FolkartX


VATANPERVERLİK İMAN VE AKSİYONDUR

Ümit G. CEYLAN 11 Nis 2019

Vatanperverlik yada vatanseverlik; öncelikle aynı vatanda yaşayan, aynı ülküde birleşen milletin değerleri uğruna canı dahil, bütün varlığını ortaya koyarak feda etmesidir. Vatanperverlik, inanç, namus, bağımsızlık ve özgürlük uğruna nefes almak vermektir. Biz vatanperverliğimizi ay yıldızımızla sembolleştirdik.

ALLAH TUZAK KURANLARIN EN HAYIRLISIDIR

Kim birine tuzak kurduğunu sanıyorsa aldanıyordur. Allah bilendir, görendir. Bize buradan düşen sabırla, metanetle tuzağın defedilmesi için dua etmektir. Aslında tuzaklara karşı da uyanık olmak Müslümanın vazifesidir. Gaflet, uyuşukluk, ruhsuzluk, bana ne lazımcılık inanan kişiye yakışmaz. Eğer Müslüman kişi bu saydığımız haller içinde bir uykuya dalmışsa Allah o kişiyi veya kavmi uyandırmak için hayırlı tuzaklar kurar. Şer gibi görünen olaylar uyandırılmamız içindir. Yoksa Allah kuluna eziyet etmez. Biz ancak nefsimize eziyet ederiz vesselam. Hepimize uyanık ve tefekkür ile idrak ettiğimiz bir ömür niyaz ediyorum.

VATANPERVERLİK İMAN VE AKSİYONDUR

Vatanperverlik yada vatanseverlik; öncelikle aynı vatanda yaşayan, aynı ülküde birleşen milletin değerleri uğruna canı dahil, bütün varlığını ortaya koyarak feda etmesidir.  Vatanperverlik, inanç, namus, bağımsızlık ve özgürlük uğruna nefes almak vermektir. Biz vatanperverliğimizi ay yıldızımızla sembolleştirdik.

Kelime ve kavramlar asıl manasına göre yeniden kodlandığı zaman bir işe yarar. Aksi halde amacının dışına taşar. Kelime ve kavramlar inanç, kültür ve uygarlık çapında birbiriyle irtibatlıdırlar. Bunları birbirinden ayıran birer unsur haline getirecek manalar yüklenirse millet olarak özümüzden kopmaya ve kokuşmaya başlamış sayılırız.

Çünkü kelime ve kavramlar, sadece bizim inanç şeklimizi belirlemez aynı zamanda davranışımızı, kültürümüzü ve bir insanlık tasavvuru olarak uygarlığımızı belirler. Bu uygarlık kısacası gönül medeniyyetimizdir. Gönül medeniyyetimizde insanlık idealinin dışındaki kelime ve  kavramlara yer verilmez ve onlarla iş görülmez. Bu bizi daha da kaynaştırır. Adalet temelinde bütün insanlığı bir tutar ve mazlum milletlerden yana tavır koyar. İşte vatanseverliğin uzandığı mefkurenin insanlık boyutu da budur. Özünde sevgi, şefkat ve merhamet vardır.

Öyle bir toplumda yaşıyoruz ki, gençlerimiz Allah’a ısmarladık, Allah’a emanet yerine bye bye diyebiliyor. İnancın da, kültürün de dibine kibrit suyu dökebiliyor. Cehalet toplumu inançsızlığı, kokuşmuşluğu, çürümüşlüğü ve  ahlaksızlığı getiriyor. Ne yazık ki bunun önüne geçilemiyor.

Kelime ve kavramların efendisiyiz

Öyle kelime ve kavramlar vardır ki sloganik bir ifade ile çerçevelenmesi kabul edilemez. Bunlar ideolojilerin birer aygıtı olamazlar. İman, şehitlik ve vatan ile ilgili değerler sloganlaştırıldığında suistimale açık hale geliyor. Bir taraftan da kitleleri yönetmek için araç haline geliyor. Derin ve kapsayıcı anlamından kopup, dar manada kurgu bir anlayış ortaya çıkıyor!.. Kulun rızası olmadan hiçbir fikri insanların gönlüne nakşedemezsiniz. Bugün vatanperver olmak için sloganların ötesine geçmemiz gerekir. Bütün kelime ve kavramların kutsallığını yeniden çocuklarımıza ve gençlerimize  yüklemeliyiz. Elbette hikayelerin, menkıbelerin, masalların bir önemi ve etkili bir değeri vardır. Ancak bu edebiyat türleri ile, ölmüş ruhları diriltebiliyor, coşturabiliyorsak ve harekete geçirebiliyorsak o zaman kelime ve kavramlarımız asıl manasını kazanıyor, kutsallaşıyor, hayat buluyor. İşte o zaman biz içi boşaltılmış, kof, kelime ve kavramların esiri değil; hakikate hizmet eden kelime ve kavramların efendisiyiz.

