SAVAŞIN DEĞİŞEN KARAKTERİ

Metin GÜRCAN 03 Haz 2016

Geleneksel literatürde savaş, devletlerarası nitelikte veya bir devlet içindeki farklı politik gruplar arasında sivil nitelikte, hasım gücün azim ve iradesinin kırılmasını amaç edinen silahlı mücadele olarak tanımlanmakta.

Geleneksel literatürde savaş, devletlerarası nitelikte veya bir devlet içindeki farklı politik gruplar arasında sivil nitelikte, hasım gücün azim ve iradesinin kırılmasını amaç edinen silahlı mücadele olarak tanımlanmakta. Ancak, son yıllarda savaşların devletlerin tekelinden çıktığı ve devlet dışı aktörlerin de müdahil olduğu, asker olanla sivil olanın birbirine karıştığı, başlangıcı ve bitiş zamanı kestirilemeyen, zafer ve mağlubiyet kavramlarının muğlaklaştığı bir karaktere büründüğü görülmekte. Bu dönüşüm ise literatürde, “yeni nesil savaş” kavramının ortaya çıkmasına ve bazı olguların farklı boyutlarıyla tartışılmasına zemin hazırlıyor.

Savaşta Ulus-Devlet Tekelinin Kırılması 

Yeni küresel güvenlik ortamında en üst politik şiddet türü olarak savaş, ulus-devletlerin tekelinden çıktığı gibi, savaşan taraflardan biri veya birkaçı devletlerin düzenli orduları dışındaki aktörlerden meydana gelmeye başladı.  Bu da savaş olgusunu bireyler, suç örgütleri, aşırı dini akımlar, etnik şiddet yanlısı akımlar gibi farklı devlet-dışı aktörlerin etkilerine açık hale getirdi. Ayrıca örneklerini Afganistan ve Irak’ta gördüğümüz taktik seviyede muharebe yetenekleri olan özel askerî şirketlerin güvenlik alanında kullanılmaya başlanması ile güvenlik kavramı ticarileşerek devlet dışı aktörlerin küresel güvenlik ortamında daha görünür olduğu bir nitelik kazandı. . 

“Bir Önceki Savaş İçin Hazırlanma” Sendromu ve Yeni Durumlara Adapte Olamama

Irak ve Afganistan örneklerinde görüldüğü gibi “değişen yeni durumlara süratle adapte olamama” sorunu modern dünya ordularının karşılarına en büyük sorun olarak çıkmakta. Ayrıca, Irak, Afganistan ve Suriye tecrübeleri ışığında harekat alanında operatif seviyenin eriyerek belirsizleştiği, bunun sonucu olarak da taktik seviye ile stratejik seviye arasındaki makasın açıldığı gözleniyor.

 Taktik Seviyenin Artan Önemi 

Yeni nesil çatışmalarda kolordu ve tümen düzeyindeki ağır zırhlı ve mekanize birliklere duyulan ihtiyaç azalarak, harekâtın sıklet merkezi, kendi kendine yeten, hafif ve süratli hareket edebilen tugay seviyesindeki birliklere kaydı. Muharebe ortamının karmaşıklaşması, harekâtların sivillerin yaşadığı meskûn mahallere kayması, halk desteğinin kazanılmasının başarıda önemli bir kriter haline gelmesi, artan iletişim imkânları ve medyanın gücü gibi hususlar ise harekât alanında bulunan takım, bölük ve tabur gibi taktik unsurların önemini daha da arttırdı.

Savaşta Düşman-merkezli Anlayıştan Halk-merkezli Anlayışa Geçiş 

Yeni nesil savaşta, asker ve sivil arasındaki ayrım ortadan kalkarak, hem asker hem de sivili içeren “melez” mücadele stratejileri geliştirilmeye başlandı. Bunun en önemli nedeni ise savaşın askeri bir mücadele olmaktan çıkarak politik ve sosyal bir mücadeleye dönüşmesiydi. 1990’ların sonundan başlayarak, Kosova Savaşı, Rusya-Gürcistan Savaşı, Afganistan ve Irak operasyonlarında görüldüğü gibi harekat alanında çok-kimlikli hale gelen toplum yapıları nedeniyle sivillerin çatışma ortamında görünürlükleri arttı. Siviller, çatışmada geçmişe kıyasla oldukça etkili bir taraf haline geldi. Bu nedenle savaş alanının arazi, hava şartları ve düşmanı esas alan geleneksel fiziki tanımları genişleyerek “bilgiye dayalı” ve “sosyo-psikolojik alanlarının” da olduğu kabul görmeye başladı.

