​ÜRDÜN CEPHESİNDEN SURİYE İÇ SAVAŞI

Vehbi BAYSAN 03 Eyl 2017

Oturdukları yerden bölge hakkında fikir ileri sürenlerin en büyük handikabı olayların seyrini başka perspektiflerden algılama olanağından mahrum olmalarıdır.

Oturdukları yerden bölge hakkında fikir ileri sürenlerin en büyük handikabı olayların seyrini başka perspektiflerden algılama olanağından mahrum olmalarıdır.

ABD’nin Ortadoğu’da fazla etkin politikalar izleyememesinin ardındaki en büyük nedenlerden biri iyi Ortadoğu uzmanlarından yoksun olmasıdır. New York’ta, Washington’daki gökdelenlerde oturup CIA ve sair istihbarat örgütlerinin derlediği ‘ham’ data ile bölgesel strateji oluşturmaya kalkarsanız züccaciye dükkanına dalmış fil misali ortalıkta dolanır durursunuz. Ama yine de, sizin açınızdan endişe edecek fazla bir şey yok; ne kadar hata yaparsanız yapın, hesabı her defasında bölge halkı ödeyecek. Üstelik, ülkemiz de dahil, olayları gazete köşelerinde yada televizyon programlarında yorumlama yetisini kendinde gören zevat sizi yine de ‘Azametli efendimizin bir bildiği vardır..’ yada ‘Adamlar aya gidiyor, bir savaşı mı idare edemeyecek..’ yada ‘DEAŞ’ı yaratan onlar, istedikleri gibi idare ediyorlar..’ ya da “O kadar silahı nasıl satacaklar, tabii ki bölgede savaş çıkarıyorlar..” söylemiyle taltif edecekler.

Bir süredir Ürdün’deyim. Zaten İstanbul kadar iyi tanıdığım ülkede olabildiğince çok yere gittim, olabildiğince çok insanla konuştum. Şuan Ürdün nüfusunun (gayri resmi) 10 milyon civarında olduğu tahmin ediliyor. Resmi makamlar Suriye’den gelen mültecileri 1.200 milyon olarak veriyor ama halk 3 milyondan fazla geldiğini düşünüyor. Ekonomi üzerindeki baskı gayet fazla. Gıda fiyatları müthiş oranda yükselmiş; bunca yıldır gelir, giderim hiç böyle görmemiştim. Kiralar da o oranda artmış, yerli halkın aldıkları maaşla kira verip aile geçindirmesi çok zor.

Ürdünlüler, bu tür durumlarda dünyanın her yanında görülebileceği gibi, dil ve kültürel entegrasyon sorunu olmayan Suriyelilerin işlerini ellerinden aldığını, ticarette haksız rekabet yarattığını, çalışma dünyasında ücretleri düşürdüğünü, emlak piyasasını altüst ettiğini düşünüyor.

İlginç olan, aynı Ürdünlüler, bizzat gözlemleme imkanı bulduğu 1991’deki Birinci (ve sonrasında İkinci) Körfez Savaşında ülkeye gelen on binlerce Iraklı ve körfez ülkelerinden kovulup geri dönmek zorunda kalan on binlerce Ürdünlünün yarattığı ortamda bu tür şikayetlerde bulunmamışlardı. O tarihte, ülke nüfusunun yarısı kadar insan gelmişti ülkeye.

Geçen hafta (25 Ağustos) Ürdün hükümet sözcüsü ve aynı zamanda devlet bakanı Dr. Muhammed Momani devlet televizyonunda katıldığı “Sittune Dakika-Altmış Dakika” adlı programda, Suriye’nin Ürdün sınırına doğru güney bölgelerinde güvenliğin sağlanmasından sonra ilişkilerin olumlu yönde seyrettiğini belirtti. Programda dile getirdiği şu sözleri artık Suriye iç savaşının bölgesel algısında yaşanan değişmenin siyasal söylemi niteliğinde: “Krizin başlangıcından beri biz siyasi çözümün zaruretinden ve kurumları ile birlikte Suriye’nin toprak bütünlüğünden söz ediyoruz. Suriye’de istikrar Ürdün’ün çıkarınadır. Ürdün, her kim olursa olsun milislerin ve terörist örgütlerin sınırları yakınında bulunmasını reddediyor…”. Bakan ayrıca, Şam’daki Ürdün elçiliği krizin başlangıcından beri çalışmaya devam ettiğini, Amman’daki Suriye elçiliğinin de Arab Ligi’nin kararına rağmen kapatılmadığının altını çizdi.

Geçtiğimiz 7 Temmuz tarihinde ABD, Suriye ve Ürdün arasında varılan anlaşma ile Suriye’deki gelişmeleri takip etmek üzere bir merkez kurulması kararlaştırılmıştı. Çalışmalarına hızla başlayan merkez, Suriye’nin güney bölgelerinde ateşkese uyulup uyulmadığını gözlemliyor ve Der’a ile Kınaytra mıntıkaları da dahil çatışmaların şiddetini azaltmaya çabalıyor ve en önemlisi, insani yardımların ihtiyaç sahiplerine sorunsuz ulaşabilmesi için belli koridorları açık tutma görevini yürütüyor.

Yaşanan olumlu gelişmeler neticesinde geri dönüşler de başladı; örneğin El-Rukban mülteci kampında kalanların sayısı 80 binden son günlerde 50 bine indi.

Suriye’nin yeniden inşası ABD’nin DEAŞ’ı temizleme operasyonu dahilinde başlattığı Rakka harekatının tamamlanmasını bekliyor. Bu arada, hazırlıkların uluslararası kuruluşlar nezdinde sürdürüldüğü, bölgedeki sanayi ve ticaret erbabıyla bu konularda toplantılar düzenlenmekte olduğu; Suriye’de yakın gelecekte iş yapmak isteyen firmaların mutlaka Suriyeli işçi çalıştırması gerektiği ve hatta mümkünse Suriyeli iş ortaklarının olması ön şartlarının oluştuğu aldığımız duyumlardan.

Elbette barış her koşulda desteklenmeli ancak, ister istemez akla gelen ilk soru yüzbinlerce masum insan ne için öldü, milyonlarca insan ne için yerinden yurdundan oldu ve ülke yerle bir edildi? İnsanlığın çoktan öğrenmiş olması gereken önemli bir söylem: Şiddetin ve savaşların kazananı asla olmayacak!