Bu hakikat “ben” değil “biz” olmaktır

Rus pedagog Uşunski’nin sözü tokat gibi çarpar yüzümüze; “Ana dilinde eğitim almayan bir çocuk büyüdükten sonra, yüzüne ne kadar vatanperverlik maskesi taksa da ait olduğu millete değil, dilinde eğitim gördüğü millete hizmet edecektir.” O yüzden vatanperver olmak nedir? Tekrar tekrar bu soruyu bugün kendimize sormamız gerekiyor. Kelimelerin insanı köklerine götüren bir yolculuk olduğu biliniyor. Çünkü kelimelerin hafızası vardır. Lisanı basitçe harflerden oluşan sözcükler diye görmek yanlış olur. Kelimeleri yapı söküme tabii tuttuğumuzda kendimizle yüzleşiriz. Kendi gerçekliğimizle yani öznemizle tekrar tekrar var oluruz... Biz hikmet dolu kelimelerimizde kendimizi ararken, öznenin hakikati ile uyanırız. Bu özneyi, egomuzdan ayıran bir hakikattir. Bu hakikat “ben” değil “biz” olmaktır. Vatan kelimesinin yolculuğuna çıktığımızda bunun biz demek olduğunu idrak ederiz. Bu sevinçte ve tasada birliğimiz ve beraberliğimizdir. Hakikat yolculuğunda hepimiz birer gönül erleriyiz. Onun için her kelime ve kavramız hikmetli sözlerden yer alan birer kibarı kelamdır.

Vatanperver adalet, ahlak ve hakikatle irtibatlıdır

Türkleri diğer bütün milletlerden ayıran şüphesiz ki, iman şuurunu canlı cansız her manaya nakşetmiş olmalarıdır. İslam’dan önce de Tanrı’nın yarattığı her şeyle hemhal olma düsturu olan Türklüğün vatan anlayışı, Güneş’in aksettiği her yere adaleti, güzelliği yansıtmaktı. Bu anlayış sınırların ötesinde ırkların, dinlerin üzerinde  de bir anlayıştır. Bu bir kendini gerçekleştirme idealidir. İmanın hakikati bireysel kimlik, sosyal kimlik, siyasal kimlik, ticari kimlik tanımaz. Bütün insanlığı ve hatta bütün varlıkları esas alır. Ayrıca vatanperver olan, asla vergi kaçıramaz, sınavda kopya çekemez, haksızlık karşısında suskun kalamaz, tartıda hile yapamaz, alavere, dalevere yapamaz. Tam aksine vatanperver adalet, ahlak ve hakikatle irtibatlıdır.

Vatanperverlik iman ve aksiyon demektir

Vatanperver olmak en başta Allah’a, sonra da kendine ve milletine güvenmek demektir. Vatanperver ‘Bir güç var benden gayri olmayan içimde’ diyebilmeli. Bunu iman ve aksiyon içinde gösterebilmeli. Hak her yerde ve her şeyde diyerek göğsünü gere gere haykırabilmeli. Yazabilmeli, çizebilmeli, terennüm edebilmeli, anlatabilmeli. Toplumu bölmeden ve bölünmeden hakikati gösterebilmeli. Vatanperverlik milleti kutsal değerlerde birleştirebilmeli. Toplumu ifsat eden iç ve dış güce karşı direnebilmeli. Vatanperverlik yeni bir dünya, yeni bir insanlık inşa edebilmeli.

GÖÇEBE

Allah kimseyi komşusunun külüne muhtaç etmesin. Kimseyi yerinden yurdundan etmesin. Toprakları, ağaçları, gök yüzünü dahi paylaşamadık gitti. İçimizdeki kini kusa kusa akıttığımız zehire doymadı düşmanlık. En masum, en çaresiz zamanda geldi çattı göç yolları. Göçebe dediler adına; yeri yurdu yok, otu ocağı yok. İnsan eti ağır; bölüşemedik bir ekmeği. Çoğaltamadık nimeti. Oysa hicret ne kutlu bir yolculuktu; iman ettik. Balkanlardan, Kafkaslardan göçtük geldik o zaman. Ne çabuk unuttu insan. O gün göçebeydik bugün değil. Yarın ne olacağımız meçhul. O yüzden bir mazlumun gönlünü al, âhını değil. Gün gelecek sende göçeceksin; bu dünyada olmasa bile bu dünyadan başka dünyaya. 