“Fetih Anlayışından” (triumphalism) “Barış Adamına” (man of peace) Dönüşüm 

Günümüz savaşlarında düşmanın fiziki varlığını sona erdirerek ve yıldırarak muharebe kazanmaya odaklanan askerlerin bu hedefe ulaşmak için şartlandırıldıkları “fetih anlayışı” (triumphalism)  geçerliliğini yitirerek yerini barış odaklı anlayışa bıraktı. Başta Afganistan ve Irak’ta mücadele eden ABD Ordusu olmak üzere,  yeni nesil savaşla karşılaşan pek çok ordunun temel problemi, bu anlayış nedeniyle giderek sivilleşen muharebe ortamının gereklerini algılamakta zorluk çekmesi olmaya başladı. Halk-merkezli stratejiler, bölgesindeki halkın desteğini kazanmak için onların duygu ve düşünceleri ile algı ve kanaatlerini iyi anlayabilen, kültürel adaptasyonu yüksek, bölgenin dilini bilen, bireysel ve grup düzeyinde sosyo-psikoloji ve antropoloji gibi disiplinlere hâkim ve bölge halkının beyni ile kalbini kazanmayı, öldürmeden çok yaşatmaya odaklanmış askerler gerektiriyor. Bu da “barış adamı” olarak eğitilmiş askerlerin çatışma bölgelerinde  kullanılması zorunluluğunun arttığı  anlamına gelmekte. 

Şehirlerin Artan Önemi

Yeni nesil savaşın, artan kentleşme ve nüfus, kırsaldan şehirlere göç, küreselleşme gibi dinamikler nedeniyle kırsal alanlardan meskûn mahallere (özellikle büyük şehirlere –megacities-) kayacağı konusunda askerî stratejistlerin fikir birliğinde olduğu belirtilebilir.  Bu durumla ilişkili olarak, her türlü çatışma ortamında askerî (military) ve kolluk gücü (law enforcement) kavramları birbirine içine girmeye başlarken, savaşla ilgili başta zafer-mağlubiyet olmak üzere, savaşın başlangıç-bitiş tarihi, dost-düşman, düşman-sivil, askerî mücadele-organize suçla mücadele gibi kavramlar giderek muğlaklaştı.

Siber Savaş: Savaşın Yeni Cephesi 

Yeni nesil savaş ortamında cephe kavramı artık mekânsal bir olgu olmaktan çıkmış ve siber dünyanın da en önemli cephelerden biri haline geldiği gözleniyor. Özellikle hem barış ve kriz hem de savaş dönemlerinde çok boyutlu olarak icra edilebilen bilişim altyapılarını tahrip edici sabotajlarla hasım gücü itibarsızlaştırmak, motivasyonunu zayıflatmak ve gizli sızmalarla istihbarat toplamak amacıyla icra edilen siber saldırılar yeni nesil savaşın önemli parametrelerinden biri oldu. 

Savaşın Başlama ve Bitişi Zamanlarının Belirsizleşmesi 

Eski nesil savaşta barış-kriz-savaş dönemi olarak tanımlanan ve birbirinden net olarak ayrılabilen üç farklı dönem vardı.  Yeni nesil savaşta ise bu kavramları birbirlerinden net olarak ayrılmak oldukça güç bir hal aldı. Barış ve savaş kavramları muğlaklaşırken, devletler ve devlet dışı aktörler bilgi harekâtı, terörizm, siber savaş gibi yeni parametrelerle barış ve kriz dönemlerinde bile aktif mücadele etmeye başladı. 

Zaferin Savaş Başlamadan İnşa Edilebilir Hale Gelmesi

Yeni dönemde dünya orduları, eskiden “katı haldeki” savaş ve güvenlikle ile ilgili olguların “sıvılaşarak akışkan hale gelmesi” nedeniyle “askerî zafer” ve “siyasi zafer” kavramlarını günümüzde artan iletişim imkanları sayesinde daha savaş başlamadan algı yönetimi operasyonları ile manipüle edilebiliyor. Örneğin, 2008-2009 Gazze Savaşında İsrail’in galibiyeti ile ilgili algı yönetimi çalışmalarına operasyonun başlangıç tarihi olan 28 Aralık 2008’den aylar önce başladığı savaşla ilgili İsrail yanlısı yayın yapan medya incelendiğinde kolaylıkla görülmekte. Literatüre baktığımızda “askerî zaferlerin” algı yönetimi teknikleri ile inşa edilebildiği bu yeni dönemde yüksek teknolojili yeni nesil silah sistemlerinin kullanılmasının, operasyona katılan personelin/birliklerin taktik başarılarının ve kişisel hikâyelerinin anlatılmasının, yeni taktik ve manevraların kullanılmasının ve bunların etkin iletişim yöntemleri ve etkileyici temalarla kamuoyu ile paylaşılmasının “askerî zaferlerin” inşasında etkili olduğu görülüyor. 

