SURİYE VE ARAP DÜNYASI CİHETİNDEN SOÇİ MUTABAKATI

Vehbi BAYSAN 25 Eki 2019

Soçi'de gerçekleşen ve saatler boyu süren tartışmalar neticesinde yayınlanan ortak mutabakat metni Suriye'nin geleceği açısından önemli bir dönüm noktasıdır.

Buna göre Türkiye’nin yıllardır uluslararası platformlarda müteaddit defalar dillendirdiği ulusal güvenlik kaygıları resmen tanınmış oldu. Üstelik sadece tanınmakla kalmadı, bu konuda ciddi adımların atılıp harekete geçilmesi karara bağlandı. Bu açıdan bakıldığında, DAİŞ ile mücadele kapsamında silahlandırılan, eğitilen, finanse edilen ve silahlı çatışmalarda saha tecrübesi kazandırılan unsurlar bir anlaşmanın doğrudan konusu haline geldi. Suriye içinde bölgesel nüfuz alanlarını gösteren ve sıklıkla değişen haritalarda rejimin, SDG’nin, Türkiye’nin Barış Pınarı Harekatı dahilindeki kontrol bölgeleri, gösterilir. Bu son haritalarda yer almayan en önemli gurup DAİŞ. Özellikle Suriye’nin kuzey ve kuzey-doğusunda DAİŞ’in esamesi okunmazken sayıları elli binden fazla olan bu silahlı unsurların Türkiye sınırına konuşlanmış olması Türkiye’nin ulusal güvenlik kaygılarının odağını oluşturmuştur.

Bu mutabakat elbette Suriye’nin yıllardır maruz kaldığı sorunların tamamını çözme iddiasında değil. Ancak, rejimin kontrolü yıllar sonra ülkenin kuzeyinde yeniden ele alması bakımından çok önemli. Türkiye’nin Barış Pınarı Harekatı ile oluşan etki alanı haricinde kalan ve Türkiye sınırının Suriye kesiminde Suriye sınır muhafızları yerleşecek. Böylece Suriye güvenlik güçleri sınır güvenliğini sağlamakla kalmayacak, aynı zamanda sınıra yakın köy ve kasabalarda istihbarat, muhaberat ve emniyet merkezlerini de bir süre sonra aktif hale getirecek.

Metnin son maddesi ile Suriye’de “kalıcı siyasal bir çözüm” bulunması için bundan böyle Rusya ve Türkiye resmen taraf olduklarını teyit etmiş oldular. Suriye’nin yeniden yapılanması için hayati önem taşıyan bu madde ile aynı zamanda Anayasa Komitesi’nin çalışmalarının da desteklenmesi öngörülüyor.

Suriye yönetiminin Arapça olarak yapılan resmi açıklamasına göre, Putin ile Esed kuzey Suriye’nin durumu konusunu görüşmek üzere telefon görüşmesi yaptılar. Telefon konuşmasının Soçi’de taraflar arası görüşmeler sürerken mi yoksa anlaşma metnine nihai hali verilip duyurulmadan önce mi / sonra mı gerçekleştiğine dair bilgi verilmiyor. Resmi açıklamaya göre, bu görüşmede Suriye’nin halk ve toprak bütünlüğü onaylanırken Rusya ve Türkiye arasında varılacak olan bir anlaşmada terörün her türlü şekil ve tezahürü ile savaşılacağı konusunda Rusya ile fikir birliği devam ediyor ve Suriye toprakları dahilinde her türlü ayrılıkçı ajandanın da bertaraf edilmesine odaklanılacağı teyit ediliyor. Açıklamada ayrıca Esed’in olayların bu hale gelmesinden ayrılıkçıları doğrudan sorumlu tuttuğu belirtilirken Suriye’nin kuzeyinde yerlerinden edilenlerin geri dönmelerinin sağlanacağını belirtiyor. Bölgede demografik yapıyı değiştirecek her türlü girişimin engelleneceğinin de altı çiziliyor.

Resmi açıklama Soçi anlaşması maddeleri ile uyum içinde ve rejimin önceliklerini göstermesi bakımından önemli. Bir diğer ifadeyle, Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunan, ayrılıkçılığı reddeden, bölgede demografik yapının silah vs zoruyla değiştirilmesine karşı çıkan Türkiye’nin tezleri ile uyum içinde. Ancak, terörizmin her türlü ‘şekil ve tezahürüyle’ mücadele edileceği vurgusu her ne kadar PYD/YPG/PKK unsurlarını kapsıyor olsa da sadece onlarla sınırlı olduğu anlamına gelmez. Arap dünyasındaki yorumlar bu kapsamın diğer silahlı muhalif gurupları da içerdiğini ve onların da ‘mücadele’ kapsamında değerlendirildiği konusunda birleşiyor. Soçi’de uzlaşılan maddeler arasında Ekim 1998 tarihli Adana mutabakatına vurgu yapılması bunun teyidi olarak görülüyor.

Mısır devlet başkanı Hüsnü Mubarek’in arabuluculuğu ile 20 Ekim 1998’de imzalanan 23 maddelik Adana Mutabakatı, Türkiye ve Suriye’yi tehdit eden terör guruplarına engel olmayı amaçlıyordu. Buna göre, her iki devlet de kendilerine tehdit oluşturacak örgütleri topraklarında barındırmayacağı gibi faaliyetlerine de engel olacaktı. O zaman için PKK tehdidine karşı yapılan bu anlaşma, bundan böyle farklı gurupları da içermiş olacak.

Arap dünyasında dikkat çeken yorumlardan biri de Rusya ve Türkiye arasında yapılan Soçi anlaşması maddelerinin İdlib konusunda belirsizliği koruması. Türkiye’nin askeri operasyonunun Rusya’yı böyle bir anlaşmada taraf olmaya mecbur bıraktığı belirtilirken daha önce Suriye’de verdiği sözleri tutmayan Rusya’nın nasıl davranacağının dikkatle gözleneceği vurgulanmakta. Bir diğer yoruma göre de Türkiye’nin bu anlaşmadan kazançlı çıktığı ve geçici olarak da olsa İdlib’e düzenlenecek Rus, İran ve rejim ortak harekatının şimdilik ve ‘geçici olarak’ ertelenmesinin de sağlanmış olduğu belirtiliyor. Son iki yıldır rejim ve Rusya’nın ‘başarılı’ taktikleriyle silahlı muhalifler ülkenin çeşitli bölgelerinden çıkmalarını sağlayarak, İdlib’de toplanmalarını sağlanmıştı. Şu an sivil nüfusu üç – üç buçuk milyon dolaylarında olduğu tahmin edilen İdlib’de binlerce silahlı muhalif bulunmakta. Suriye içi savaşının bitmesinde kilit öneme sahip ve muhaliflerin son kalesi konumundaki İdlib’e düzenlenecek bir askeri harekatta binlerce sivilin ölmesi söz konusu. Ayrıca, İdlib’e saldırıların başlamasıyla ilk etapta bir milyondan fazla mültecinin sınırımıza yöneleceği biliniyor. Bu insanların şehirden çıkması olası başka bir yönünün bulunmadığı, sadece sınırımıza yakın Babulhava kasabasına sığınmak zorunda kalacakları kuvvetle muhtemel. Buna rağmen, mültecilerden sorumlu uluslararası hiçbir kuruluşun bu konuda hazırlık yapmadığı da bir gerçek.