TDV sağ 160x600


TEFEKKÜR

Recep GARİP 27 May 2022

Kuruyan yapraklar, yere düşen yapraklar, sonbaharı hatırlatır.

 "Güneş, ışık ve sıcağından faydalandırmak için kendisine yalvarmanı beklemez."

Epiktetos

Kuruyan yapraklar, yere düşen yapraklar, sonbaharı hatırlatır. Dünya dertlerine benzer. Biri biterken diğeri başlar, biri biterken diğeri başlar. Bitmeksizin devam eden dünya talepleri, istekleri, uğraşları, acıları, tatlıları, sevinçleri, hüzünleri, yokuşları, inişleri, çıkışları biriktirdiklerimiz dünyaya ait unsurlardır. Bir şekilde günü geldiğinde biter ve tükenir. Tıpkı ağaçların yapraklarının yere dökülüşü, düşüşü gibi yere düşen her yaprağı kendi acımız, kendi üzüntümüz, kendi eylemlerimiz olarak görebiliriz.

Sonbahar yapraklarının dökülüşü ve baharda açan çiçeklerin bıraktıkları zaman zaman süpürmeyi gerektirir. Her düşen yaprak ve çiçek bir şekilde hayatı geride bırakır. Üzüntülerin, suçların, ayıpların, günahların da yapraklara benzetilme şekli böyledir. Pişmanlık ve tövbeyi hatırlatır bize. Dünyaya ait olan unsurları yani içimizdeki dertleri, acıları, terk edilmesi gereken kötü alışkanlıkları, huyları geride bırakıp tövbe etmek arınmak, anlamını da taşıyabilir. Bu biraz da meseleyi kavrayış şeklimizle ilintilidir. Ünlü düşünür Epiktetos ne güzel ifade etmiş; "Güneş, ışık ve sıcağından faydalandırmak için kendisine yalvarmanı beklemez." Fırsatları kaçırmamak insana bırakılmış bir duygu olsa da aylarca kış uykusundan uyanan toprak altındaki hayvanların, börtü böceklerin bahara koşmalarını da tefekkür etmek icap eder. Yaprakların dökülmesi nasıl farklı çağrışımları yaşatıyorsa bizlere domur domur baharı haberdar eden kupkuru ağaçların yeniden canlanışları da aynı dirilişten haberler getiriyor. Güneş her gün ayarlanmış bir vakitle doğuyor. Işığından, sıcağından faydalanmaya koşuyor bütün mevcudat. O yalnızca görevini icra ediyor tıpkı ay gibi, yıldızlar gibi, rüzgar gibi, yağmur gibi.

Tefekkür kapısı önemli bir merhaledir. Nefsin arınmasıyla bağlantı kurulabilir. Belki de süpürülen yaprak bizden bir parçayı alıp götürmesi icap eder. Süpürdükçe tefekkür kapıları açılır. Vakti erişince insanların ölümü, tefekkürün yollarını aralar ki düşen yapraklar gibi an be an ölümle temas halinde oluşumuz yaşanır. Şehirlerin, semtlerin çöplerini alanlar, ağır işlerde çalışanlar, sokakları, caddeleri süpürenler bir bakıma nefis terbiyesinden de geçmiş olmazlar mı? Her eylemin bize söylediği bir muştu yok mudur? Arınmanın, tövbenin, pişmanlığın sonu yoktur. Süpürdükçe yenileri düşer. Düşenle kurduğumuz irtibat; merhametli yönümüzü, şefkatli oluşumuzu ortaya çıkarır. Canlı ve cansıza merhametli davranmak yaratılışa en uygun olandır. Çayıra çimene, börtü böceğe, ağaca çiçeğe, kediye köpeğe bilcümle mevcudata karşı sorumluluklarımız vardır elbette. Merhamet etmeyen merhamete erişemez. "Merhamet etmeyene merhamet edilmez" buyruldu.

En büyük arzumuz, sahibi unutmamak, her eylemde ona bir adım daha yaklaştığımızı aklımızdan çıkarmamaktır. Geldiğimiz kapıya mutlaka döneceğimizi bildiğimizde hayatı daha da anlamlı yaşayabiliriz. Üzerinde yaşadığımız şehrin kabristanlarından geçerken yüksek sesle konuşmamak, şarkı-türkü ve malayani sözlerden arınarak ebet yurdunun kapısının burası olduğunu idrak ederek selamlayıp, Fatihalarımızla anarak bir gün bizim de yerimizin burası olduğunu iç geçirerek tövbeyi, istiğfarı artırmak icap eder.

"Efsane Yumruk" filminde "Usta" talebesine şöyle nasihat ediyor;

"Ne terket ne de vazgeç. Ne öfke ne de nefret..

