VFkatilim2


ŞİMDİ TÜRKİSTAN ZAMANI!

Safını netleştirme, tarafsız olmayan bertaraf olur, doğu mu, batı mı, Asya mı, Avrupa mı gibi iki karşıtlık/düalizm mantığı modernizmin insanlığa armağan ettiği determinzim/belirleme/tayin etme tutkusunun bir ürünüydü.

Safını netleştirme, tarafsız olmayan bertaraf olur, doğu mu, batı mı, Asya mı, Avrupa mı gibi iki karşıtlık/düalizm mantığı modernizmin insanlığa armağan ettiği determinzim/belirleme/tayin etme tutkusunun bir ürünüydü. Bu yaklaşımın bize özgü en zıvanadan çıkmış hallerini bir hayli geç kalmakla birlikte tekrarına do-yu-la-ma-yan kimlik tartışmalarında gördük. Türk müsün, Müslüman mıya kadar varmıştı iş. İnsanlarımız öyle bir cendereye sokuluyor ki, sanki Müslümanlığını söylese, Türklüğü ona küsecek, milliyetini dillendirse dininden olacak gibi. Aynı sıkıntılar parti politikalarında da yok mu? Ak Parti, Türk Dünyası derse “eksen kaydı” diye vaveyla kopuyor. İslam alemine ve AB'ye ihanetle suçlanıyor...

Meşhur bir İstanbul fıkrasıdır. Mişon'un işlek meyhanesini ucuza kapatmak isteyen Hiristo oradaki Ermeni müşterilerine “Hz. İsa'yı zalim Yahudilerin nasıl vahşice katlettiğini” dramatik bir dille anlatarak galeyana getirir. Müşteriler hep birlikte tavır alınca, Mişon “etmeyin eylemeyin bu iş üç bin sene önce olmuş” demişse de “olsun, ama biz yeni öğrendik” diyen terk etmiş. Bu kimlik ve ideolojik tartışmalar da böyledir. Her zaman bir gurup yeni öğrenen kontenjanı olduğu için köz onlar tarafından zaman zaman harlandırılır.. Oysa artık post modern zamanlarda her türlü düalizm yerini çoğulcu kavrayışlar alıyor. Yani artık “iki karpuz bir koltuğa sığar mı? değil, bir kaç karpuz hatta yanında başka şeyler de sığdırmak zorundayız. Küreselleşen dünyada her şeyde olduğu gibi, politikada da iç-dış ayrımları bile giderek birbirine daha çok karışıyor ve parametreler hibritleşiyor. 

İslam Kerimov'un ölümünden sonra Türk Cumhuriyetleri arasında devr-i Sovyetten kalan tek lider artık Nursultan Nazarbayev. Onunla birlikte daha önce ülkelerinde Komünist Partisi'nin lideriyken 1991 bağımsızlık sonrasında ismini Demokrat, Birlik vb diye değiştirerek ve yenilenmiş aynı partilerin lideri olarak Haydar Aliyev  ve Sefermurat Türkmenbaşı ölünce, Kırgız lider Asker Akayev ise bir darbeyle ayrıldılar. Onlar arasında KGB içinden ve SBKP'nin ikinci adamı olan Haydar Aliyev ile en başından Ortaasya'da Sovyet döneminden itibaren KP bölge lideri olarak o günün ölçülerine göre uluslararası vizyona sahip liderlerdi. İslam Kerimov ise belki de öksüz bir çocuk olarak yetiştiği yurtlardan itibaren içine kapanık kendi dünyasına gömülü olduğu gibi, ülkesini de dışarıya açmakta direndi. Zaten kapalı konfederal yapı olan SSCB içinden çıkan ülkeler için kurtlar sofrası olan uluslararası arenaya atılmak elbette pek çok riskler içeriyordu. Ancak bir çok benzer eski Sovyet ülkeleri kendini koruyarak dünyaya açılmanın yolunu buldular. Komşu Kazakistan riskli nüfus yapısına ve sıcak para girişine rağmen dünyaya açılmak ve yenilikleri ülkesine taşımakta oldukça cesur davrandı. Kerimov yönetimi bu anlamda konjonktürünü aşacak bir strateji geliştiremedi. Yer yer ekonomide Güney Kore ile yoğun işbirliği yapsa da Çin modeli denebilecek çok kontrollü bir serbest piyasa ekonomisine izin verdi. Kerimov yönetimi, bağımsızlığın ilk yıllarında ortaya çıkan ve hızla gelişen muhalefet hareketlerinin Azerbaycan'daki gibi kendisini  devirecek endişesiyle sert şekilde bastırdı. Ortaya çıkan isyan hareketlerini ve o gösterilerdeki bir takım radikal İslamcıların varlığını gerekçe göstererek diğer hemen bütün post Sovyet ülkelerde ortaya çıkan Halk Cephesi hareketlerinin Özbekistan versiyonu olan ana muhalefet Birlik Hareketi'ni ve Erk Partisi ile İslami Diriliş Partilerini kapatarak liderlerini sürgün etmişti... Zaten daha sonra Andican'da 3000'den çok insanın öldürüldüğü ayaklanmadan sonra ülke iyice içine kapandı...Ondan sonra mevcut yönetimden bir açılım da bekleyen olmadı zaten.

