SİYASETE DAİR

Siyaset gereksiz mi? Siyasetçiler kötü mü? Haşa. Siyaset Türk milletinin ordudan sonra ürettiği en kadim kurumlardan biridir.

Bu köşede siyaset yazmamaya gayret gösteriyorum. Bunun farklı sebepleri var. Bunlardan birincisi ve benim için en önemlisi siyasetten anlamıyor olmam. Seçimlerde oy atmak veya ülkenin gidişatı için en iyi olduğunu düşündüğüm partiye ve lidere oy atmak dışında siyasetle ilgim yok. Herhangi bir partinin tüzüğünü bilmediğim gibi siyasi denklemlere de aklım ermez. Kendimi rezil etmektense bu konulara girmemek en iyisi.

İkinci sebep, siyasetle ilgilenen yeterli sayıda yazar var. Bunlardan bazıları gazeteci bazıları bürokrat ve bazılar da sanat kökenli. Hızla girdikleri siyasi yazı kariyerlerindeki savruluş ve irtifa kaybı benim siyaset konusunda yazmamamda sebep teşkil ediyor.

Üçüncü sebep yeterli veri setlerine sahip olmamam. Birçok araştırma şirketi veya sosyolojik projenin verileri elimde yok. Dolayısı ile dar bilgilerle derin analizler yapılabileceğine inanmıyorum.

Dördüncü sebep tartışma vasatının vasatın altında olması. Bugün dünyada ve Türkiye’de tartışarak bir konuyu çözmenin imkanı yok. Dolayısı ile yazdığımız siyasi yazıların üreteceği çıktının siyaset değil siyasetsizlik olduğuna inanıyorum.  En azından içinde bulunduğumuz siyasi atmosferde.

Beşinci sebep, herkesin siyasetle ilgilenmesinin bir ülkeye yapılacak en büyük fenalık olduğunu düşünüyorum. Tıpkı bir milletin tüm fertlerinin çiftçi, işçi ya da memur olması gibi. Hatta ileri gidelim, herkesin doktor olduğu bir toplumun bile başka bir felakete ihtiyacı olduğunu düşünmüyorum.

Siyaset gereksiz mi? Siyasetçiler kötü mü? Haşa. Siyaset Türk milletinin ordudan sonra ürettiği en kadim kurumlardan biridir. Bu nedenle yeni durumlara adapte olunmuş ve siyaset sayesinde Türk milleti var olmaya devam etmiştir. O zaman siyaset herkesin ulaşması gereken yüce bir hedef midir?  Hayır. Sadece en iyi kişilerin siyasete girmesiyle mükellefiz ki iyi siyasi meyveler alabilelim.

Türkiye geçmiş 150 yıllık siyasi tecrübesinde tefrikayı çoğulculuk zanneden bir yanılgıya düştü. Sivil maskeli askeri yaklaşımlar ülkeye faydadan çok zarar getirdi. Siyasi aklın üzerine getirilen askeri vesayet ülkeyi ileri götürmedi. Aksine hep geri götürdü ve bir zümrenin menfaatlerini pekiştirdi. Türkiye, sosyolojisi değişirken askeri vesayeti reddettiğini kesin bir dille ifade etti. Ne zaman? 15 Temmuz 2016 gecesi. Şimdi? Şimdi üzerimizde başka bir sorumluluk var.  Tüm yükleri siyasetin üzerine yükleyen toplumsal yaklaşımı gözden geçirmek durumundayız. Siyasetten anlamıyorsam da toplumu az buçuk tanıdığımı düşünüyorum.  Ortak akılların birikeceği barajlara ihtiyacımız var. Siyaset barajı tüm bu hidrolik enerjiyi tutacak kadar güçlü değil. Uzun vadede siyasi geleneğin tanzimi için hiçbir aklı fikri ziyan etmeyecek toplumsal projelere ihtiyacımız var. Üzerinde bir olduğumuzu, bir millet olduğumuzu hissettirecek acı olmayan hatırlatıcılara ihtiyacımız var. Bu sayede görev sürelerini tamamlamış devlet adamları, bürokratlar ve eskimiş sanatçılar siyaset üzerinden dikkatleri üzerine çekmeye çalışmaya son verebilirler. Bu mekanizmayı oluşturmak kimin görevi peki? Korkarım şu anda yine siyasetin.