​TÜRKİYE'DE İŞSİZLİK PROBLEMİ

İsterseniz ilk önce şu haberle başlayalım:

İsterseniz ilk önce şu haberle başlayalım: “Türkiye'de işsizlik Aralık 2016'da bir önceki yılın aynı dönemine göre 1.9 puan artışla yüzde 12,7'ye çıktı. Son veriyle birlikte işsizlik 2010 yılından bu yana en yüksek seviyesine ulaşmış durumda. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 15-25 yaş arası işsizliğe işaret eden "genç işsizlik" verisi ise, genel işsizlik oranına göre daha kötü bir performans sergileyerek 4,8 puan artışla yüzde 24 oldu. Mevsimsel etkilerden arındırılmış iş gücü verilerine göre ise sanayi ve inşaat sektöründe istihdam gerileme kaydetti. Veriye göre sanayide istihdam bir önceki yıla göre 51 bin, inşaat sektöründe istihdam ise 28 bin kişi azaldı.”, (BBC TÜRKÇE, 15 Mart 2017).

İşsizlik bir ekonomi için en önemli sorundur. Ancak, bu sorunun düzeyini ölçebilmek için bazı kerteriz noktalarına ihtiyaç vardır ki, sorunun büyüklüğü teşhis edilebilsin. Bir de işsizliğin bileşenleri vardır ki, bunlar da, işsizlik sorununun tedavisi için gerekli bilgileri sınıflandırmamızı sağlar. 

İlkönce işsizliğin bileşenleri ile başlayalım: Friksiyonel İşsizlik, Yapısal İşsizlik ve Konjonktürel İşsizlik.

Friksiyonel İşsizlik, “Geçici İşsizlik” yada “Arizi İşsizlik” olarak da bilinir. Bir ekonomide işgücüne yeni katılanlar (15 yaşına girenler) ile mevcut işlerini beğenmeyip iş değiştirmek isteyenler yeni iş bulana kadar işsiz kalırlar.  Bu durum Friksiyonel/Geçici/Arizi İşsizlik olarak adlandırılır. Kısa süreli bir işsizlik türüdür. Ancak hiçbir zaman sıfıra düşmez. Bu işsizlik kabaca %1 civarında varsayılır.

Yapısal İşsizlik kısa dönemli friksiyonel işsizliğin uzun dönemli versiyonu olarak tanımlanır. Bir ülkedeki bölgeler arası kalkınma farklarından, ekonominin içinde sektörler arası etkileşimdeki kopukluklardan, emek tasarruf eden teknoloji değişimlerinden kaynaklanan işsizlik bileşenidir ki, bunu aşağı çekebilmek için ekonomide köklü değişimlere gitmek gerekir.

Konjonktürel işsizlik “devrevi işsizlik” olarak da bilinir. Toplam harcamalardaki dalgalanmalara bağlı olarak üretim ve milli gelir de dalgalanır. Milli gelirdeki dalgalanmalar ise işsizlik oranında değişimlere yol açar. İşte ekonomideki milli gelir dalgalanmalarına bağlı olarak değişen işsizlik bileşeni konjonktürel işsizliktir. 

Bu işsizlik türlerine ilaveten açıklanması gereken ve “Doğal İşsizlik” olarak bilinen bir işsizlik türü daha vardır. İşgücü piyasalarının doğal işleyişine bağlı olarak bir ülkede işsizliğin tamamen ortadan kaldırılması söz konusu değildir. Her ülkede olması normal kabul edilen işsizlik doğal işsizlik olarak adlandırılır. Doğal işsizlik friksiyonel işsizlik ile yapısal işsizliğin toplamına eşittir. Doğal işsizlik bir anlamda minimum işsizlik düzeyini temsil eden uzun dönem işsizlik oranıdır.

Doğal İşsizlik Oranı= Friksiyonel İşsizlik Oranı + Yapısal İşsizlik Oranı 

Her şeyin normal akışında olduğu, gelir dağılımı ve kaynak tahsisinin dengeli olduğu ve rekabet düzeyinin yüksek olduğu ekonomilerde doğal işsizlik oranının %4-%6 arasında gerçekleştiği kabul edilir. Eğer %1 civarında friksiyonel işsizlik varsa, o takdirde yapısal işsizlik oranının da ortalama %3-%5 arasında olması gerekir. Doğal işsizlik oranı, bir ekonominin tam istihdamdaki işsizlik oranı olarak da tanımlanabilir. Egemen iktisat okuluna mensup iktisatçılar doğal işsizlik oranının her ekonominin uzun dönem de yakınsayacağı denge işsizlik oranı olduğunu söylerler. 

