VAHŞET BAŞKA YERDE

Refik ERDURAN 10 Eki 2016

​Ötekileştirmeyi kınamak moda oldu. İyi bir moda.

Ötekileştirmeyi kınamak moda oldu. İyi bir moda.

          O ilkel eğilim bütün insanlarda var tabii. Kümese gelen yabancıyı gagalayan tavuklar gibi, ille birilerini dışlayıp hasım bellemeye yatkınız. O içgüdü ayıbını aşabilen toplumlar mucize denebilecek başarı yakalamış sayılıyor.

          Amerika'nın eleştirilecek yanı çok ama öyle bir atılımın en parlak örneğini yaratabildi. Gözle görülebilen müthiş bir fark vardı oradaki insanlar arasında. Beyazlar siyahları "öteki" sayıyor, aşağılıyor, eziyordu. Sonra çoğu bunun çirkinliğini gördü, utandı, düzeltmeye girişti. "Onlardan" birini başkan yaptılar sonunda.

          Biz benzeri bir başarıyı gerçekleştirmiş ve yüzyıllar boyunca sürdürmüş olan bir imparatorluğun mirasçılarıyız. Ecdadımızın kaynaştırabildiği kişiler arasındaki farkları görmek için bir Karagöz gösterisi izlemek yeter: Değişik renklerde, tiplerde, kılıklarda insanlar. Farklı konuşmuş, farklı düşünmüş, farklı yaşamış, ama güzelce geçinmişler onca zaman. Her kesimden sadrazamlar çıkmış.

          Bir de şimdi çözmekte zorlandığımız soruna bakın.

          Bugün sokaklarımızda dolaşan gençlerden onunu çevirip duvar dibine dizelim. Hepsini inceleyin. Hatta konuşun her biriyle. Hangisi "Türk", hangisi "Kürt", ayırt edebilir misiniz?

Ben edemem.

          Ama içlerinden kimilerinin birbirlerine can düşmanı gözüyle bakmaları tehlikesi büyüyor. Bundan daha yersiz ve gereksiz terslik olur mu? 

          Aynı saçmalığın bir başka örneği de Kıbrıs'taki kavga. Gerçi orada dil ve din farkları var ama onlar geçmişte bütün adalıların barış içinde yaşamalarını engellememiş.

          Adanın bugünkü Türk ve Rum asıllı sakinlerini bir araya getirip bakın. Onların arasında da kimin ne kökenli olduğunu kestiremezsiniz. Birbirlerine düşmanlık beslemeleri için elle tutulur, gözle görülür bir neden de yok. (Mülk anlaşmazlıkları var. Ancak, kavga o yüzden çıkmadı. Kavga çıktığı için mülk anlaşmazlıkları baş gösterdi.) 

          Kıbrıs'taki kan davasının tek kaynağı ada Rumlarının kendilerini uygar Batı'nın parçası, ada Türklerini de Batı dışından peydahlanmış aşağılık barbarlar gibi görmeleri. Vaktiyle Amerika'nın güneyinde zencileri insan yerine koymayan beyazları gaddarlık ve küstahlık yarışında sollamaları.

          Türkiye'de bu dediğime inanmayanlar bulunduğunu biliyorum. Rum barbarlığını tanımak için adada yaşamış olmak gerek. 

          Kıbrıs'ta doğup büyümüş yorumcumuz Metin Münir orada yaşadıklarını yazmıştı bir ara.

          Çocukluğunda bir kuyudan su çekerken Rum yaşıtları tarafından taşlanmış.

Pasaportunu kaybettiğinde yenisini almak için kuyruğa girmiş; sırası gelince memur "Siz aptal Türkler hep pasaport kaybedersiniz, geç sıranın sonuna" buyurmuş. Tekrar sırası geldiğinde de "Öğle tatili oldu" diye başından savmış.

          Bir yarış kazandığında öğretmen onu kutlamak yerine, ikinci gelen Rum öğrenciyi "Sen nasıl bir Türke geçilirsin?" diye azarlamış. Havaalanı gümrüğünde yalnız onun bavulu didik didik aranmış.

          Bir gün eve geldiğinde sokak kapısını açık, komşuları girişte birikmiş bulmuş. Üst kata çıkınca bakmış ki babası kolu kırık, yatakta yatıyor. Tenha bir yerde kıstırılıp dövülmüş, canını zor kurtarmış adam. 

          Köy korkudan boşalmış. Metin Münir oraya döndüğünde taş üstünde taş kalmadığını görmüş. Şehre gitmek için yola çıkanlar arasında oraya hiç varamayanlar, polis tarafından götürülüp geri dönmeyenler olmuş. Öldürülenler toplu mezarlara gömülmüş...

          Metin'in anlattıklarından da beter olaylar yaşandı Kıbrıs'ta. Hep kimi insanların "öteki" sayılması yüzünden.

          Aptallıkla vahşilik karışımı ilkelliklerden kaynaklanan bu tür pisliklerin ülkemizde görülmeyeceğini biliyorum.

          Bakmayın Aziz Nesin’in şakasına. Günümüz Türkiye'sinde çoğunluk ne aptaldır, ne de vahşi.