Bu güzel bir dünya. Hem ışık hem de karanlık var. Güneş ve ay birbirini tamamlıyor. Tüm bitkiler güneşe başlarını çevirirler. Ağacın halkaları bile onun şeklini alır. Çiçekler yüzlerini güneşe dönerler. Ama hayvanlar ayın peşinde koşar. Hayvanlar geceleri hareketlenir. Dolunayın ortaya çıkması onları canlandırır. İster gece çalışalım ister gündüz amacımız bu hıza ulaşmaktır.  Hızı değiştirirsen, doğayı da değiştirirsin.   Arkadaşımla ben birlikte eğitildik.  Onu güneş, beni ay çalıştırdı. Uzun yıllar dağlarda kaldık, kesici soğuğa, yakıcı sıcağa dayandık. Neredeyse pes edecektik, ölümün sınırına kadar gittik. Sonra birdenbire dışarıdan esen rüzgarın sesini duyduk.  Sanki dünya bize fısıldıyordu. Gök gürültüsü ve yıldırımlar sanki Ying ve Young gibiydi.  Çimlerin büyüdüğünü, ağaçların çiçek açtığını, kar tanelerinin düştüğünü duyabiliyorduk. Artık ustalaşmıştık. Çimlerin kayaları nasıl hareket ettirdiğini gördüm.  Kuşların biraz yiyecek için binlerce kilometre uçuşuna tanık oldum. Ve dönüş yolunu buluşlarını gördüm. 

Ne terk et ne de vaz geç dediğim işte bu..."

Usta..

"O intikama sırtını dönmüştü. Ama sonunda yine de yakaladı. Artık peşini bırakmıyor. 

Eğer peşini bırakmıyorsa, kendini nasıl özgür kılabilir."

Oğlum , Kader tıpkı bir kepçeye benzer. Dokunursan döner. Senin kepçeni fırlatan Yüce Tanrının eli. Çiçekler açıp solarken yeniden doğum döngüsü başlar. Yüreğini serin tut,  karmaşaya takılıp durma. Çünkü üzülmek için hiçbir sebep yok.

Usta Sung; 

-Görmek istediğim biri vardı ama onu göremedim.

-Peki onu yüreğinde de mi görmedin?

Büyüklük, hem tuttuğun yolda, hem de hayatında gizliymiş. Hayatı anlamak nasıl, istediğini çözmek için doğru yolda yürümeyi öğrenmek gerekiyormuş. Sadece hem iyiliği hem de kötülüğü yaşayarak doğru yolun değerini anlayabilirsin. 

Gerçekten sevgi dolu bir kalp her şeyi içine alır. Dağları, ovaları, nehirleri ve sonsuz evreni.."

Bütüne gitmenin yolu, bir noktadan başlamaktır. Başlarsan başarırsın. Oturan kaybeder. Başla çünkü adımlarını bir sayan var. Sayılar da harflere benzer. Her birinin anlam ve karakteri vardır. Sana düşen harfler ve kelimelerden ördüğün dünyayı emanet olarak görmek, her şeyi yerli yerinde kullanmaktır. Eminlik sana verildi. Emniyet sensin. Sözün özün kadar etkilidir. Unutma ki geldiğin yere tekrar döneceksin. Döneceğin yurda kalıcı azıklar hazırlamaya bak. Bakara 266. ayette bizlere şöyle sesleniliyor; " Hiç biriniz ister mi ki, ağaçlarının arasından ırmaklar akan, içinde her çeşit mahsul bulunan, hurma ve üzümlerle dolu bir bahçesi olsun; sonra kendisine tam ihtiyarlığın gelip çattığı, bakıma muhtaç çocuklarının da bulunduğu bir sırada aniden ateşli bir kasırga gelip o bahçeyi yakıp kül etsin? Elbette istemez. İşte Allah, düşünesiniz diye size ayetleri böyle açıklıyor." Ali İmran 191. ayette ise tefekkür kapısının sırları bizlere veriliyor; " O akıl sahipleri, ayakta dururken, otururken ve yanları üzerine yatarken dâimâ Allah’ı zikrederler; göklerin ve yerin yaratılışını tefekkür ederler ve: “Rabbimiz! Sen bunları boşuna yaratmadın. Sen bütün eksik sıfatlardan uzaksın. Bizi cehennem azabından koru!” derler."

25 Mayıs 1983 yılında vefat eden Sultanuşşera Üstat Necip Fazıl Kısakürek'i rahmet ve şükranla anıyorum. Ruhu şad, makamı ali, mekanı cennet olsun.

www.recepgarip.com