Enflasyonu Hızlandırmayan İşsizlik Oranı veya kısaca NAIRU olarak adlandırılan farklı bir doğal işsizlik oranı da vardır ki, bu işsizliğin uzun dönem bir denge düzeyine yakınsamadığını ama geçmiş işsizlik oranları ile fonksiyonel bir bağlantı içinde olduğunu, geçmiş de ekonomiyi vurmuş olumsuz şokların şimdi ve gelecekte de etkisini devam ettirdiğini söyler. NAIRU da friksiyonel işsizlik ile yapısal işsizliğin toplamına eşit kabul edilmekle birlikte, zaman içinde değiştiği için standart bir değer aralığı verilmemekte ve yapısal işsizliğin de zaman için de değiştiğini göstermektedir. Bir de, işsizlik ile enflasyon arasındaki ilişki de NAIRU ile bağlantılıdır. Örneğin % 5 NAİRU varsa ve hiç arz şoku yoksa, enflasyonun artması için işsizliğin %5’in altına düşmesi gerekir. 

İktisatçıların analiz ettiği işsizlik oranı friksiyonel, yapısal ve konjonktürel işsizlik toplamından oluşur. Başka bir deyişle, istatistiklerin yayınlandığı dergilerde gördüğünüz işsizlik rakamları doğal işsizlik (veya NAIRU) ve konjonktürel işsizliğin toplamından oluşur. 

Şimdi bu bilgilere dayanarak işsizlik analizi yapalım. Türkiye’de son on yıl içinde NAIRU ölçümü hakkında yapılmış 20’ye yakın yüksek lisans ve doktora tezi bulunmaktadır. Hepsinin ortak bulgusu Türkiye’nin 2000’li yıllarda NAIRU’sunun %10-%12 arasında değiştiğidir. Bu çok yüksek bir rakamdır. Eğer doğal işsizlik oranı için üst sınır %6 ve Türkiye NAIRU’su için de alt sınır %10’u kabul edersek, en iyi halde dahi %4 gibi ciddi bir oranda fazladan yapısal işsizlik bulunmaktadır. Bu işsizlik meselesinin birinci yüzüdür. 

%12,7’lik bir işsizlik oranı yine %10’luk bir NAIRU kabul edersek %2,7’lik bir konjonktürel işsizlik olduğunu gösterir. Dolayısıyla, hükümetin kısa dönem makro iktisadi politikalarla önleyebileceği işsizlik kısmı %2,7’dir. “Pekiyi, geri kalan %10’a ne olacak?”, diye sorduğunuzu işitir gibiyim. Tabii ki, yapısal işsizliği düşürmek için bu işsizliğin temel sebeplerini ortadan kaldırmak gerekir. Bizim ülkemizde yapısal işsizliğin sebeplerinden birincisi bölgeler arası kalkınmışlık farklarıdır. Daha önceki yazılarımdan birinde bir benzetme yapmıştım, “Türkiye haritasında Samsun-Adana arasına bir hat çekin Batısı Avusturya Doğusu Pakistan ayarındadır.”, diye. Genel ekonomik büyüme daha çok Batı illerine olumlu etki ederken, Doğu illerinde bu istihdama yaramamaktadır. Aynı zamanda sektörler arası da uyumsuzluk vardır. Bir sektörde çalışan nitelikli işgücünün eğer o sektörde üretim ve istihdam düşerse başka sektörlerde istihdam edilebilmesi zordur. Yani nitelikli işgücünün sektörler arası hareketliliği çok düşüktür. Sanayi ve tarım gibi sektörler, Türkiye’de, ağırlıklı olarak niteliksiz işgücüne dayalı üretim yaptıkları için bu sektörlerdeki gelişme nitelikli işgücü istihdamına tam olarak yansımamaktadır. Aynı zamanda artan üniversiteleşme, artan bir nitelikli işgücü demektir, artan nitelikli işgücü kaynakların daha çok nitelikli işgücü yoğun hizmetler sektörüne akmasına yol açmakta ve bu da üretken sektörlerin büyümesini yavaşlatmaktadır. Sektörler arası kaynak dağılımı ile sınıflar arası gelir dağılımını düzeltmeden ve bölgeler arası kalkınma farklarını gidermeden üniversiteli işsizlere ya da ekmek parası için Marmara bölgesine akın eden niteliksiz işgücü yığınlarına çare bulunamaz. Bütün bunlar hep merkezi planlamaya ihtiyacı göstermektedir. %10’luk NAIRU varsayılırsa, bunun %9’u yapısal işsizliktir. Bu söz edilen %9’un içindeki, %4’lük fazla yapısal işsiz stokunun doğru düzgün bir planlama ile 10 yıl içinde sıfırlanacağı söylenebilir. Bu maksatla Türkiye’nin sanayiye yeniden ağırlık vermesi, tarımı modernleştirmesi ve eğitim sistemini bu iktisadi hedefler çerçevesinde baştan aşağı değiştirmesi gerekir. İstihdam ve emek piyasası ile ilgili bir süre daha yazmaya devam edeceğim.