SON SEÇİMLERLE BAŞLAYAN MACERA (SİYASAL ANTROPOLOJİ NOTLARI-11)

Dr. Can CEYLAN 30 Haz 2019

Hiçbir ihtiyâcı olmamasına rağmen, alışverişe çıkan bir kadının bir şey beğenmesinin çok zor olmasına benzeyen bir durum var.

Târihteki büyük değişimlere baktığımızda, bu değişimlerin başlangıç noktası olarak sembolik olaylar gösterilir. Aslında bu sembolik olayların özgün etkileri, bu değişimi başlatacak güçte değildir. Ama insanoğlunun ortak özelliklerinden biri olan  “takvim kültürü” böyle bir zorunluluk ortaya çıkartıyor. Mesela, 1. Dünya Savaşı’nın çıkmasının sebebi, Avusturya-Macaristan veliaht prensinin Sırbistan’a suikasta uğrayıp ölmesi olarak gösterilir. Siyâsî bir figür olsa da, hiçbir kişinin ölmesi ya da öldürülmesinin, milyonlarca insanın ölmesine sebep olan ve insanlık târihinin o güne kadar ki en büyük savaşına sebep olması mümkün değildir. Ama “bardağı taşıran son damla” diyebiliriz. Yâni o damlanın böyle bir gücü olmasa bile, daha önce bardağa doldurmaya başlamış olan damlalar, son damlayı bekler.

23 Haziran’da İstanbul özelinde yenilenen 31 Mart yerel seçimlerinin de demokratik siyâsetin bir gereği olmanın ötesinde, tetikleyici “son damla” özellikleri olacaktır. Yirmi beş yılı aşan “yerel yönetim iktidârı” büyük oranda el değiştirmiş ve “müzmin ana muhalefet” yerel yönetimlerde önemli kazanımlar elde etmiştir.

Görüntüde bu kazanımlar CHP’nin hânesine yazılmıştır. İstanbul ve Ankara büyük şehir belediye başkanları “CHP adayları” olarak gözükse de, aslında bu adayların öz be öz CHP’li ve sâdece CHP adayı olduğunu kimse iddia edemez.

31 Mart târihe nasıl geçecek?

31 Mart yerel seçimlerinin sonuçlarını görmek için henüz çok erken. Bütün siyâsî partilerin teşkilatları yorgun. Son bir yıl içinde yaşanan referandum, cumhurbaşkanlığı ve yerel seçimleri yetmiyormuş gibi, bir de tüm Türkiye’nin etkilendiği İstanbul seçimleri parti teşkilatlarını yaz mevsiminde çok yordu. Gerçi 23 Haziran’dan oy kullanmak için İstanbul’a gelenler, oy kullanıp geri dönerken, Avşa örneğinde olduğu gibi, “kahraman gibi” karşılandılar, ama bu seçimlerin sonuçları henüz ortaya çıkmadı.

Bu seçimlerin sonuçlarının şimdilik tek bilineni, yeni belediye başkanlarının kim olduğu. İsimleri ve mal varlıkları gibi detaylar biliniyor, ancak işin ilginç ve târihe mâl olacak tarafı ise, bu sonuçların yapacağı tetiklemeler. Bu tetiklemelerin arasında “yeni liderler”, “yeni partiler” bulunuyor. Artık AK Parti’nin karşısında “dişine göre” bir muhalefet var.

31 Mart seçimlerinde kurulan ittifaklardan Cumhur İttifâkı, başarısızlığı paylaşımda pek sorun yaşamayacaktır. AK Parti ve MHP’nin güçlü lider yapısı, bunun hesâbını sorar. Zâten seçmen tabanının bu beklentisi günden güne olgunlaşıyor. İlçe ve il teşkilatlarından bakanlar kuruluna kadar birçok isimde değişiklik konuşuluyor. Elbette bunlar şimdilik kulis dedikodusu.

