TOPRAK HAKKI

Siz toprağa bakarsanız toprak da size bakar. Bunu söylerken iki anlamı birden kastediyorum. Toprağı işlerseniz size ürün verir ama toprağı anlamak için bakarsanız o da size hikayesini anlatır.

Köylerin yani toprağın hikayesi biraz karmaşık. Yıllar önce dikilmiş ağaçlara bakıyorum. Toplam sekiz ağaç, ötesindekiler diyorum. Başkasına ait. Başkası dediğimiz yabancı değil, aileden birileri. Miras yoluyla bölünmüş topraklar birer avuç kalmış. Ekilecek kadar büyük olmayınca bazılarına ağaç dikilmiş geri kalanı yabani otlar. Çocukluğumuzda pisi pisi otu dediklerimizden. Ayağımızın içine kadar giriyor. Temizlemeye çalışırken köyün halleri kafama takılıyor. Herkes hakkını istiyor ama toprağın hakkı ne olacak diyorum. Herkes birbirinden hakkını almaya çalışıyor ama toprağın hakkını düşünen yok. Toprağın hakkı ekilmek ama hakkını alamıyor.

Canım sıkılıyor. Çözülmesi zor değil ama çözülmüyor işte. Kimse geri adım atmıyor ve işine yaramayacak toprakları birbirine bırakmamak için kıyasıya kavgalar başlıyor. Şehre gidenler kalanlardan esirgiyor, köydekiler de gönül koyuyor. Miras olarak kalan bitmek bilmeyen kavgalar.

Yolu uzatıp İzmir tarikiyle İstanbul’a dönelim diyoruz. Hep uğramak istediğimiz Birgi’ye uğramak niyetimiz. Yolda toprak hakkı kafamda dönüp duruyor. Bu konuda bir ilmihal mi yazılsa bir fakih çıkıp tüm köylüleri ikna etse, bitse şu kavgalar ve toprakla barışsak diyorum.

Birgi’ye ulaştığımızda toprağın hakkı böyle güzel evlerdir diye düşünüyorum.  Aydınoğlu Mehmet Bey Camii, beylikler döneminden kalma incelikli bir eser. Kasaba, dizilerin de etkisiyle bir platosuna dönmüş. Yerli turistler sokaklarda, bayramın son gününü uğurluyor Birgi. Nohut mayalı ekmek, Ödemiş patatesleri ve yolda çocuklara tarif ettiğim iğde. Hepsi tezgahlarda. Birgi’nin en ünlü ismi İmam Birgivi. İsmini duyarım ama ziyaret etmedik daha önce. Kabrini ziyaret ediyoruz. Kariyerini şöhretli bir hakim olarak geçirmiş İmam Birgivi, son yıllarında Birgi’ye dönerek tamamlamış ömrünü. Devlet adamlarına adalet konusunda nasihatler vermiş. Sokullu Mehmet Paşa onlardan biriymiş mesela. Edirne’de Askeri Kassam olarak görev yapmış. Kassam mirasları taksim eden demekmiş.  Etkileniyorum. Adaleti yerine getirmek için görev yaptığı ihtisas alanı bizim köylerimizin darmadağın olmasına neden olan miras mevzusundaymış. Miras taksimi ülkenin en önemli meselelerinden biriymiş o zaman da.

Toprağın hakkını veren isimlerden diye geçiriyorum içimden. Kendisi tasavvuf ehli olmasına rağmen bu yoldaki aşırılıklar konusunda halkı uyarmayı görev bilmiş. Adaleti ayakta tutanı seviyor bizim halkımız aradan yüzyıllar geçse de. Osmanlının zirvede olduğu dönemde Anadolu’da uzlete çekilerek ömrünü tertemiz tamamlayan bu adalet adamı Ziyaretül Kubur isminde de bir risale yazmış. Mezarlara çaput bağlamak ve mum dikmek gibi adetlerden arındırmak istemiş Ege topraklarını. Türbeye dönüşmesine izin vermediği mütevazi kabrinde oğluyla birlikte yatıyor.

İşte diyorum kendi kendime, toprağın hakkı böyle verilir, zirvelere çıksa bile mütevazilikten hiç ama hiç ayrılmayarak.