TÜRKİYE'NİN FABRİKA AYARI

Mutlaka fabrika ayarlarına dönülmesi gerekiyorsa bunun tarihi 2002 yılı değil 15 Temmuz 2016 günü olmalıdır.

Türkiye kendimi bildim bileli zor günlerden geçer ve elbette birlik beraberliğe her zamandan daha fazla ihtiyacımız olduğu vurgulanır. Bu kaygı dolu isteği hafife alıyor değilim. Aksine üzerinde düşünülmesi ve doğru yöntemlerle cevaplar bulunması gerekiyor. Bunun için nasıl yollardan geçtiğimizi tekrar düşünmekte fayda var. Mevcut sosyolojik gerçekliğimize ulaşmamız hiç de öyle gül yaprakları döşenen yollardan geçmedi. İktidara gelen partinin kapatma dahil ne çok badirelerden geçtiğini ve sadece siyasi mevzide değil toplumsal planda da ne çok çalkantılar geçirdiğini bilenler fazladır. Dolayısı ile fabrika ayarları gibi lafları duyunca acı acı gülümsüyorum. Kastedilen şey ahlaki duruşun kavi olduğu bir tablo. Bunu görmeyecek kadar kör, çarpıtacak kadar adaletten yoksun değilim. Ama yolun başında medeni haklardan mahrum geniş toplum kitleleri vardı. Herkese peşinen, önyargısız güvenen bir lider ve arkadaşları. Sonra o arkadaşlarından bazıları yolda ihanete varan ölçüde yalnız bıraktılar. Karşılaştıklarıyla kıyaslanırsa ağzını açmadı sayılır. Sonra bürokratik kademelere gelenlerin ikbal günleri başladı. Herkesin keyfi yerindeydi çünkü büyük bir oyunun aktörleri arasına girmişlerdi ve yolunda gitmeyenleri görmek için koltuklar fazla rahattı. Zor günler başladı ve o koltuklar için daha liyakatli ve dirayetli isimler gündeme geldi. Belki sadece görev süreleri bitmişti, kendilerini yenileyemedikleri için. İşte o zaman kızılca kıyamet koptu. Herkes oyunun içindeki zirve noktası neresiyse, oraya geldiği günü fabrika ayarı yapmaya niyetlendi. Elbette o ayarlara dönüldüğü gün kendisi de eski günlerine dönmüş olacak.

Zihinsel bir savrulma yaşandığı kesin. Sosyolojinin siyasetle uyum sağlayamadığı noktalar olduğu da. Büyük bir fay hattı harekete geçti, kırılmalar yaşandı ve birçok bina yerle bir oldu. Başka türlüsü mümkün olabilir miydi bilmiyorum. Artçı sarsıntıların ardından yerine oturan zeminde yerle yeksan birçok bina var. Bunlardan bazıları çürük ve bazıları da sadece talihsiz. İkbal günleri bitenlerin üzerinde büyük bir karamsarlık var. Her şeyin kötü olduğunu, toplumun yozlaştığını ve “dava”nın yalnız bırakıldığını düşünüyorlar. Aynı fikirde değilim. İsimsiz kahramanlar nesilleri yetiştirmek için kimsenin iltifatına tabi olmadan yürüyüşlerine devam ediyor. Elbette iyi şeyler de oluyor, nahoş gelişmeler de. Ancak toplumun büyük yürüyüşü devam ediyor.

Geçmişi diriltmek muhal. Ancak yeni bir gelecek tasavvur etmek için hiçbir zaman geç değil. 15 Temmuz’da halkın büyük direnişi bunun en büyük örneğiydi. Mutlaka fabrika ayarlarına dönülmesi gerekiyorsa bunun tarihi 2002 yılı değil 15 Temmuz 2016 günü olmalıdır. Bundan farklı bir tarihe döndürülecek fabrika ayarı bu milletin büyük mücadelesine haksızlık olacaktır.

Zihin konforları bozulmasın diye veya hamasetle suçlanmamak için 15 Temmuz’u suskunlukla bıçağıyla öldürmeye çalıştıklarını söylemek istemiyorum. Sadece kişisel hikayelerdeki savrulmaları milletin büyük yürüyüşünün üzerine örtmek isteyenlere hak veremiyorum. Fabrika millettir, ayarı da o verir.