SPOR VE SİLAH

S harfi ile başlamaları dışında hiçbir ortak yönü olmayan iki kavramın aynı cümle içinde kullanılmaları ancak Atıcılık branşında mümkün olabilecekken günümüz Türkiye'sinde geldiğimiz noktada bir kulüp başkanı çıkıp bu iki kelimeyi aynı eylem ve söylem içinde kullanarak cana kast edebileceğini alenen beyan etmekten çekinmiyor.

Hem de 6222 Sayılı Kanun durduğu yerde dururken. İşte bu nokta; futbolumuzun geldiği seviyenin nerelerde olduğunu göstermesi bakımından ibretlik bir durumu gösteriyor hepimize.

Madalyonun diğer yüzünde de oyun alanında yaşanan haksız-hukuksuz kararlar olabilir elbette ama konuştuğumuz konu futbol ve spor olunca, adil olmadığını düşündüğümüz kararlarla karşılaşınca vereceğimiz tepki, elimize silah alıp cezasını kendimiz kesmek değildir, değil mi?

İnsanların spora özellikle futbola yükledikleri anlam günümüzde çok farklılaştı, bu kabul edilebilir bir durum olabilir ama sahada yapılan adaletsizliğin karşılığında silaha sarılmak gelişmemiş toplumların göstereceği bir tepki olabilir ancak.

Şimdi şöyle bir durumla karşı karşıyayız; birinin belinde silah var, diğerinin elinde düdük. Düdük çalan düdüğüyle beli silahlı olanın aleyhine bir iş ve eyleme girişse (!), belinde silah olan hakkını nasıl arayacak? Silahına sarılıp elinde düdük olana kurşun yağdırarak mı? Sonra da bu adalet mi olacak?

Ceza Hukuku’nun suç ve cezada denklik ilkesi ne olacak? Kulüp Başkanı olmak kişilere adaleti kendi kendine tesis etme hakkı vermese gerek. Türkiye Futbol Federasyonu içinde hak arama yolları ne kadar kapalı olursa olsun, sistem ne kadar bozulmuş olursa olsun, adaletsizlik ne kadar ayyuka çıkmış olursa olsun, kasıtlı/hatalı bir hakem kararına karşılık silaha sarılmak veya bunu meşru görmek/göstermek aymazlık olacaktır.

6222 Sayılı Kanun durduğu yerde dururken, kanuna rağmen sporda şiddet günden güne artarken, futbolun içindeki şiddeti ve şiddet söylemini PFDK (Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu) eliyle cezalandırmak/engellemek artık mümkün olamamaktadır. Rakiplerine kesici/delici bir cisimle saldıran futbolcuya verilen ömür boyu men cezası bile kuşa çevrilmiş ve yaptığı, yapanın yanına kâr kalmıştır.

“İhkak-ı hak, zaruret hali oluşmadan meşru müdafaa bile sayılmaz” diye öğretilen eski bir hukuk prensibi vardı Hukuk derslerinden hatırımızda kalan. Ayrıca günümüz hukuk sisteminde ihkak-ı hak diye bir şeye cevaz verilmiyorken, nerede kaldı kararlarının yanlış olduğunu düşündüğümüz hakemlere kurşun sıkmak?

Bunun bir aşama sonrasını daha önce onlarca kere tecrübe etmiştik aslında ve geçmişte kaldığını düşünüyorduk demek ki işin aslı öyle değilmiş. Stadyumda kilit altına alınıp mahsur kalan hakemler, takım otobüsü kurşunlanan futbol kulüpleri gibi kötü anılar varken bir de hakemleri kurşunlamakla tehdit etmek tüy dikti olan bitenin üstüne.

Orhan ASENA’dan hatırımızda kalan Ya Devlet Başa, Ya Kuzgun Leşe diyerek Kamu adına ilgilileri duruma vaziyet etmek üzere görevlerini yapmaya çağırıyor, adaletin tesis edilmesini dört gözle bekliyoruz.

Bu hafta sonu idrak edeceğimiz 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı, her yaştan gençlere kutlu olsun.