TELEVİZYON PAZARI

Ersin AKMAN 15 Mar 2019

Hayatımızın çok önemli bir parçası olan televizyonları nedense teknolojik ürün olarak görmekten vazgeçtik.

Evin, daha doğrusu oturma odasının baş köşesine yerleştiriyoruz, hatta hayatımızın büyük bir kısmını onun karşısında geçiriyoruz ama gereken önemi vermiyoruz gibi. Tamam ülkemizde teknolojik ürünler epey pahalı; televizyonlar için de “ucuz” denemez. Ancak cep telefonları televizyonlardan çok daha pahalı ve yenilenme hızı çok daha fazla. Telefon elde taşınabilen ve biraz da “havalı” bir cihaz olduğu için insanımız için çok önemli. Televizyon ise sadece keyfine düşkün olan teknoloji meraklılarının kendilerini şımartmak için iyisine yöneldiği bir çeşit oyuncak.

Geride bıraktığımız günlerde İtalya’nın Milano kentinde Philips TV tarafından düzenlenen ve 1019 model televizyonlara ait bazı yeni teknolojileri deneme şansı yakaladığımız etkinlik sırasında öğrendim ki Türkiye’deki televizyon satışları da 2018 yılını bir önceki yıla göre ekside kapatmış. Yani ülkemizde 2018 yılında, 2017’dekinden daha az televizyon satılmış. 2019’da da en iyi ihtimalle 2018’deki kadar televizyon satılacağı, hatta 2018’deki kadar büyük olmasa bile yine de yılın kayıpla kapatılabileceği konuşuluyormuş.

Philips TV Türkiye Genel Müdürü Ünal Masalcı ve Philips TV Türkiye Pazarlama Direktörü Can Göver ile birebir sohbet etme imkânı yakaladığımda lafı bir şekilde bu düşüşe getirdim. Her ikisi de düşüşün kendi markalarında yaşanmadığını, aksine 2019 yılında da markalarının büyüme hedefi ile hareket edeceğini söylediler. Anladığım kadarıyla bazı segmentlerde Philips TV’yi yüzde 20 pazar payına ulaştırmak ve hatta üzerine çıkarmak gibi gerçekten çok iddialı bir hedefleri var. Ancak şu anki pazar paylarını öğrendiğimde sadece yüzde 3’lük veya yüzde 4’lük bir artışa ihtiyaçları olduğunu da anlamış bulundum.

Benim bildiğim kadarıyla Türkiye televizyon pazarı çok uzun zamandır yerli markamız Vestel ve Koreli üreticilerin liderliğinde şekil buluyordu. Yani bu üç marka “piyasa yapıcı” olarak pazardaki trendleri belirliyor, Türk halkının kabul edebileceği fiyatlandırmaları yapıyor ve satış pastasının en büyük dilimlerini paylaşıyordu.

Netflix farkı…

Bir diğer bilgi de televizyon satışları azalırken insanların evde geçirdiği zamanın tüm dünyada arttığı yönünde. Cep telefonlarında kullandığımız uygulamalar sayesinde üretilen raporlara göre günümüz insanı vaktinin çoğunu evinde geçiriyor ve bir önceki nesle göre daha fazla televizyon. Zaten dünya üzerinde tüketilen internetin büyük oranda Netflix (ve YouTube) kaynaklı olduğunu bildiğimiz için evde geçirilen zamanın artmasına çok şaşırmıyorum.

Netflix benzeri abonelik sistemlerine ekstra bütçe ayıran insanların neden yeni televizyonlar satın almadığı ise tamamen bir muamma olarak kalıyor kafamda; bu durumu bir türlü isimlendiremiyorum, anlam veremiyorum.

Gezi sonrasında duyduklarımı öğrendiklerimi çalışma arkadaşlarımla paylaştığımda onların azalan televizyon satışlara benim kadar şaşırmadığını görüyorum. Kendilerine çok da hissettirmeden neden böyle düşündüklerini sorgulamaya başlıyorum. Çıkan sonuç her yeni olduğu söylenen teknoloji nedeniyle satış fiyatlarının artması, benzer teknolojilere farklı isimler verildiği için tüketicinin en iyiyi seçememesi ve bu nedenle de eskisi bozulmadan yeni televizyon alma fikri yeşerse bile satın alma isteğinin aksiyona dönüşememesi etrafında odaklanıyor.

Televizyon sektörünün içine düştüğü bu kısır döngüyü fark edince Philips TV’nin 2019 yılı ürünleri arasından birini seçerek seri numarası yerine “The One” şeklinde isimlendirmesi ve bu ismi markalaştırmak için yıl boyunca yapacağı çalışmaların asıl nedenini daha iyi anlıyorum. Çünkü Philips’in ürün gamında orta segmenti ifade eden ve hem Türkiye’de hem de dünyada en çok sattığı seri olan 7000 serisinin “The One” olarak isimlendirilen 7304 modeli (ki 2019 üretimi olan bu televizyonun Türkiye’de de Haziran başında piyasaya çıkması bekleniyor) üst segment özellikleri orta sınıf fiyatıyla son kullanıcıya sunmayı hedefliyor. Patenti Philips’e ait olan ve bence insanda bağımlılık yaratan Ambilight teknolojisine, butik İngiliz ses teknolojileri üreticisi Bowers & Wilkins destekli ses ünitesine, P5 isimli kendi görüntü iyileştirme teknolojisine sahip olmakla birlikte HDR10+, Dolby Vision ve Dolby Atmos gibi üst seviyeyi işaret eden teknolojilerle de zenginleşen The One’a fikren kimsenin itiraz edeceğini sanmıyorum.

O nedenle de Philips’in Türkiye’deki pazar payını yüzde 20’lere çıkarma senaryosu bana artık eskisinden daha mümkün görünüyor. The One olarak adlandırılan 7304 modelinin 50, 55 ve 65 inçlik versiyonları yaz başında satışa çıktığında şu an pazarı domine eden diğer markaların nasıl bir önlem alacağını ise gerçekten çok merak ediyorum. Öyle ya küçülen pastadan sadece tek bir kişinin daha fazla pay alması diğer markaları daha rekabetçi olmaya itecektir. Ve markalar arasında yaşanacak olan rekabet mutlaka son kullanıcının lehine olacaktır. Bekleyelim ve yaz sonu oluşacak satış rakamlarını hep birlikte görelim.