Kurban_bayrm


TOPLUMSAL KURUMLARIMIZ VE RİTÜELLER

Dr. Can CEYLAN 16 Şub 2020

Ritüeller, kültürel unsurların aktarımını sağlar. Yabancı kültürlerde yer etmiş olan ritüellerin başka kültürlere aktarılması "kültürleme" sürecini ortaya çıkarır. Ya da kültürlerarası ritüel alışverişlerinde, "kültürleşme" sürecinin sonuçlarını gözlemleriz.

Son iki yazımda sosyal kurumların ve özellikle âile ve eğitim kurumumuzun işlev zâfiyetine değinmiştim. Kıymetli Erol Göka Hocamız, birkaç gün önceki bir sosyal medya paylaşımında, ritüel kavramının tartışılması gerektiğine değindi ve şu alıntıyı paylaştı:

“Belirli ritüellere sâhip âilelerin çocukları bedensel ve ruhsal açıdan daha sağlıklı, akademik olarak daha başarılı bulunmuş (Buy.ology s.94). Ritüel nedir tartışması ne güzel gider bu bilimsel sonuç üzerine değil mi dostlar? :))”

Erol Hocam sosyal antropolojinin en önemli kavramlarından biri olan ritüelden bahis açar da, bir sosyal antropolog olarak ben bunu gündemime almam mı! Âdeta son iki yazımın mütemmim cüzü olacak bu konuyu ele almasam ayıp olurdu.

Sosyal antropolojinin başat kavramlarından olan ritüel kavramına karşılık olarak kullanılan “tören” ya da “merâsim” kavramlarından daha kapsamlı ve geniş bir anlam zeminine sâhiptir.

Van Gennep'in Geçiş Ritüelleri (Rites de passage) adlı eseriyle çizdiği çerçevenin sınırlarını aşan ritüel kavramı, her insanın sâdece tek sefer yaşayacağı bir tecrübeden daha öte anlamlar içermektedir. Her ne kadar Van Gennep eserinde doğum, evlilik, ergenlik, sünnet ve ölüm ritüelleri ele alsa da, toplumsal yapıların vazgeçilmez unsurları olan bu gibi klâsik ritüeller ve mezuniyet, bayrak töreni, doğum günü gibi modern olaylar, bunu dolaylı ve dolaysız yaşayan kişiler üzerinden toplumsal devamlılık işlevi görür.

Ritüeller, kültürel unsurların aktarımını sağlar. Yabancı kültürlerde yer etmiş olan ritüellerin başka kültürlere aktarılması “kültürleme” sürecini ortaya çıkarır. Ya da kültürlerarası ritüel alışverişlerinde, “kültürleşme” sürecinin sonuçlarını gözlemleriz.

Erol Hocamın sosyal medya hesâbı üzerinden yaptığı paylaşıma ritüel konusundaki fikirler yorum olarak yazılmış. Ritüel kavramına “sâlih amel” kavramıyla açıklayıp “içine neler konur neler” diyenler olduğu gibi, “sofra adâbı, câmi adâbı, dua etme, büyükleri karşılama, hürmet” diye yorum yazanlar da var. Bir yorumda ise şöyle yazılmış: “Bizim âile geleneği dediğimiz şeylerden söz ediyorsunuz sanırım. Kuzenlerimden birisi ‘sizin evde yaşamak için üç ay kurs görmek lâzım’ demişti”.

Erol Hocamız kendi paylaşımına şöyle bir alıntılı yorum da yazdı: “Düzenli ve birlikte yapılan, birlikte mutlu olunan her faaliyet; yemek, spor, oyun, gezi, sohbet, ziyâret (Erkan Akay). Gelenek ve görenekler çerçevesinde düzenli olarak yapılan alışkanlıklar (Meltem Nursel). Ritüeller hayâtı yavaşlatıyor. Çayın demlenmesini beklerken muhabbet etmek, ortak dil oluşturuyor. Çayın üstünü kaşıkla kapamak gibi. Esnek hâle getiriyor. Maraş dondurmacıının en ciddi insanları bile maymuna çevirmesi gibi. Her şey yolunda hissi veriyor karışıklık zamanlarında (Tuba Aydın)  

Ritüellerin işlevleri

Bunların hiçbir yanlış değil, ama ritüeller bunlardan daha fazlasıdır. Toplumsal kurumların yazılı olmayan kuralları ritüellerle yaşatılır ve aktarılır. Ritüele konu olan olay, bu ritüele şâhitlik edenlerin aklında ve zihninde yer eder. Ritüelin takvimsel târihini unutmak kolaydır, ama bir cenâze duası veya bir düğün kişilerin aklında “öncesi” veya “sonrası” olarak yer eder. Seneler sonra başka bir olayı, şâhitlik edilen o olay referans alarak hatırlarız. “Falancanın düğününden sonraydı” veya “Bizim oğlanın mezuniyetinden önceydi” denir.

