Son Yazıları
KARMAŞIK BİR DÖNEM: SULTAN IV. MUSTAFA (1807-1808)
06 Oca 2020
NİZÂM-I CEDÎT (YENİ DÜZENİN) MİMARİ SULTAN III. SELİM HAN (1789-1807)
29 Ara 2019
SİYASİ VE ASKERİ GERİLEME DÖNEMİNİN BAŞLANGICI SULTAN I. ABDÜLHAMİD (1774-1789)
22 Ara 2019
EN BÜYÜK DEVLET'İN SON PADİŞAHI SULTAN III. MUSTAFA HAN (1757-1774)
17 Ara 2019
DÜZENLİ VE KISA BİR DÖNEM SULTAN III. OSMAN HAN (1754-1757)
07 Ara 2019
OSMANLI'NIN SON ZAFER DÖNEMİ: SULTAN I. MAHMUD HAN (1730-1754)
30 Kas 2019
BARIŞ, SAVAŞ VE YENİLİKLER DÖNEMİ PADİŞAHI: SULTAN III. AHMED HAN (1703-1730)
26 Ağu 2019
SEFERE ÇIKAN SON OSMANLI PADİŞAHI: SULTAN II. MUSTAFA HAN VE DÖNEMİ(1695-1703)
05 Ağu 2019
ÇOK CEPHELİ SAVAŞTA EDİRNE'DE BİR PADİŞAH: SULTAN II. AHMED HAN VE DÖNEMİ (1691-1695)
28 Tem 2019
BÜYÜK SAVAŞ ORTAMINDA BİR PADİŞAH: SULTAN II. SÜLEYMAN HAN VE DÖNEMİ (1687-1691)
21 Tem 2019
MİLLİ MÜCADELE, İSTİKLAL HARBİ VE 19 MAYIS'A DAİR
19 May 2019
ZİRVEDEN FACİAYA: SULTAN IV. MEHMED HAN DÖNEMİ (1648-1687)
20 Nis 2019
ANLAŞILMASI ZOR BİR PADİŞAH: SULTAN I. İBRAHİM HAN (1640-1648)
02 Mar 2019
DEVRİNİN BEKLENİLEN PADİŞAHI: SULTAN IV. MURAD HAN (1623-1640)
23 Şub 2019
HAYALLERİNİN PEŞİNDE BİR PADİŞAH: ŞEHİT SULTAN II. OSMAN HAN
17 Şub 2019
DEVLETİN MİSYONSUZ DÖNEMİ: SULTAN I. MUSTAFA HAN
10 Şub 2019
ZİRVEDEN DÖNÜŞÜN BAŞLANGICI: SULTAN I. AHMED HAN DÖNEMİ (1603-1617)
02 Şub 2019
ZİRVENİN SON ZİRVESİ: SULTAN III. MEHMED HAN
26 Oca 2019

TARIHLERIN ANMADIĞI IKI OSMANLI PADIŞAHI: SULTAN I. SÜLEYMAN VE MUSA ÇELEBI

Enes DEMİR 23 Eyl 2017

Sultan Yıldırım Bayezid'in oğlu olup şehzadeliği döneminde Manisa sancakbeyliği yapmıştır.

Sultan/Emir Süleyman Çelebi - I.Süleyman

Sultan Yıldırım Bayezid’in oğlu olup şehzadeliği döneminde Manisa sancakbeyliği yapmıştır. Ankara Savaşı sonrası Edirne'de tahta çıkmıştır. Tarihlerimiz, Süleyman Çelebiyi 5. Osmanlı Padişahı olarak kabul etmezler. Nitekim onun için “Emir Süleyman Çelebi” ifadesi kullanılmaktadır. Bunun en önemli sebeplerinden biri Fetret Devri’ndeki şehzadelerin kavgası meselesi olup devletin bir başının olmadığı iddiasıdır. Onun karakterindeki bazı özellikler de, tarihçiler tarafından tahta layık görülmemesine neden olmuştur.  Lakin bize göre bu durum, tarihsel ve mantıksal bir hatadır. 

Zira I. Süleyman, Ankara Savaşı’nda ordunun yenilmeye başladığı anda, Sadrazam Ali Paşa ile birlikte hızlıca Bursa’ya gitmiş ve buradan da Edirne’ye geçmiştir. 

Osmanlı tahtında padişahlık alametleri olan, kendi adına sikke bastırmak, hutbe okutmak gibi hususiyetleri yerine getirmiştir. Üstelik devletin hazinesi, Rumeli ordusu ve de babasının sadrazamı Çandarlı Ali Paşa da yanında olmuş ve bu şekilde devletin başkentlerinden biri konumundaki Edirne’de tahta çıkmıştır. Daha sonra diğer başkent Bursa'ya da hâkim olmuştur. Bu şartlar göz önüne alındığında 1402-1411 arası 9 yıl tahtta kalan Emir Süleyman'ı 5. padişah kabul etmek gerekir. Çünkü diğer padişahlar gibi bütün padişahlık alametleri, kendisinde toplanmıştır.

