ÜSKÜP NOTLARI

Kalkandelen'de masanın etrafında sohbet koyulaşıyor. "Şar Dağları…" diyor karşıya bakarak masadan biri. Diğeri "Üsküp ki, Şar Dağı'nda devamıydı Bursa'nın" diye bir Yahya Kemal dizesiyle sürdürüyor konuşmayı.

“Yahya Kemal de Üsküplü değil mi ya” diyor beriki. Ardından masadakilerin bir kısmı dağa diğer kısmı ovaya bakarak konuşmaya devam ediyor. Bir hüzün yalayıp geçiyor ruhları, eski zamanlardan bir esintiyle… Masadan kalkmadan çaylar içiliyor.  Akşam çökmek üzere Makedonya ovalarına. Arkadan bir tren geçiyor, tek vagonu olan bir lokomotif. Üsküp’ten kalkan tren Kalkandelen’e varmak üzere. Üsküp istasyonundaki Osmanlıca Üsküp yazısının kalkıp yerine Kiril alfabesiyle Skopje yazının yerleşmesini hatırlatıyor diğeri.

Yakınlardaki Harabati Baba Tekkesi’ne doğru yola çıkma vakti. Akşam namazı kılınacak ve akşam uçağıyla vatana avdet. Gerçi vatan neresi? Bıraktığımız yer mi, ulaştığımız yer mi yoksa özlediğimiz yer mi? Yahut hepsi birden mi? Ezan Üsküp’ten iki dakika sonra okunuyormuş Kalkandelen’de. Yani? Yanisi akşam cemaatine yetişebiliriz bu Bektaşi tekkesinde. Alaca Camii’de alınmış abdestler Harabati Baba’daki akşam namazına da kıldırıyor. İki saf cemaat sonbahar serinliğinde huşu içinde büyük bahçenin içindeki camiyi doldurmuş. Zaman donmuş sanki. Yüksek duvarlı geniş bahçeli tekke, eski zamanın üniversitesi. Ruhların terbiye edildiği bu eskimez zaman koridorunda son bir defa tekkenin camisine bakıyoruz. Mavi gökyüzündeki sarı hilal el sallıyor adeta.

Havalimanına doğru karanlık otobanda hızla yola devam ediyoruz. Saraybosna’dan başlayıp Üsküp’te biten rotanın yakın hatıraları beynimize üşüşüyor. Arnavutlar, Boşnaklar ve Türkler arasında geçen günlerde geçmişe hayıflanmalar yerini geleceğe yönelik umutlara bırakıyor. Havalimanına doğru giderken sarı hilal bize yine göz kırpıyor. Bu defa altında Üsküp’ü tepeden gören bir yere kondurulmuş devasa Milenyum Haçı var. Mostar tepelerindeki dev haçın bir benzeri. Hızla giderken fotoğrafını çekmek istiyoruz bu görüntünün, otobanda mümkün olmuyor. Alija’nın, Mostar’daki haçla Müslüman kimliğini Hersek’ten sildiklerini ima eden Hırvat yetkiliye verdiği cevap geliyor aklıma. Yaklaşık olarak şunu demiş: “Haçınız ne kadar büyük olursa olsun, üzerine doğacak hilalden büyük olamaz.”

Yol biterken tabelalardan birinin üzerine spreyle Alexander The Great yani Büyük İskender yazıldığını görüyorum. Uluslararası Büyük İskender Havalimanı’na gelmek üzere olduğumuzu söylüyorum. Yerleşik dostlardan biri hafif tebessümle Yunanistan’la yapılan anlaşmadan dolayı artık havalimanını adının Uluslararası Üsküp Havalimanı olduğunu söylüyor. Benzer şekilde Atina’ya uzanan Büyük İskender Otobanı’nın adı da Dostluk Otobanı olarak değişmiş. Yakında ülkenin adı da değişecek referandumdan sürpriz bir karar çıkmazsa. Makedonya ismini Yunanistan’ın baskısıyla Kuzey Makedonya olarak değiştirmiş olacak. Oysa henüz bir sene önce Büyük İskender Havalimanı’ydı ismi. Pasaport polisinin vurduğu damgaya bakıyorum. Orada Alexandar Veliki yani Büyük İskender olarak yazıyor havalimanı. Bazı şeyler değişiyor, bazı şeyler değişmiyor. Havalimanı ismi değişiyor, Harabati Baba Tekkesi’ndeki huzur ve gökyüzündeki hilalin azameti hiç ama hiç değişmiyor.