"TERÖR DEVLETİ"NİN İLK ADIMI

Faruk AKTAŞ 18 Haz 2020

"Kürt Birliği" denilen şey her dört ülkenin sınırları içinde bulunan Kürt parti ve gruplarının ortak hareket etmesini öngören bir plan.

ABD ve Fransa’nın Suriye’de muhalif Kürt gruplarla PKK’nın uzantısı PYD’yi uzlaştırma çabaları anlaşmayla sonuçlandı.

Kuzey Irak’taki Barzanilerin partisi KDP’ye yakın ENKS ile PYD’nin etrafında birleşen 25 grup ve partiden oluşan ve geçtiğimiz ay kurulan Kürt Ulusal Birliği Partileri (PYNK) ortak bir açıklama yaparak Suriye’de her konuda ortak hareket etmek üzere anlaştıklarını duyurdu.

Anlaşmanın sağlandığına dair açıklamanın yapıldığı toplantıda PYD ve ENKS sözcülerinin yanında Türkiye’nin kırmızı bültenle aradığı, ana omurgasını PYD’nin askeri kolu YPG’nin oluşturduğu DSG’nin başındaki Mazlum Kobani kod adlı Ferhat Abdi Şahin ile ABD'nin Uluslararası Koalisyon'daki Danışmanı William Robak’ın bulunması da dikkat çekti.

Zaten açıklamada, anlaşmanın sağlanmasındaki katkıları nedeniyle Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin eski ve yeni başkanları Mesut Barzani ve Neçirvan Barzani ile birlikte bu iki isme de teşekkür edildi.

Söz konusu anlaşmanın, ENKS ve PYD’nin çatı oluşumu TEV-DEM arasında 2014’te yapılan ancak PYD tarafının tutumu nedeniyle yürürlüğe girmeyen Duhok Anlaşması’nın temel alındığı açıklandı.

Bu anlaşma özetle Suriye’deki “Kürt bölgeleri”nin ortak yönetimini öngörüyor.

Bu anlaşma gerek içerik gerek yaratması muhtemel siyasi gelişmeler anlamında oldukça büyük önemde.

Özellikle de Türkiye açısından.

Zira bu anlaşma salt, Suriye’deki Kürt gruplarıyla sınırlı değil.

Bu, Suriye’nin yanı sıra Irak, Türkiye ve İran’daki Kürt grupların da ortak hareket etmelerini öngörüyor.

Zaten açıklamanın giriş bölümünde “Bu anlaşma Kürt birliğinin ilk tarihi adımıdır” ifadeleriyle bu amaç ve hedef açık bir şekilde dile getiriliyor.

“Kürt Birliği” denilen şey her dört ülkenin sınırları içinde bulunan Kürt parti ve gruplarının ortak hareket etmesini öngören bir plan.

Bu, uzun zamandan bu yana PKK’nın en öncelikli hedeflerinden biri haline gelmiş bir konu.

Bu planın mimarı da, sponsoru da ABD ve Fransa’dır.

Malum ABD, uzun süreden bu yana Suriye’de PKK yönetiminde “devletimsi” bir oluşturmaya çalışıyordu.

İki yıl önceki Zeytin Dalı Harekatı ile Afrin’in PKK/PYD’den temizlenmesinin ardından ABD, sadece PKK ile hayata geçiremeyeceğini anladığı planda değişikliğe gitti ve diğer Kürt grupları da buna dâhil etme arayışına yöneldi.

Bunun siyasi mimarlığını ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey üstlenirken sahadaki uygulayıcısı ise William Robak oldu.

Her iki isim başta olmak üzere ABD’li yetkililer iki yıldan bu yana Kuzey Irak ve Kuzey Suriye arasında mekik dokuyor.

Çünkü bu planın hayata geçirilmesi için Kuzey Irak’taki Kürt yönetimin ikna edilmesi gerekiyordu ve bunu yaptılar.

Bundan sonra olacakları şöyle öngörmek lazım.

Birincisi Suriye’de PYD’nin denetimindeki bölgelerin yönetimine ENKS de dâhil edilecek.

Ardından bunlar, Türkiye’nin başta Afrin olmak üzere Suriye’nin kuzeyindeki bölgelerden çekilmesini gündeme getirecekler.

