TDV sağ 160x600


ÜTÜLÜ ÜTÜSÜZ DAVRANIŞLAR (2)

Yine Japonya'yı ilk kez ziyaret edenlerin çoğu, ülkenin temiz olmasından etkilenirmiş.

Efendim, dün kaldığımız yerden devam edelim. Japonya'da öğrencilerin öğretmenleri ertesi günün ders programı hakkında konuşup, duyurularını yaptıktan sonra her gün olduğu gibi öğretmenin son sözlerine sıra geldiğinde: "Evet çocuklar, bugünkü temizlik görev listesi. Birinci ve ikinci sıralar sınıfı temizleyecek. Üçüncü ve dördüncü sıralar merdivenleri ve beşinci sıra tuvaletleri temizleyecek." dermiş. Ardı sıra sızlanan bazı çocuklar olsa da ayağa kalkarlar, sınıfın arkasındaki dolaptan, paspasları, bezleri ve kovaları alıp, tuvaletlere doğru yola koyulurlarmış.

Yine Japonya'yı ilk kez ziyaret edenlerin çoğu, ülkenin temiz olmasından etkilenirmiş. Hatta bazı sokaklarda, caddelerde çöp kutusu ve sokakları süpüren görevliler olmadığını da fark ederlermiş çünkü ülke halkı temiz tutuyormuş oraları. Peki, bu işin temeli nerede atılıyormuş derseniz, el cevap; ilkokul, ortaokul ve lise yıllarında! Orada 12 yıllık okul yaşamı boyunca, ilkokuldan liseye kadar, temizlik öğrencilerin günlük programının bir parçasıymış.

Ayrıca, Japon anne ve babalar ev yaşamında eşyaları ve mekanları temiz tutmamanın kötü olduğu bilincini sürekli çocuklarına aşılıyorlarmış. İşin özü; okulu temizlemek Japonya'da müfredatın bir parçasıymış. Ülkenin her yanındaki okullarda benzer sahneler yaşanırmış. Böylelikle sosyal bilincin bu unsurunu okul müfredatına eklemek, çocukların çevrelerinin farkında olmalarını ve temiz olmasından gurur duymalarını sağlıyormuş... Buradaki espri bence şu aslında; okullarını kendi elleriyle temizleyen bu öğrenciler, tekrar oraları pisletmek ister mi sizce?  

Yine okula giren öğrenciler ders yapacakları sınıfa girmeden önce ayakkabılarını çıkartırlar, sınıf dışındaki kendi özel dolaplarına koyar, yerine de orada bulunan kendi spor ayakkabılarını giyerek öyle girerlermiş. Anaokulu falan değil ha bu uygulamaların olduğu yerler, ilkokuldan lise öğrencilerine kadar herkesin tabi olduğu uygulamalar. Japonya'da bu türlü çevre ve temizliğe ait sosyal bilinç örneklerini, günlük hayatta çokça görmek mümkünmüş...

Bu işler sadece çocuklarla mı sınırlı peki, hayır. İş insanlarında da var. Sabah saat 08.00, 08,15 civarında, ofis ve dükkanlarda çalışanlar işyerlerinin etrafındaki sokakları temizliyormuş. Yine çocuklar, aylık toplum temizliği için gönüllü olurlar ve okullarının yanındaki sokaklardan çöpleri de toplarlarmış üstelik. Mahallelerde de düzenli sokak temizlikleri yapılıyormuş bu bağlamda. Bu denli hassas davranılınca tabii ki cadde ve sokaklarda, ortalarda temizlenecek çok fazla bir şey de kalmıyormuş, çünkü insanlar çöplerini zaten evlerine kendileri götürüyor, atıyormuş. Ee, iş öyle olup kimse etrafı kirletmeyince, ortalarda çöp de olmaz. Göze, tek tük varsa bile çöp toplayacak birileri de batmaz haliyle.!

Japonya'nın en büyük ve en eski müzik festivali olan 'Fuji Rock' Festivali'nde, Japon müzikseverler bir çöp kutusu bulana dek çöplerini ellerinde tutarlarmış. Son bir örnek, o da sağlık hijyeni konusuna dair olsun. Efendim oralarda insanlar grip olduklarında, hastalığı diğer insanlara bulaştırmamak için genelde ameliyat maskeleri takıyormuş. Böyle bir basit önlem sayesinde virüslerin yayılma oranını da azaltıyorlar ve böylelikle kayıp iş günlerini, tıbbi masraflarını da önlüyorlarmış. Bunları yapmakla aslında bir nevi 'tasarruf' da yapmış oluyorlar bence, hem ülkeleri hem de kendileri için!