Yengeç Sepeti

Başarısının ardından gelen “ganimet paylaşımı”, Millet İttifâkı önündeki en büyük sorundur. Millet İttifâkı, siyâsî alt yapı olarak değil iş birliği yapmak, millî bayramlardaki törenler hâriç yan yana gelemeyecek aktörlerden oluşuyor. Zâten siyâsî partileri “tabela partisi” hâline getiren husus, tam da bu. Görünüşte “söz konusu vatansa, gerisi teferruattır” hamaseti arkasında yapılan ittifak, sular durulup rakip ortadan kalkınca gerçek teferruatların başka olduğunu gösterecektir. İdeolojik alt yapı olarak “ayrı dünyâların insanı” olan bu seçmen tabanı, yirmi beş yıl sonra gelen “yerel iktidar” şansının câzibesinin ve “Recep Tayyip Erdoğan nefreti”nin yörüngesine oturunca, “büyük aşklar nefretle başlar” sözünü doğrulayan bir ittifak ortaya çıkardı. Bu büyük aşkın ne kadar gerçek olduğunu, parti teşkilatları dinlenip tâtilden geldiğinde göreceğiz.

Patlatılan şampanyaların etkisi geçince, hem ittifak içinde hem de ittifâkı oluşturan partilerin kendi içlerinde “çarşı karışabilir”. Çıkması kuvvetle muhtemel sorunlarını “Tayyip bizi çalıştırmıyor” yaygarasıyla örtmeye çalışacak olsalar da, seçmen “esas mesele”nin ne olduğunu anlayınca verdiği oyu sorgulayacaktır.

Vezir ya da rezil olmak

Ben kırk yıla yakın bir siyâsî geçmişi net olarak hatırlıyorum. O zamanki basında ve şimdiki medyada “oy verdiği partiden pişman olan seçmen” hep sağ partiye oy veren seçmen olarak gösterilir. Sol parti seçmeninde böyle bir durum hiç aksettirilmez. Bundan doğruluk payı da vardır. Örnek olarak İzmir tek başına yeter. Ancak artık yüzde 54’lük bir İstanbul oyu var. Bu oy o kadar akışkan bir yapıya sâhip ki, memnun etmek hiç de kolay değil. Bu târihî oran, İstanbul’dan Türkiye geneline açılması düşünülen projeleri vezir de yapar, rezil de. Zira İstanbul gibi hizmete ve icraata doymuş bir seçmen kitlesini memnun etmek kolay değil. Hiçbir ihtiyâcı olmamasına rağmen, alışverişe çıkan bir kadının bir şey beğenmesinin çok zor olmasına benzeyen bir durum var. Seçmen, bedavaya ve indirime çok alıştı. “Kucaklama” ile bu değirmen dönmez.

Erken seçim dedikoduları

Millet İttifâkı yandaşlarının, erken seçim kulislerine başlamasının sebebi, “kucaklama” vaatlerinin foyası çıkmadan, Cumhur İttifâkı’na ikinci bir darbe vurma istediğidir. Seçmenin yirmi beş yıllık hizmeti elinin tersiyle itebileceğini görenler, bu seçmenin en küçük bir hatâda kendilerine neler yapabileceğini tahmin edebilirler. Seçimlerin yenilenmesine laf edenlerin, şimdi seçim çığırtkanlığına başlamasının sebebi budur.    

Seçmen maceraya atılmıştır

İstanbul özelindeki büyük başarısızlık, seçmenin “ders verme” veya “mesaj verme” hevesinden daha ileri anlamlar taşımaktadır. Ben, siyâsetçi değilim; seçmene şirin görünme gibi bir zorunluluğum yok. Bu yüzden kitabın ortasından konuşup diyorum ki, seçmen “ergen davranışı” göstermiş ve “kendi evine çıkmak isteyen genç” gibi davranmıştır. Baba evinde ekmek elden su gölden yaşarken, anasına babasına kusur bulan gençler, kendi evlerine çıktıklarında Hanya’yı da Konya’yı anlarlar. AK Parti, kendini anlatamamanın cezâsını çekerken, seçmen de yaptığı seçimin sonuçlarını görecektir. Seçmen, AK Parti’ye verilmesi gereken dersi, kolaycılık yapıp sandıktan verdiği için, bundan hepimiz olumsuz etkileneceğiz. Sâdece oy verip ders verme kolaycılığı yerine, daha aktif bir tavır sergilenseydi, ülke adına daha hayırlı olurdu. Ama bu da Türk seçmeninin bir karakteri. Maalesef kısa süren ve kolay şeyleri tercih ediyoruz ama bu, bize pahalıya mâl oluyor. 15 Temmuz’da ölümü göze alan vatandaş profili, haftada birer saat parti toplantılarına katılmaya üşenmektedir.