürtlen, kızılcık, üzüm, nar gibi kırmızı mor meyveler, havuç, tatlı patates, pancar, lahana, greyfurt, portakal, limon, biber, maydanoz, dereotu gibi yeşil yapraklı sebzeler, balık, ceviz, badem, fındık, buğday, yulaf, kuru baklagiller, yeşilçay, beyazçay gibi besinlerdir.

3.  Fiziksel Aktivitenizi Arttırarak Ayakta Yaşlanın

Modern hayata geçmemizle birlikte fiziksel aktivite düzeyimiz git gide azalmıştır. Masa başı çalışma hayatı ve her yere araba ile gitmek ve herhangi bir sporla ilgilenmemek bizi günden güne iyice yaşlandırmaktadır. Sporun kalp damar sağlığı ile ilişkisi olduğunu bilmeyenimiz yoktur! Ancak buna rağmen yoğun iş temposuna kapılıp fiziksel aktiviteyi iyice kısıtlar hale geldik. Kan damarlarının yağ hücresiyle tıkanmaması ve hücrelerin daha da yaşlanmaması için fiziksel aktiviteyi arttırmak şarttır. Spor yapacak vaktim yok diyorsanız günde en az 30 dk tempolu yürüyüş yapmaya zaman ayırın. Japonya’da 130 yaşında olan bireyin sabah erken kalkıp hala bahçesini ekip biçtiğini biliyor musunuz?

4. Sosyal İlişkileriniz Kadar Hayata Tutkulusunuzdur

İnsan sosyal bir varlıktır. Ne kadar çok sosyal ilişkileriniz kuvvetli ise kendinizi o kadar çok zinde ve dinç hissedersiniz. Kendinize ve sevdiklerinize daha çok vakit ayırıp onlarla gülüp eğlenerek belki dans ederek ruhunuzu da beslemelisiniz ki hayata o derece tutunasınız. Yeni arkadaşlıklar kurmaya özen gösterin ve pozitif insanlarla arkadaşlık yapın. Böylece hayat daha anlamlı ve tutkulu gelecektir.

Benim bu yazıda sizlere anlatmak istediğim şey yaşlanma hızının yavaşlatılabileceği ve yaşa bağlı oluşan hastalıkların azaltılabileceği böylece yaşam kalitenizi arttırabileceğinizin mümkün olduğudur. Kendinizde ve yaşam tarzınızda yapacağınız birkaç değişiklik ile ‘Kaliteli ve Uzun Yaşamın’ sırrını çözerek sağlıklı yaşlanmaya adım atmaya ne dersiniz?