'SAHNELERİN MUTFAĞINDA ÇALIŞAN EMEKÇİLER İÇİN HEPİMİZ FİYATIMIZI YARIYA İNDİRELİM'

Micheal KUYUCU 11 Tem 2020

Yıllarını müziğe vermiş bir yorumcu. Önce sahnede meşhur oldu, oradaki yorumculuk deneyimini albümlerine taşıdı.

Yıllarını müziğe vermiş bir yorumcu. Önce sahnede meşhur oldu, oradaki yorumculuk deneyimini albümlerine taşıdı. Yayınladığı tematik konsept albümlerle Tanju Okan, Ferdi Özbeğen ve en sonda Selda Bağcan şarkılarına yeniden hayat verdi. Çok iyi bir yorumcu. Şarkıları hissederek seslendiriyor ve bu duyguyu bize veriyor. Cenk Eren’le 2020 yılının şanssız pandemi günlerini ve “Repertuvar Selda Bağcan Şarkıları” albümünü konuştuk. Cenk Eren hayatında ilk kez albümünün plak olarak da yayınlanmasından dolayı heyecanlı. Pandemi döneminde müziğin ve sahnelerin mutfağında çalışan ve işsiz kalan sahnelerin emekçileri içinde bir şeyler yapılması gerektiğini söyleyecek kadar da duyarlı.

‘Karantina bana iyi geldi’

14 Mart’tan beri karantinaya aldım kendimi. Çok mecbur kalmadıkça sokağa çıkmadım, haliyle bir de 6 kilo aldım. Ayrıca sokağa çıkmak ve çalışmak zorunda olan insanlar vardı. Ben o kısımda olmadığım için kendimi o anlamda şanslı hissediyorum. Çok dinlendirdim vücudumu, beynimi, ruhumu. Bana biraz bu anlamda iyi geldi. Sorumluluğum altında olan insanların hepsiyle ilgilendim. Ailem, müzisyenlerim gibi. Fakat daha sonra dairenin çevresindeki yani benim etrafımdaki insanların biraz daha dışına çıkıp onları düşünmeye başladım. Oradan talepler geldikçe ya da gelmese de “eyvah o insanlar ne yapıyor, ne yapacaklar, ne olacak” falan demeye başlayınca o zaman düşünmeye başladım tabi.

“Müzisyenler zor durumda kaldı!”

Ben ve benim tarzımdaki arkadaşlarım orkestralarını her zaman korur kollarız ki öyle yaptık. Fakat bunun dışında kayıt dışı çalışan ve herhangi bir solisti olmayan çok müzisyen, sanatçı arkadaşlarımız var. Belki isim olmamış bir sürü, yüzlerce, binlerce müzisyen arkadaşımız var, onlar çok zor durumda kaldılar. Bizler tabii ki çalışmadan durabiliriz, orkestralarımıza da bakabiliriz, baktık da zaten ama diğer müzisyenler için çok bir şey yapılamadı. Onlar sigortasız çok çalışan olduğu için devlet yardımlarından da faydalanamadılar.

“Sosyal medyada lince uğradım”

Hep denir ya müzisyenler çok para kazanıyor falan diye, belki şeyi ayırmak lazım. Hani bizimle çalışan müzisyenler, adı olan müzisyenler o parayı kazanmış olabilir ama ufak yerlerde çalışan müzisyenlerin durumu farklı. Hepsi hakikaten çok cüzi paralara günlük çalışan insanlar. Gündelik işçiler gibiydi onlar çok zorlandılar bu dönemde. Onlar için bir şeyler yapılması lazım. Hep şu söylendi “O zaman siz bakın”. Fakat bu birinin yapabileceği bir şey değildi, bu muhakkak devletle birlikte yapılabilecek bir şeydi. Onun için de biz dedik ki peyderpey, bütün iş kolları açılırken kurallar çerçevesinde müzik ve sahne sektöründeki iş yerleri de açılırsa insanlar da yavaş yavaş çalışmaya başlarlar. Bunu dedim ve linçe uğradım. “Biz bakabiliriz kendimize, önemli olan bu müzisyenler” dedim ama yanlış anlaşıldı.