Suriye’deki tüm Kürt gruplar birleştirildiği için bundan böyle Türkiye’nin Suriye’de PKK/PYD’ye yönelik her türlü hamlesi “Kürtlere karşı soykırım girişimi” olarak yansıtılmaya çalışılacak.

Yani ENKS burada PKK/PYD için “terör maskesini” gizlemeye yönelik bir şemsiye işlevi görecek.

Tabi ki bu Suriye ile sınırlı olmayacak.

Muhtemelen çok yakın bir sürede Irak’ta da PKK’nın uzantısı yeni bir çatı parti kurulacak.

O çatı parti ile Kuzey Irak’taki Barzanilerin partisi KDP masaya oturtulacak ve Kuzey Irak’ın yönetimine de PKK’nın dâhil edilmesi sağlanacak.

PKK’ya yakın Talabanilerin partisi KYB ile Goran zaten böyle bir ortaklığa dünden razı.

Muhtemelen bu anlaşmanın temel maddelerinden birisi Suriye’nin kuzeyi ve kuzey doğusundaki PKK/PYD’nin denetimlerindeki bölgelerle Irak Kürdistan Bölgesi’nin birleştirilmesi olacak.

Sonrasında bu “birleşik” Kürt bölgesinin ABD, Fransa ve İsrail gibi ülkeler tarafından korumaya alınarak “bağımsız Kürdistan” devleti olarak tanınması süreci başlatılacak.

Bu süreç burada da bitmeyecek.

Planın bir sonraki aşaması da Türkiye ve İran’da Kürtlerin yoğunlukta olduğu bölgelerin de koparılarak buraya bağlanması ve bu şekilde “Birleşik Bağımsız Kürt Devleti”nin oluşturulması hedeflenecek.

Tabi ABD, Fransa ve İsrail Kürtlerin kaşına gözüne hayran olduğu için bunu yapmayacak.

Yani adı “Kürt” olsa da bu aslında PKK’nın etkin olduğu bir “terör devleti” olacak.

Amaç bölgeyi yeniden dizayn etmek ve başta Türkiye olmak üzere bölge ülkelerini zayıflatarak kendi güdümlerine almak için Kürtleri kullanmak.

Şaşırtıcı olan Türkiye’nin, Kuzey Irak’taki PKK hedeflerine yönelik son yılların en kapsamlı hava ve hava destekli kara operasyonları gerçekleştirmesinin hemen ardından böyle bir anlaşmanın duyurulması.

Zira bu operasyonların en önemli mesajlarından birisi başta Kuzey Irak’taki Kürt yönetimi olmak üzere tüm Kürt gruplarına yönelik, “Sakın PKK ile ortak hareket etmeyin, PKK ile iş birliği yapmayın, aksi halde siz de aynı akıbet ile karşılaşırsınız” mesajıydı.

Bu anlaşma, “mesajını aldık ama bizim yanıtımız da bu” anlamına geliyor.

Yani bunu bir nevi Türkiye’ye rest çekme olarak okumak gerek.

Şüphesiz böyle bir anlaşmanın Mesut Barzani ve Erbil yönetiminin onayı olmadan sağlanmış olma ihtimali yok.

Peki Erbil nasıl olur da Türkiye’ye bu şekilde rest çekme cüretini gösterdi.

Muhtemelen ABD onlara, “siz bu anlaşmayı imzalayın biz sizi koruruz” şeklinde güçlü bir güvence vermiştir.

Ancak kanaatim odur ki Türkiye kendisi için en büyük beka sorunu teşkil eden bu planları bozmak için gereken her türlü adımı atmaktan geri durmayacak.

Ve ABD, Türkiye’nin büyük kararlılığı karşısında Afrin’de PKK/PYD’yi ortada bıraktığı gibi bunları da ortada bırakacak.

2017’deki bağımsızlık referandumunun ardından Kerkük ve çevresi Irak ordusu ve Haşdi Şabi tarafından ellerinden alınınca Mesut Barzani, “ABD bizi hayal kırıklığına uğrattı” demişti.

PKK ile girilen bu iş birliğinin bedeli de ABD’nin yaratacağı hayal kırıklığı da çok daha büyük olabilir.

Bizden uyarması...