Kerimov sonrası şimdilik vekaleten ama kuvvetle muhtemel asalete dönüşecek Şevket Mirzayev yönetimin önünde yepyeni fırsatlar var. Bu konuda Rusya çok atak davrandı. Kerimov'un cenazesine en yüksek düzeyde katılarak ilgilendiler ve cenaze kalktıktan bir gün sonra Putin  Taşkent'e giderek yeni yönetime ve aileye taziye ziyaretinde bulundu. Rusya ve bölge ülkelerinin medyası bu ziyareti bütün ihtişamıyla servis etti. Neden cenazeye katılmadan bir gün sonra gitti? Çünkü Putin'in de Kerimov'la arasının çok sıcak olmadığı sır değildi. Onun için ziyaretin asıl amacı, geride kalanlara destek ve dünyaya da buralarda ben varım mesajını vermekti. Türkiye ise maalesef bu işte yaya  kaldı. Bütün enerjimizi hala FETÖ öldürmeye devam ediyor. Oysa  elimizde tepsi, koltuğumuzda karpuzlar, başımızda kavunlar... vs taşımak durumundayız. Cenazeye katılan Tuğrul Türkeş basınımızda doğru düzgün haber bile olmadı. Oysa Türkiye her şeye rağmen Türk Dünyasıyla ilgili 25 yıldır bir çok şey yapıyor ancak bunlar bir türlü kurumsallaşmıyor. Oluşturulan bütün çatı kurumlar TÜRKSOY, TÜRK KONSEYİ (keneş?) ve diğer alt kurumların neredeyse tamamına Özbekistan ayak sürüyor veya katılmıyor. Özbekistan olmadan da katılmadığı için de hiç bir şey tam olmuyor. Çünkü halihazırdaki Türk Dünyası parantezi Türkiye ile başlar Özbekistan’la biter veya tersi. Diğerleri olmazsa eksik olur ama bu ikisi olmazsa olmaz. Türk Dünyasında hiç bir oluşum yapısal/kurumsal özellik kazanamaz. Bu nedenle Türkiye, Özbekistan'da yeni yönetimin şekillendiği bugünlerde bütün desteğini vermeli ve yönetimin yeniden yapılanmasında Rusya kadar rol almalıdır. Herkes kendi Özbekistan'ının, Türkistan'ının bir yerinden tutmalı. Ak Parti, hükümet olarak, diğer bütün siyasi partiler, kurumlar ve kişiler de kendilerince. Hepimiz, bir şekilde hemen şimdi, bizi o kadim ve kutsal vatanımıza seyahat ettirecek bir yol bulmalıyız...