VADE UYUMSUZLUĞU

Yusuf DİNÇ 23 Ara 2016

Vade uyumsuzluğu toplanan fonlarla yapılan plasmanlar arasındaki kısa ve uzun vade problemidir.

Bildiğiniz gibi bankacılığın en geleneksel problemi vade uyumsuzluğudur. Vade uyumsuzluğu toplanan fonlarla yapılan plasmanlar arasındaki kısa ve uzun vade problemidir. Toplanan fonların vadesi kısa kullandırılan kredilerin vadesi ise toplanan fonlara nispeten daha uzundur. Aslında bu temel sorun, bankacılığın var oluş nedenidir.

Bankalar vardır çünkü mudilerle kredi talep edenlerin birbirleriyle çelişen isteklerini karşılarlar. Mudiler mevduatlarını en kısa sürede çekebilmek anlamında özgürlüğe sahip olmak isterler. Kredi talep edenlerse aniden kredilerin geri çağırılması riskine karşı güvence ihtiyacındadırlar.  Normalde bankalar bu ihtiyaca karşılık verirler çünkü çekilen mevduat yatırılan mevduattan genellikle azdır ancak bazı zamanlarda ‘run’ tabir edilen birçok mudiinin kısa bir zaman diliminde mevduatlarını çekme talebiyle karşılaşırlar ve faaliyetlerini sürdüremezler duruma gelirler. Düzenleyiciler bu riskten ekonominin en temel birimlerinden olan ve olumsuz durumlarda derin krizler üretebilecek potansiyeli bulunan sektörü korumak için tedbirler almaya çalışırlar.

Bizim bankacılığımız için de durum diğerlerinden farklı değildir ancak BDDK ve TCMB son yıllarda bankacılığı daha sağlıklı bir görünüme kavuşturmak için adımlar atmıştır. Bunlardan birisi de vadeye göre zorunlu karşılık oranlarında değişiklik yapılması olmuştur. Ancak bu düzenleme mudi üzerinden değil de banka üzerinden bir vade uyumsuzluğu iyileştirme çabası olduğundan etkisi sınırlı kalmıştır. Eylül 2011 itibarıyla bir aya kadar vadeli mevduatın toplam mevduat içindeki payı %14,5 iken 1-3 Ay vadeli mevduatın payı %52,8, 3 aydan uzun vadeli mevduatın payı ise %15,9 şeklindedir. Aralık 2016 itibariyle ise toplam mevduatın %18,1’i vadesiz, %15,7’si 1 aya kadar vadeli, %58’i 3 aya kadar vadeli, 3 ay üzeri vadelerdeki mevduatın toplamı ise %8,2 civarındadır. Bir iyileşme yerine 3 aydan uzun vadede %8 civarı azalma mevcuttur. 

3 aya kadar vadeli hesaplar ise gelişme göstermiştir. Ancak bu bir yanılsamadır. Bankalar 1 ay vadeli hesapları 32 gün üzerinden açtıklarından bu hesaplar 3 ay vade grubuna girmektedir. Yani fiili durumda 1 ay vadeli hesapların payının %70’ten az olmadığı bilinmelidir.

Bu yapıda 1 aydan uzun vadeli mevduatın payını artırmak için mudiler üzerinden de cezbedici düzenlemelere ihtiyaç vardır. Bunlardan birisi mevduata ve katılım fonuna sağlanan TMSF Güvencesi Olan 100.000 TL’nin vadelere göre değiştirilmesi olabilir. Örneğin 3 aya kadar vadelerde daha düşük tutar, 1 yıl vadede daha yüksek tutar mevduat güvencesi uygulanması veya her vade grubu için farklı mevduat güvence tutarı belirlenmesi önerilebilir.

Ancak mevduat güvencesi ince bir çizgidir ve değerlerin, etkinliği artıracak şekilde belirlenmesi gerekir. Zira tasarruf oranının çok düşük olduğu ülkemizde hane halkı tasarruflarının yastık altına kaçmasına neden olabilecek seviyede düşük güvence bedeli ekonomik performans ve cari açık üzerinde baskı oluşturacaktır. Tersi durumda ise uzun vadeye garanti edilen çok yüksek güvencenin asimetrik enformasyondan kaynaklanan ‘ahlaki tehlike’ tabir edilen probleme sebep olacağı akademik çalışmalarla ve örneklerle ortaya konmuştur.

Bankacılık açısından ciddi bir risk olan ve düzenleyicilerimizin haklı bir şekilde üzerinde durduğu vade uyumsuzluğunu çözmede mudi yönlü düzenlemeler, hem banka yönetimlerinin, hem ekonomiyi yönetenlerin hem de ülke ekonomimizin ihtiyacıdır. Zira sektör diğer risk alanlarında gayet başarılıdır ve vade uyumsuzluğu ile ilgili bu öneri çözüme katkı yapacaktır.