Kurban_bayrm


SOKAKLAR BİZİ UNUTMUŞ MU NE!

Fehmi KETENCİ 02 Haz 2020

Açıklamasında; 65 yaş üstülere uygulanan sokağa çıkma kısıtlaması, tabii ki kaldırılacak.

       Yazı yazmak için bilgisayarımın başına geçtiğimde televizyonda program sunucusu, ekrana konuk olarak aldığı Bilim Kurulu Üyesi uzman hocaya, 65 yaş üstülerin sokağa çıkma kısıtlamaları ile ilgili soru soruyordu. Dikkatimi çekti ve birazcık dinledim.

       Açıklamasında, 65 yaş sokağa çıkma kısıtlamasıyla ilgili yeni bir şey yoktu. Sadece bilinen ortadan bir yanıt verdi. Çok şaşırdım ve de hayal kırıklığı yaşadım.

       Açıklamasında; 65 yaş üstülere uygulanan sokağa çıkma kısıtlaması, tabii ki kaldırılacak. Ancak koronavirüs süresinde hastalananların, bu salgında daha yoğun olarak etkilediği yaş gurubu genellikle 65 yaş üstü olduğunu söyledi. O nedenledir ki, bu konuda biraz daha beklemeleri gerektiğini söyledi.. Bu arada şunu da vurgulamaktan geri kalmadı. “Virüs tabi ki yaş ayırımı yapmıyor”. Sonra binlerce kez ekranlarda dinlediğimiz, öncelikle evde kalarak kuralları eksiksiz uygulayan 65 yaş üstülerin uyulması gereken kurallardan söz etti.

      Bu söylenenler, neredeyse üç aya yakın evde olan, hareketsizlikten ev içinde başka hastalıktan korunma yöntemlerini unutan, biz 65 yaş üstülerin koronadan başka bir hastalıktan ölmelerini beklemekten başka bir seçeneklerin hayal edemediğimiz umutsuzluk sarmalına sürükledi beni.

      Cumhurbaşkanımızın, Sağlık Bakanımızın ve Bilim Kurulunun son açıklamalarına göre birçok kısıtlama kalktı ama, sokağa çıkma kısıtlamasından nasibini alanlar 65 yaş üstü bizler kaldık. Bir de sokağa çıkma kısıtlamasında 20’den 18 yaşa indirilen gençler kaldı.

      18 yaş altılar sokağa çıkma kısıtlamasına tabi, ama kreşler açıldı.

      Benim doğum günüm olan bir haziran bu süreçte çok önemli kararların alındığı, “normalleşme”ye adım atıldığı tarih. Neredeyse her şey serbest ama, mutlaka uygulanması gereken önlemlerden asla taviz yok, olmaması da gerekli. Ama gel de bu normalleşme sözcüğünü oldukça yanlış anlayanlara anlat.

      Bakalım, göreceğiz neler olacak. Umarım salgın ortamlarında olumsuzluğa doğru geri adım atmış olmayız. Biraz normalleşme belirtilerine ben de inanıyordum ama, sokaklarda görebildiklerimden, ekranlara yansıyanlardan pek de öyle normalleşme görüntüleri çıkaramıyorum.

      Pazarlar, ana caddeler, benzeri birçok yerler giderek kalabalıklaşmaya başladı bile.

      Normalleşmenin ne kadar olduğunu yaşayınca göreceğiz!

      Dün yazmıştım. Ta başından beri, değil apartmanın kapısında, dairenin kapısına bile yaklaşmayan ben, 65 yaş üstülere tanınan pazar günleri sokağa çıkma serbestliğini 16 Mart’tan beri ilk kez kullanayım dedim ve oğlumuzun refakatında tüm aile olarak, gerekli önlemlerimizi aldık, maskelerimiz takılı olarak sokağa adımımızı attık.

      Mahalle arasında yavaş yavaş dolaşmaya başladık. Mahallemizde sokaklar çok kalabalık değildi. Aynen bizim gibi 65 yaş üstülerin hemen hemen tamamına yakını, yanlarında refakatçıları ile birlikte sokaktaydılar. Her yer kapalıydı. Ortalıkta dolaşan bizler pek de iyi bir görüntü vermiyorduk. Allah’tan mahallede sokaklar biraz kalabalıklaşmaya başladı da kendimizi yalnız hissetmedik. Geride ne kaldı bilemedim.

      Ben bunu pek sevmedim ama yine de, zaman zaman bu serbestliğimi kullanacağım.. 

BİR TUTAM TEBESSÜM

AFACAN'DAN AYRAN

    Adam bir köyü gezerken yorulmuş, hayli susamıştı.

Çaresiz bir evin kapısını çalar, karşısına bir çocuk çıkar. Adamcağız:
    - “Evladım, buralarda su bulamadım. Lütfen bana bir bardak su verir misiniz?”
    Kapıyı açan çocuk, adamın yüzüne bakarak:
    - "İstersen ayran getireyim" der.”
    Adam bu teklifi memnuniyetle kabul ettikten sonra, çocuk bir çanak ayran getirir.

Adam ayranı içtikten sonra çocuk:
    - "İstersen daha getireyim" der.
    - “Zahmet olur yavrum bir zahmet.”
    Çocuk:
    - "Hayır ne zahmeti, zaten bu ayranın içine fare düştüğü için dökecektik!" demiş.
    Bunun üzerine adam iğrenerek elindeki ayran çanağını hiddetle yere atıp

parçalayınca, çocuk feryadı kopartmış:
    - “Anneee, kapıdaki adam köpeğin çanağını kırdı...”