Ritüellerin diğer önemli bir işlevi de, “öğrenme” sürecinin okullarla sınırlı olmadığını göstermektir. Zâten bir çocuk okul çağına gelmeden önce birçok şeyi, âilesinde ve sosyal çevresinde tekrarlanan uygulamalarla öğrenir. Yemek yemeden önce sonranın hazırlanması, misâfir gelmeden önce hazırlık yapılması, düğün ve cenâzelerde yapılan ve yapılmayacak şeyler hep ritüelleşmiş uygulamalarla öğrenilir. Bu anlamda ritüeller, geleneğin görenek tarafını yanı görerek ve gözlemleyerek öğrenilen  tarafını teşkil eder.

Okullarda da ritüeller yok değildir. Bayrak töreni buna en bâriz örnektir. Bu ritüel sâyesinde Pazartesi günü okulun başladığı, Cuma günü de haftasonu tâtilinin geldiğinin altı çizilir. Okullardaki bir diğer ritüel de mezuniyet törenleridir. Öğrenciler mezun olduklarının belgesini yâni diplomayı kuru kuru öğrenci işlerinden almak yerine, özel kıyâfetlerin giyildiği, fotoğrafların çekildiği, yılların hazırladığı ve isimlerinin okunduğu törenlerle alır ve hayatlarının önemli bir dönüm noktasıdır.

Düğünler de önemli ritüellerdir. Bir kadın ve bir erkeğin, bir nikâh memuru veya bir imamın huzûrunda ve iki kişinin şâhitliğinde kuru kuru “evet” demesi, kanunen yeterlidir. Ama bu nikâhın düğüne dönüşmesi, bu ikinin hayâtındaki bu önemli olayın hem onlar hem de sosyal çevreleri için önemli olduğunu gösterir.

Konuyu yukarıdaki “çay demleme” ifâdesinden esinlenerek yemek ritüeliyle bitireyim. Mesele sâdece midemize bir şeylerin girip doymamız değildir. Kış için yaz mevsiminde yapılan hazırlıklar; tarhanalar, turşular, vs yemek kültürü içindeki ritüellerin uzun vâdeli örnekleridir. Bunun ötesinde her öğün ayakta bir şeyler atıştırmak yerine, “sofrabaşı” denen herkesin belli olan yerde oturması, büyüklerin beklenmesi, kaşık-çatal sesleri eşliğinde edilen sohbetler, sâdece bedenimizi değil ruhûmuzu da doyurur. Ayrıca sofra adâbı olarak öğrenilen birçok şey, bize sosyal davranışlarımızda da yardımcı olur.

Ritüelsiz dünya

Ritüellerin olmadığı dünya, koşuşturmak içinde geçen modern hayat tarzıdır. “Fast-food” kültüründe ritüel yoktur; ona yemek yemek değil, tıkınma denir. Ritüellerin yokluğu aynı zamanda, toplumsal farklılıkları barındıran kültürlerin de yok olması demektir. Modernlik ve postmodernlik ritüelleri yok etmiş, zaman kaybı olarak görmüş ve insanların sürekli acele eder hâle getirmiştir. Ritüeller yok olursa, çay demlenmez, sallama içilir. Ritüeller yok olursa kahve cezvede yapılmaz “3’ü 1 arada” içilir. Ritüeller yok olursa yemek evde değil, dışarıda yenir ve şipariş verip beklemek yerine, fast-food restuarantlarında “fırsat menüsü” olarak mideye indirilir. Ritüel yok olursa, evlilikler düğünsüz, derneksiz yapılır ve bu tür evlilikler aşkı öldürür. Ritüel yok olursa askere uğurlamalar, Allah kavuştursunlar, asker karşılamalar yerine “bedelli askerlik” olur. Ritüelleri yok olursa, cenâzeler kaçınılmaz gerçek olan ölümün yaşayanlar tarafından hatırladığı bir hakikat olmaktan çıkar, “Acı kaybımız” olarak gazete ilânı ve sosyal medya paylaşımlarına dönüşür.

Kısacası ritüeller yok olursa, toplumlar kurumlarımız teker teker yok olur. Ritüelsiz toplumsal kurumlarımızın da işlevi, duvarlara asılan İSO-9001 belgelerindeki “vizyon ve misyon” maddeleri gibi anlamsız kalır.

(Not: Bu konuda şu kitapları tavsiye ederim: Jack Goody - Mit, Ritüel ve Söz ve Mason Currey – Günlük Ritüeller)