“İnsanların acısı varken ben evde oturup şarkı türkü söyleyemem”

Bu hastalık başladığında ben şöyle bir şey söylemiştim “İnsanların acısı var, bunun nereye gideceği belli değil, böyle bir şey varken ben böyle çok evde oturup şarkı türkü söyleyemem” demiştim. Fakat hassasım, hani korktum, çünkü o yurt dışındaki olayları görünce, işte o hastaneler, ambulanslar, o hastane bahçelerinde hastalar, ölümler falan beni korkuttu. Ben Allah korusun öyle bir yere giderse o zaman evde şarkıyı, türküyü kim dinleyecek diye o lafı ettim. Dolayısıyla o zaman müzik yapmayacağımı söylemiştim ve de yapmadım. Ama baktık hakikaten Türkiye bu süreci çok güzel atlattı, tabii ki ölümlerimiz oldu Allah rahmet eylesin. Fakat hastanelerimizden o kötü görüntüler gelmedi, caddelerimizden o kötü görüntüler, ambulans sesleri gelmedi dolayısıyla bende ufak tefek o online konserler yaptım.

“Sanatçılar sahne fiyatını yarıya indirmeli!”

Sahneler başlayacak bazı yeni normallerle olmaya başladı, olacak da. Sahnelerde, her şeye çok dikkat edilecek. Bu olmalı çünkü dediğim gibi oralardan bir sürü insan, müzisyeni, garsonu, komisi bu insanlar para kazanacaklar. Bence bunun faturasını orada çalışan biz sanatçıların ödemesi gerekiyor. Herkes fiyatını yarıya indirecek. Hatta daha fazla olmalı. Böyle bir dönemde işlerin devam edebilmesi için sanatçılar en azından yarı yarıya bir indirim yapacak ki fiyatlarında, işletmeler böylece mekan sahipleri de fiyatlarını arttırmasın ve insanlar da bu mekanlara gelsin. Bu seneyi böyle geçirmek durumundayız. Yani ekonomiyi ayakta tutmak için insanlar bu seneyi böyle geçirecekler, bu mekanlara gelen insanlardan o fahiş fiyatları alırsanız zaten o insanlar gelmez. Müzisyeninin, garsonunun, komisinin, tuvaletçisinin, çiçekçisinin oradaki herkesin ufak tefek bir para kazanıp o mekanları ayakta tutabilmek önemli olan.

“Selda Bağcan’la atışıyoruz”

Bana diyorlar ki “Neden hep proje albümler yapıyorsun?” Evet ben proje albümler yapıyorum ama arada benim yaptığım sıfır şarkılardan oluşan albümler de var, arada sırada tekli şarkılar da çıkarıyorum, güzel bir şarkı olursa onu da söylerim. Ben proje albümü yapmayı seviyorum, bundan da mutluyum. İnşallah ömrüm el verirse dördüncüsünü de yaparım bunun, beşincisini de yaparım. Ama bu son Selda Bağcan albümü benim için çok kıymetli bir albüm oldu. Selda’nın prodüktörlüğünü ve yapımcılığını yapması benim için çok özeldi. Yani mutluyum, benim için işler yolunda gidiyor bu anlamda. Yaptığım proje albümleri gayet iyi gidiyor, gayet güzel gidiyor. Her şey yolunda. Seldan Bağcan albümüm plak olarak da yayınlandı. Bu benim ilk plağım oldu. Çok önemli benim için, hakikaten plak dinlemek çok keyifli bir şey. Çok farklı ve çok güzel. Her yerden alabilirler plağımı. Selda ile de küçük bir atışma yapıyoruz. Selda’nın albümü çıktı “Hırslandırdın beni şimdi daha saldıracağım o albüme. Seninkiyle başa baş gitmek istiyorum” falan diyorum gülüyor. Çünkü sonuçta benim plağımın prodüktörü de o, aynı zamanda onun kendi albümü de çıktı, plağı da çıktı. “Hadi bakalım” diyor. Çok güzel tatlı bir rekabet bile oluşturduk aramızda.

