​UNUTULMUŞ BIR SAVAŞ: YEMEN'IN SESINI 'İNSANLIK' NE ZAMAN DUYACAK?

Vehbi BAYSAN 03 May 2017

Yemen'de bugüne değin meydana gelen saldırılarda 10.000'den fazla Yemenlinin hayatını kaybettiği, 50.000'den fazla insanın yaralandığı tahmin ediliyor.

Yemen’de bugüne değin meydana gelen saldırılarda 10.000'den fazla Yemenlinin hayatını kaybettiği, 50.000'den fazla insanın yaralandığı tahmin ediliyor. Gerçek sayı ise bilinmiyor!

Bağımsız gözlemciler ölümlerin yarısından epey çoğunun Suudi Arabistan'ın yoğun bombardımanının doğrudan sonucu olduğunu vurguluyor. Geçenlerde bir çocuk yuvasına 'kazayla' isabet eden füze 80 masum yavruyu hayattan kopardı. Uluslararası kınama dahi olmadı. Arap ülkeleri geleneksel tavrını muhafaza etti ve olayı sair vahim olaylar gibi görmezden gelmeyi tercih etti.

Son dört yıldır dünyanın en fakir ülkelerinden olan Yemen'de yaşanan insanlık dramının haddi hesabı yok. 

O topraklarda gündelik olarak şahit olunan ve olağan hale gelmiş olan insanlık trajedisinin zorladığı sınırlar çoktan aşılmış durumda.

Yemen'de meydana gelen insan hakları ihlalleri, sivil halkın hava bombardımanlarına her daim hedef olması, terör örgütlerinin eleman devşirme 'yuvası' haline gelmiş olması, devlet yönetiminin çoktan iflas etmiş olması, bir diğer tabirle Yemen'in "failed state - devlet vasfını yitirmiş devlet" statüsüne çoktan düşmüş olması, daha doğrusu Afganistan, Irak, Suriye, Libya.. gibi bu tür devletler kervanına katılmış olması modern dünyanın asla ilgisini çekmiyor. 

Ülkenin alt yapısı çoktan çökmüş; benzin, mazot epeydir karaborsada ve fahiş fiyatlarla satılıyor. O sebeple, pek çok bölgeye hiç elektrik verilemiyor, başkent San'a dahil kimi bölgelere ise ciddi kesintilerle verilebiliyor. Hastanelerde elektrik kesintileri yüzünden hastalar ameliyat esnasında ve/veya sonrasında, hatta yoğun bakım ünitelerinde yok yere ölüyorlar. Evlerde yemek pişirmek çoktandır gayet zahmetli zira tüp gaz bulmak, bulunsa da her gün artan karaborsa fiyatıyla satın alabilmek gerçekten zor.

Ayrıca, Ocak 2016'da yayınlanan Birleşmiş Milletler raporuna göre 27 milyon nüfuslu Yemen'de 50 milyondan fazla silahın var olduğu öngörülüyor. O nedenle, raporda belirtilen bu durumun, iç savaşın barışçıl yollarla çözümünün uzun bir sürece yayılacağının bariz emareleri olarak görülüyor. 

Yukarıda saydığımız nedenler ve daha fazlası yüzünden gıda fiyatları astronomik olarak artmış durumda ve temel gıda maddelerinin intikali kimi dağlık bölgelere gerçekleşemiyor. 

Tüm bu güç koşullar yetmezmiş gibi, BM yakın bir süre zarfında resmi olarak ülkeyi "kıtlık" bölgesini ilan edecek. Bu konudaki raporlar bu yeni durumu teyit eder mahiyette. Yine BM raporuna göre halihazırda, 17 milyon Yemenli açlık tehdidiyle karşı karşıya ve yaklaşık 15 milyon insan sağlıklı içme suyuna erişemiyor.

Yemen'in uluslararası camianın ilgisini çekmesi için daha ne kadar bebeğin, çocuğun, gencin, yaşlının ölmesi gerek mecburen bekleyip göreceğiz. 

Ancak, ilk işaretler batının Yemen konusunda yakın zamanda kılını dahi kıpırdatmayacağı yönünde. Bu tür kriz dönemlerinde müdahil olmak üzere oluşturulmuş ve bu iş için para alan uluslararası örgütler zaten ortada yok.

Peki, Yemen iç savaşı nasıl başladı? Bu sorunun kolay bir yanıtı yok. Arap Baharı ile devrilen baskıcı lider Ali Abdullah Salih’in Kasım 2011’de devrilmesi ve yardımcısı Hadi’nin yönetimi devralması ile ortaya çıkan yeni durumdan yararlanmaya çalışan El Kaide dahil farklı guruplar saldırılarıyla ülkeyi kaosa sürüklediler. Yıllarca devrik başkan ile savaş hali sürmüş olan Husiler, ülkenin kuzey-batısındaki Saada bölgesini kontrolleri altına aldılar ve Eylül 2014’te başkente girip hükümeti devirdiler. 

Husilerin Şiiliğin bir kolu olan Zeydi olması Suudi Arabistan’ı harekete geçirdi ve Husilerin arkasında İran olduğu iddiasıyla Ocak 2015 itibariyle hava bombardımanlarına başladı.

Yemen – Suudi Arabistan çatışmasının tarihsel arka planı: 1925 yılında İbn Suud Hicaz bölgesini Haşimilerden aldıktan sonra kontrol alanını Yemen’e bağlı ama özerk yapıda olan Necran, el-Baha, Asir ve Cazan bölgelerine de uzatmak istedi. Yemen Kralı Yahya ile Suudlar arasındaki çatışmalar yıllarca sürdü. Mayıs 1934’te imzalanan Taif antlaşmasıyla barış sağlandı ve Yemen’in kendine ait gördüğü bazı topraklar Suudlara geçici olarak verildi. Suudi Arabistan petro-dolarlarla zenginleşirken, Yemen tam aksine kötü yönetim ve yolsuzluklar neticesinde daha da fakirleşti. Suudi Arabistan zenginlik ve gücüne güvenerek ‘geçici olarak’ kontrol ettiği toprakları kendi arazisi olarak görmeye başladı. 2008 yılında o zamanki devlet başkanı Ali Abdullah Salih’in bu toprakları 28 milyar dolar karşılığında Suudlara ‘sattığı’ iddiaları ülkeyi birbirine kattı. O toprakların yüzyıllardır sahibi olduğunu söyleyen isyancı Husilerin en önemli ayaklanma ve saldırıları bu tarihten sonra başladı.