Japonlar, bu tür hassasiyetlerinin sebebini de; "Biz Japonlar, diğerlerinin gözündeki itibarımız konusunda çok duyarlıyız. Diğer insanların temizlik yapmayacak kadar eğitim almadığımızı, böyle yetiştirilmediğimizi düşünmelerini istemeyiz, hem bizlerin günlük yaşam kaygıları da böylece daha az oluyor" diyerek izah ederlermiş... Dünyada çiçek bahçelerinin düzenlemesinde de Japonlar kadar maharetli başka kimse yok gibidir, eminim onu da biliyorsunuzdur. O 'Salkım' çiçekli bahçeleri çok meşhurdur. Veya 'Sakura' ağaç bahçeleri...

Efendim... Yukarılarda bahsi geçen örneklerde ders alacağımız yerler elbette var. Millet olarak aslında bizler de hassasız o tür konularda. Gururla söyleyebilirim ki; temizlik kavramının en okkalı hakkını veren milletlerden biri bizim milletimizdir. Sanki işler sonradan sonraya biraz değişti gibi bana kalırsa. Günün sonunda işaret ettiğim bazı konularda bilinç seviye çıtamızı, duyarlılığımızı biraz daha yukarılara çekmeye ihtiyacımız var artık. Var, çünkü son yıllarda o türlü buruşuk, kırışık davranışlar gözlerimize çokça çarpmaya başladı.

Bunun nedenlerinden birinin; turizm sezonunda özellikle de yaz aylarında ülkemize gelen bu tür konularda bilinç seviyesi çok geri kalmış ülkelerin turist kafileleri kaynaklı olduğunu düşünüyorum ben. Daha doğrusu payları olduğunu düşünüyorum. Çevre temizliğine karşı duyarsız kalma meselesi kastettiğim.  Ayrıca, Türkiye'de yaşayan ve bizim kültürümüze çokça aşina olmayan bazı insanların da aynı şekilde bu çevre kirliliğinde yine payı var. Eğitim seviyesi düşük bizim yerli insanımızın da tabii ki... İşin faturasını sadece yabancı turistlere yüklemiyorum. Yaz aylarında deniz sahillerinin, piknik ve mesire yerlerinin, bazı tarihi ve turistik yerlerin içler acısı halini, sağı solu gezerken hepimiz görüyoruz. 'Yerli' kabahatte yok değil...  

Yine çözüm noktasında resmi veya özel turizm ofisleri ya da bu tür işlerle ilgilenen kurum ve kuruluşlar, turistlerin ülkeye daha ilk girişlerinde bazı kuralların daha detaylıca anlatıldığı yazılı bir kitapçığı onlara verebilmeli. Var ama yetersiz bana kalırsa. Çevre kirliliğine, davranış şekillerine kadar bazı notlar da orada olmalı. Caydırıcı cezaların olabileceğini ve başkaca yaptırımlarla da yüz yüze gelebileceklerini peşinen bilmeliler. Yerli halkın iyi niyetini istismar edercesine bir özgürlüğe sahip olmadıklarını da. 'Turist' olmak onlara bu hakkı herhalde vermez! Bu mesaj verilmeli o notlar içerisinde...

Aslında bu işler için çözüm o kadar da masraflı değil. Sadece yapılması gerekenlere kafa yoracak, el atacak fedakar ve samimi insanlara ihtiyaç var. Tembelliğin kurumsallığını aşmış, iş yapamamaktan paslanmış, onun ötesinde duran, fikir üreten, önüne gelen hazır çorbayı içmekten öte onu biraz hak edip, içine az da olsa tuz katmaya hevesli insanlara... Ki, bu da var bu ülkede, Yeter ki o insanlara, o türden işleri yapmak için fırsatlar verilsin, imkanlar sağlansın. Bu işin en önemli ilk adımı bu. Bir diğeri de bu işin ehemmiyetini kavramış olmak.  Ardı sırada 'çözüm' tohumlarını bir bir gerekli olan yerlere serpiştirmek, ekmek. Sonrası da takip ve denetleme...

Başka bir söyleyişle çözüm noktasındaki bir fikre önce güzel bir güzergah belirlemek, peşinden de orasının bir 'yol' haline gelmesini sağlamak ardı sıra o ekilen tohumların sağlıklı olarak yeşermesinin önünü açmak, işi sağlam bir temele oturtmak, temellendirmek asıl olan. Sonrasında, "Su aka aka yatağını' bulur." Tekrar iyi bayramlar... Selamlar ve sevgiler...