Sonuç olarak devlet fetrete girmiş olsa bile 9 yıl Osmanlı başsız kalmamıştır. Bu dönemde kardeşleri Çelebi Musa ve Çelebi Mehmed ile savaşlar yapmış olması onun meşru hükümdarlığını engellemez. Üstelik kardeşleri bir sancak büyüklüğündeki bir veya birkaç ile hâkim olmuşlardır. Bu durumu şu örnekle de ifade etmek gerekir ki, sonraki dönemlerde Sultan II. Bayezid tahta geçtiğinde kardeşi Şehzade Cem, Bursa’yı ele geçirip 18 gün sultanlığını ilan ettiğinden dolayı tarihler kendisine, Sultan unvanı vermişlerdir. Hal böyle iken I. Süleyman’ın, Osmanlı mülkünün %80’ine yakın bir toprağı tüm alametleri uhdesinde barındırarak 9 yıl yönetmesi, onun 5. Osmanlı padişahı olduğunu ifade etmeye kadirdir.

Nitekim devletin beyleri ve paşalarının ona biat etmesinin yanında I.Süleyman, Bizans, Venedik, Ceneviz ve Avrupa Devletleri başta olmak üzere tüm devletlerle antlaşmalar yapmış ve tüm devletler onu Osmanlı Devleti’nin meşru hükümdarı olarak resmen tanımışlardır. Kardeşleri ise bu dönemde, sadece bir ve ya iki ile sahip olup sadece bulundukları sancak askerleri ile taht için mücadele etmişlerdir. 

Sonuç olarak, birçok tarihçinin klasikleşmiş görüşü ve alışkanlığının aksine ben, şahsım adına devletin başkentinde bulunan, hazineyi ve merkez orduyu emrinde bulunduran, tüm padişahlık alametlerini yerine getiren, uluslararası arenada meşru devlet başkanı olarak kabul edilen ve devletin topraklarının büyük bölümüne hâkim olan Süleyman Çelebiyi 5. Osmanlı Padişahı kabul etmenin doğru olduğuna inanıyorum.

Ottoman_Princes_Musa_and_Suleiman_Celebi2

(Batılılar tarafından çizilen Sultan I. Süleyman ve Musa’ya ait bir tablo)

Sultan/Emir Musa Çelebi

Yıldırım Bayezid'in oğlu olup, 1411-1413 arası padişahlık yapmıştır. Tarihlerde; abisi Süleyman Çelebi gibi padişah olarak sayılmaz. Lakin 9 yıllık meşru hükümdar abisini yenerek, ağabeyinin yerine tahta geçmiş ve devlet erkânı kendisine biat etmiştir. Tahta geçişi ile birlikte, başkent, ordu, hazine kendi emrine girmiş ve tüm hükümdarlık alametlerini yerine getirmiştir. 

Tahta çıkışının ardından Balkanlarda ve Bizans topraklarında askeri harekâtlara girişmiş ve abisinin kaybettiği bir takım yerleri de geri almıştır. Üstelik 1412'de Bizans üzerine sefere çıkmıştır. Bu dönemde uzun süreli bir İstanbul kuşatması vardır. Dolayısıyla tüm padişahlık alametlerini yerine getiren Musa Çelebi, İstanbul’u dahi fethetmeye yaklaşmışken, Osmanlı padişahı olarak kabul edilmemesi, tarihi açıdan fecaattir. İstanbul, Musa Çelebi tarafından fethedilseydi, acaba onun varlığını yok görenler ne yazacaklardı? Doğrusu merak konusu. Bu bakımdan tarih metodolojisi çerçevesinde tarihi gerçeklere bağlı kalmak bir tarihçinin en önemli görevidir.

Sonuç olarak tüm bu etkenler göz önünde bulundurulduğunda Musa Çelebiyi padişah olarak kabul etmemek devletin yine başsız olduğunu iddia etmektir ki, bu yanlıştır. En nihayetinde Musa Çelebi, abisini yenip tahta geçmesi gibi bu sefer de, Anadolu’dan büyük bir destek alarak üstüne gelen kardeşi Mehmed Çelebi ile muharebeye girişmiş ve kardeşine yenilmesi sonucu öldürülmüştür. 

Unutulmamalıdır ki, Fetret Devri olarak adlandırılan devir Osmanlı Devleti açısından çok sıkıntılı geçmiş ve bir kısım topraklar da kaybedilmiştir. Bununla birlikte devletin toprak bütünlüğünün en az %70 oranında korunması ve muhafaza edilmesi, devletin zor durumda olduğunu fakat başsız olmadığını göstermektedir. Şehzadeler arası taht mücadelesi bunun en önemli sebebidir.