Dünyanın en önemli sinemacıları 12 Punto’da

TRT’nin bu yıl 2’ncisini düzenleyeceği “12 Punto TRT Senaryo Günleri” uluslararası jüri üyeleri belli oldu. 12-18 Temmuz tarihleri arasında 10 farklı ülkeden katılımla 3 ayrı platformda gerçekleştirilecek programda dünya sinemasının önde gelen isimleri bir araya gelecek.

Dünya sinema endüstrisinin önde gelen isimlerinin yer aldığı uluslararası jüri üyeleri arasında; Avrupa Film Akademisi Başkanı Mike Downey (İngiltere), Cannes Film Festivali Cinéfondation Genel Müdürü Georges Goldenstern (Fransa), Doha Film Enstitüsü CEO’su Fatma Hassan Alremaihi (Katar), Saraybosna Film Festivali Endüstri Bölümü Direktörü Jovan Marjanovic (Bosna Hersek) ve dünyanın en etkili film satış şirketlerinden Films Boutique Satış Ajansı Direktörü Gabor Greiner (Almanya) yer alacak. 

Oscar ödüllü İranlı ünlü yönetmen Asghar Farhadi, sineması, yönetmenliği ve hikâye anlatıcılığı üzerine masterclass verecek. Cannes gibi festivallerdeki ödüllerinin yanı sıra “Bir Ayrılık” ve “Satıcı” isimli filmleriyle “En İyi Yabancı Film Oscar”ını alan Farhadi’nin masterclass’ı, 16 Temmuz Perşembe saat 12.00’de 12 Punto Youtube hesabından canlı yayımlanacak. Ödüller, 18 Temmuz Cumartesi akşamı Feriye’de gerçekleştirilecek kapanış töreninde sahiplerini bulacak. Kapanış töreni TRT2’den canlı yayınla ekranlara gelecek.

MEF Üniversitesine uluslararası bir ödül geldi

1997 yılında ABD’de kurulan, dünyanın birçok ülkesinde yükseköğretim ve K12’ye hizmet veren e-öğrenim ve uzaktan eğitim teknolojileri ve çözümleri şirketi Blackboard 15 yıldır verdiği Catalyst Ödülleri’nde bu yıl “Öğrenme ve Öğretme”, “Değişimde Öncülük”, “Toplumsal Katılım”, “Herkes için Kapsayıcı Eğitim”, “Öğrenci Deneyimini Optimize Etmek”, “Eğitim ve Mesleki Gelişim”, “Öğrenci Başarısı” olmak üzere 7 kategoride ödül alan üniversiteleri açıkladı. Dünyanın farklı coğrafyalarından üniversitelere verilen ödüllerde, “Öğretme ve Öğrenme” kategorisinde, MEF Üniversitesi de dahil olmak üzere dünya çapında on üniversiteye ödül verildi. BlackBoard yetkilileri, bu ödülün, MEF Üniversitesi’ne eğitim deneyimini olumlu yönde etkilemek adına, teknoloji kullanımı, esnek, uzaktan ve çevrimiçi, aktif eğitimi benimseme ve uygulamadaki başarısı nedeniyle verildiğini iletti. 15 yıldır verilen Catalyst ödüllerinde bu yıl Türkiye’den sadece MEF Üniversitesi ödül aldı. 