Bilgi Harekâtının Artan Önemi 

20. ve 21. yüzyıldaki hızlı gelişmelere bağlı olarak düşmanın iradesini kırabilmek için barış, kriz ve savaş dönemlerinde de kullanılabilecek askerî, politik, ekonomik ve sosyo-psikolojik pek çok vasıtanın kullanılabilmesi mümkün hale geliyor. Cep telefonları, yaygınlaşan internet ve sosyal medya ağları sayesinde katı emir komuta zinciri kırılırken, savaşın tarafları daha yatay teşkilatlanma imkânına kavuştu. Adem-i merkezî bir planlama ile etkin icraat artık mümkün. Cephesiz ve barışta bile uygulanabilen psikolojik harekât ve siber savaş teknikleri ile hasmı itibarsızlaştırma, hedef kamuoylarının algı ve kanaatlerinin dost çıkarlarına uygun olarak şekillendirilmesi, hasmın bilgi işlem altyapılarına taarruz, hasmın bilgi sistemlerine sızarak bilgi toplama artık mümkün. Bilgi harekâtının muharebe ortamını hem zaman hem de mekân olarak değiştirmesi ile ilgili olarak, sivil toplum içinde daha iyi kamufle olma ve daha az hedef teşkil etme imkanı elde edildi.

Özellikle  açık kaynak istihbaratında “Büyük Veri Analizleri- Big Data Analysis) önemi giderek artıyor. Örneğin, ABD ve İngiltere başta olmak üzere modern dünya orduları, muhtemel harekât alanlarındaki internet ve sosyal medyada elde edecekleri büyük veri setlerini (örneğin Afganistan’daki Arap-Selefi-cihadçıların tespiti için bu ülkedeki Arapça internet ve sosyal medya hareketliliğinin incelenmesi gibi) nasıl analiz edilebilecekleri konusunda teknikler geliştirmeye çalışıyor.

Artan Sosyal ve Siyasi Baskılar

Yeni nesil savaşta kamuoyu baskısı önemli bir parametre haline geldiği için meşruiyet için .  Bilgi edinmeyi bir hak olarak algılayan kamuoylarının ordular tarafından  hesap verebilirlik ve şeffaflık prensipleri ışığında sağlıklı iletişim kanalları ile sürekli olarak bilgilendirilmesi ve her türlü harekâtın/operasyonun toplumsal meşruiyet boyutu önem kazandığı görülüyor.

Sonuç

Artık günümüz güvenlik ortamında geleneksel anlayışın aksine ulus-devletlerin “savaş” denen en yüksek politik şiddet formunun kontrolünü kaybettiği görülüyor. Başta küresel terörizm, deprem, sel gibi doğal afetler, kaçak göçmenler ve sınır güvenliği, uluslararası organize suç örgütleri, korsanlık, siber savaş, tehdit olarak tanımlanan aktörlerin finansal takibi gibi doğrudan ulus-devlet kaynaklı olmayan tehdit algılamaları savaş olgusunun geleneksel tanımlarından taşmasına neden olmakta. Yine, hem “sert” hem de “yumuşak” boyutları olan “melez tehditleri” en etkin şekilde karşılamak için ancak sivil ve askeri alanların birbiri içine girmesi ile “melez güvenlik güçlerinin” kurulması bir zorunluluk haline gelmiş gibi görünüyor. Bu açıdan bu yeni güvenlik ortamında “sivil” ve “asker” arasındaki ayırımın giderek muğlaklaştığını söylemek pek de abartılı olmaz. Bu nedenle pek çok modern dünya ordusunun yapısal reformlara yöneldiği, “savaşçı asker” yanında “diplomat asker”, “barış adamı” ve “teknokrat asker” gibi yeni askeri sınıfların türemekte olduğu da bir gerçek.