SGK2
SGK2


TAKAT YOK

Bu sene yaz ve güneş çok yakın dostumuz oldu, uzun uzun kaldı yanımızda hesapsızca. Sevdi bizi.

Duygu halim durup dururken karıştı.

Böyle bir düştüm sanki, sonbahar aniden geldi sanki, haksızlık ediyorum aslında, kocaman yaz aylarıydı.

Hiçbir nedeni yok, sağlıklı, bol güneşli, bol zakkum, hesapsız kitapsız güzelliği ile begonviller arasında ve bahçeden semizotlarını yiye yiye toprak üzerinde yalınayak yaz ömrü geçirdim. 

Bu sene yaz ve güneş çok yakın dostumuz oldu, uzun uzun kaldı yanımızda hesapsızca. Sevdi bizi.

Kasım ilk haftaları güneş hala sıcak pırıl pırıl ışıkları ve ısıtan sıcaklığı ile ha gayret bize son fedakar saatlerini hediye ediyor.

Kim bilir kasım için sakladıkları birkaç ışıltılı gün daha kalmıştır.

Belki de arkadaşa mahkum olacağımız, günler geldi, onun sızısı var içimde. 

Biz şehir mahkumları yazdan kalan ülkenin bol kavgalı senli benli günleri geride kalsa da yanık tenlerimize eşlik eden sevimsiz tartışmaları hiç unutmayacağız.

Ve gök gürültülü yağmurları beklerken, arkadaşa dosta en ihtiyacımız olan serin soğuk kış günlerinin bizi dışarının karmaşasından kurtaracağını sanırız.

Evet dışarının karmaşasından kurtarır ama, iç karmaşasını ne yapacağız. 

Biz şehir mahkumlarının, dostu arkadaşı dediği insanları bulup bulup kaybettiği zamanlar geldi, onları, o kadınları yeniden bulup yeniden kaybedersin.

Özellikle kadın arkadaşlıklarda büyük sorun var.

Öylesine sözünde durmamak, öylesine saygısızlık var ki, bu öylesine davranış ve olmayan duygular arkadaşlık anlamının katili olur.

Arkadaşını ararsın, nasılsın demene izin vermeden, ben seni arayayım mı der ve iki gün sonra geri döner.

Yarım saat sonra buluşacağın arkadaşın ben gelemeyeceğim demeden, sorun anlatmaya başlar ki, sen gelemeyeceğini anlarsın.

Nasılsın dediğin arkadaşın öylesine hayat derdi anlatır ki, kendini vah vah üzülme geçer diye teselli ederken ve telefon kapandığında sırtında kocaman bir yükün ile ağırlamışsındır.

Sonra Instagram’da arkadaşının sayfası düşer, önüne, bir bakmışsın, konum Nişantaşı "canlarla kahve keyfi" yazarak paylaştığı fotoğrafında yalancılığın, samimiyetsizliğin sırıtan fotoğrafı olarak kalır gözünde.

Hiç kimse ile en son nerede kaldığını bilemezsin.

Yakın mısın değil misin, bilemezsin.

Kış ile ne alakası var demeyin çok var yaz aylarında, güneş, güneşin sıcaklığı, deniz, sokaklar, tabiat, kendi yollarına taş döşemene engel olur.

Kış ayları kendi yollarına taş döşediğin aylardır.

Kış ayları arkadaşların ile birbirine daha sokulmak, daha dertleşmek, daha hadi bir şey anlatacağım aylarıdır.

Ama çok zor.

Cümlelerin arkadaş güvenini taşımaktan yorulur.

Sözlerini tüketirsin.

En güvenilir tarafında eksilt ki kendini, bu insanlar senin hayatında kendileri kadar kalsınlar.

Günün sonunda herkes kendisi kadardır ya.

En iyisi yolun en başına dön. 

Kendi sırtını sıvazla.

Kimsenin takati yok!

Yukarıda sizlerle 2019 yılında yazdığım kasım yazımı paylaştım.

Yazımı 3 defa okudum.

Ne kadar güzel, ne kadar anlamlı bir yazı yazmışım.

Tebrik ediyorum Funda seni dedim.

O tarihlerde korona yok, sadece hayat ve insan ilişkileri derdimiz var.

Ya şimdi.

Pandemik bir dönem var, hastalık korkusu var, ölüm korkusu var, kendi korkularımız var, sevdiğimiz insanların korkusu var.

Hayat kısıtlı, kendimize ait alan sadece evimiz kaldı, ekonomi felaket durumda.

Endişe almış başını gitmiş.

Kolay değil, anne baba, çocuk çoluk endişe içinde ömür geçiriyoruz.

Dünya bu feci sorunla uğraşırken, ülkemiz bu sorunla başa çıkmaya çalışırken, kötülük üretimi son hızla devam ediyor.

Hayatının anlamı sadece kendi belini doğrultmak değil ki.

Ben olma değil, biz olma zamanıdır.

İnanın birbirimizi en çok anlama ve anlaşılmaya ihtiyacımız olan zamanlardır.

En önemli şey şefkat.

Daha önemlisi merhamettir 

Birbirimize şefkat ve merhamet gösterme zamanıdır.

Başkalarına iyi davranın nolur.

İki gözü iki cellat gibi dolaşan insanlar var.

Bakın.

İnanın, ne kadar dik durmaya çalışsak da, kimsenin TAKATİ YOK.

Yazdığım gibi, en güvenilir tarafımızdan eksilmeyelim.

TAKAT YOK ARKADAŞ, TAKAT YOK.

... Engin Günaydın.

Ne kadar şahane bir oyuncu ne kadar sevdiğimiz bir adam, öyle değil mi?

Geçen gün Nişantaşı'nda yanında gencecik bir kız ile görüntülenmiş.

Engin, objektifleri fark ediyor, kız ile ayrılıyor ve ters yönde uzaklaşıyor.

Bu adamlar artık orta yaşta, şakaklarda saçlar beyazlamış ve gencecik kızlarla flört edip geziyorlar. 

Neden?

Ama bu gencecik kızlara çok şaşırıyorum.

Bu adamlara yahu! kaç yaşında adamsın, neden yolda beni bıraktın, ters istikamette gidiyorsun, demez mi?

Bu çok ayıp, demez mi?

Kızlar yaşa razı, beyaz saça razı, adamın kaçıp gitmesine razı, yolda bırakmasına razı.

Ben de saçmalıyorum, nesi ayıp ki?

... Her gün gazetelerde, Bülent Ersoy şu kadar liralık alışveriş etti diye haber var.

Çok ünlü biri Bülent hanım ve çok para haberdir anlarım.

Dün gazetelerde, Bodrum’daki evine, 6 saate 100 bin TL alışveriş etti, diye haber var.

Alışveriş paketleri kapıdaki taksiye sığmıyor ve poşetler taksiye sığmadı diye başlık atmışlar.

Haberler hep şöyle. 

Anlaştığı işten milyon dolar aldı.

Bilmem kaç bin dolara tek taş aldı. 

Şu günlerde rahatsız edici.

Bülent hanım bu haberlerden hoşnut mu bilemem ama, sanmam ama, gazeteler dikkat etse.

İnsanlarda hiç para kalmadı.

Yok.

Değil mi?