Adaptif öğrenmede Türkiye’de tek üniversite

MEF Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Muhammed Şahin “MEF Üniversitesi, algısı farklı çalışan yeni kuşağın öğrenme süreçlerine uygun yenilikçi eğitim öğretim ve aktif öğrenme modeli olan Flipped Learning (ters yüz öğrenme) ile 2014 yılında kurulan üniversitedir. Üniversitemiz, 6 yıllık deneyimlerini 3 uluslararası kitap olarak yayımlamıştır. 3. kitap The New University Model (Yeni Üniversite Modeli) adıyla 2019’da Amerika’da yayımlandı. MEF Üniversitesi’nde Flipped, Adaptif, Dijital ve Aktif Öğrenme yöntemleriyle öğrencilerin mesleki ve kişisel gelişimleri sağlanır. Öğrenciler, 21. Yüzyıl yetkinliklerine hazır olarak yükseköğretimden mezun olurlar. Öğrencilerimizin yükseköğretim süreçlerinde yenilikçi bir yol izlenmekte, teknolojik altyapıya önemli yatırımlar yapılmaktadır. Yapay zeka destekli ve adaptif öğrenme uyumlu dijital kaynaklar ile öğrencinin öğrenme hızına göre şekillenen alt yapının ülkemizde kurumsal olarak kullanıldığı tek Üniversite MEF’tir. Pandemi sürecinde MEF’in 6 yıldır yaptığı yatırım ve elde ettiği deneyim herkes tarafından görülmüştür. Dünyada 100 milyonunun üzerinde kullanıcısı bulunan, en eski ve en büyük eğitim teknoloji şirketi Blackboard tarafından özellikle bu yıl eğitim ve öğretim alanında bu ödüle layık görülmek bizi çok mutlu etti.” dedi. 

Bu başarılar YKS’ye girenlerin ilgisini çekecek

MEF Üniversitesi böylece bir başarıya daha imza atmış oldu. Hem ulusal ölçekte hem de uluslararası ölçekte ödüller alan üniversite kısa bir sürede ciddi bir büyüme yakaladı. Bu başarının ardında ciddi bir çalışma var ve bu çalışma yavaş yavaş meyvelerini vermeye başladı. YKS sınavı sonuçlarından sonra anneler ve babaların MEF Üniversitesine özel bir ilgi vereceğine inanıyorum. Benim çocuğum, kardeşim olsa mutlaka MEF üniversitesini on seçilecek üniversiteden biri olarak kendi listeme yazar önerirdim.

İnkılap Kitapevi iz bırakanları kitaplaştırdı

İnkılâp Kitabevi’nin biyografi ve anı kitapları, okurları spor, kültür, edebiyat, sosyal hayat ve siyasetin önemli isimlerinin yaşamlarına tanık olmaya davet ediyor. Son olarak Yaşar Kemal, Aziz Nesin, Süleyman Saba, Adnan Menderes, Güzin Özyağcılar, Bülent Ortaçgil, Yılmaz Vural gibi isimlerin hayatlarını kitap olarak yayınlayan yayın evi biyografi ve tarih meraklılarına müthiş kitaplar sundu.

16 yıllık efsane başkanın hayatı

Bu kitaplar arasında 16 yıl içinde Beşiktaş’a beş kez lig şampiyonluğu yaşatan efsane başkanın da hayatını anlatan bir kitap var. Futbola, rakibe saygı, dürüstlük, tevazu, gençlere fırsat, sözünün eri olmak ve belki de en önemlisi “Şerefli ikinciliklerle övünmek” gibi değerleri kazandıran ve yaşatan efsane Beşiktaş Başkanı Süleyman Seba’nın hayatını Rıdvan Akar kaleme aldı.

Menderes hakkında bilinmeyenler

Bir diğer kitap ise “Bilinmeyen Menderes” adlı kitap. Dr. Mükerrem Sarol, “On dört yıl arkadaşım, on yıl liderim” dediği ve yıllarca yanında bulunduğu başbakan Adnan Menderes’in hayatına dair gizli kalmış anılarını Bilinmeyen Menderes’te anlattı.

Futbolun Don Kişot’unun hayatı

Orhan Bahtiyar ise “İnadım İnat” adlı kitapta, Çin Radyo ve Televizyonu’nda futbol maçı yorumlayan, orta sınıf bir ailenin çocuğu olarak gittiği Almanya’da, eğitim sistemine kızarak, kaybedeceğini bildiği halde bir Don Kişot gibi savaşan ve kazanmayı başaran, mesleği için yaptığı fedakârlıklar sonucu Alman Futbol Federasyonu’nun jest olarak yıllık ders programını öğrencisinin programına uyduran sempatik ve yetenekli futbol insanı Yılmaz Vural’ın hayatını kaleme aldı.