ZİHİNSEL MİNİMALİZM

Yapılması zor ancak gerçekleştirildiğinde de odaklanma sorununu ortadan kaldırıyor. Aslında zihnimizdeki fazlalıkları atmak, bizi sıkan, boğan düşünce ve davranışlardan kurtulmak şeklinde de anlayabiliriz. Ancak biraz çaba gerektiren ve zihnimizdeki fazlalıkları atmamızın nitelikli çalışmaya ve düşünmeye yönlendirecek bazı egzersizlere yoğunlaşmamız isteniyor. Öncellikle elimize bir kağıt, kalem alalım. Günlük yapmamız gereken işleri en detayına kadar yazalım. Bunların hangisinin bizim işimiz olduğunu hangisinin paylaşılabileceğini ailecek tartışalım ve mükemmelliğe değil olağana odaklanalım. İşlerimizi sadeleştirelim. En çok yaptığımız hatalardan biri olan herkesi mutlu etme ve yetişme çabasından vazgeçelim. Kendi iş alanımızın dışında başka işlere kaymayalım. Örneğin bir gazeteci olarak konfeksiyon işinde para var deyip buraya da el atmayalım. Bildiğimiz işte yoğunlaşalım. Aksi takdirde çok şey yarım kalıyor ve insan kendini başarısız hissediyor. Buna gerek yok. Evdeki işleri paylaşmak, iş hayatını sadeleştirmek, başkaları ile ilgili veya bizim dışımızda gelişen olaylarla ilgili zihinleri meşgul etmekten de vazgeçmeliyiz.

GÖRÜŞLER FARKLI OLABİLİR

Kendi görüşünden başkasına inanmayan ve herkesin hatalı olduğunu, sadece kendisinin doğru olduğunu düşünen kimseyi nasıl ikna edersin? Hazreti Peygamber şöyle haber vermiştir; “Bu durum (kendi görüşünü beğenmek) bu ümmetin sonuna galip gelecek” demiştir. Yani İslam aleminin sonunu getirecek, kavimlere bölüp insanları paramparça edecek olan sadece kendi görüşünün doğru olduğu konusunda ısrar edilmesidir. Bugün bakınız İslam alemine kibir ile kendi fikrini beğenmişlik ve ısrar bizleri fasıl fasıl bölmüştür. Bir araya gelmeyişimizi Batı çok güzel kullanarak bu durumu lehine çevirmeye devam ediyor. Bir fikir birine göre artı değer olabilir bir değerine göre de eksi değer ifade edebilir. Ama bunu hangi terazide tartıyoruz? Nasıl bu sonuca varabiliyoruz? Allah’ın yarattığı insan adedince farklı fikir olması çok doğaldır. Ancak bu fikirleri asgari müşterekte birleştiremezsek, tartışacak fikrimiz de zikrimiz de kalmaz. Hepimiz eksiğiz, hepimiz başkasının bir eksiğini doldurabilir. Başkası da bizim eksiğimizi doldurabilir. Hayata hep bu taraftan bakabilirsek hayata artı ve eksi kutupların çekişmesi olarak değil, birleşmesi olarak görüp birlikten güç doğdurabiliriz. Ama öncelikle ben doğruyum iddiasından vazgeçebilmeliyiz.

YAPAYLIK

Evlerde oldum olası plastik çiçek hiç sevemedim. Eskiden ham plastikten yapılan tozlanınca da kir gösteren, zamanla rengi solan bilmem neden evde baş köşelere konan süs bitkileri vardı. Günümüzde ise ancak dokununca anlaşılan gerçeğine çok yakın duran yapay bitkiler var ama onlardan da haz etmiyorum. Otuz, kırk sene önce ortalık daha fazla yeşilken neden bunlara gerek duyulmuştur bilinmez. Kokusuz, ruhsuz güya bitkimsi şeyler ofislere, evlere sokuldu. Hiçbir zaman evime bu tür şeyleri almadım annem aldığı zamanda yadırgadım. Doğal olanı varken, yapayı insan neden tercih eder. Şimdi geldik 2020’lere ve yapay zekadan bahsediyoruz. Dün evine yapay bitki sokan yarın evine yapay zekayı da sokar elbet. Yapay yiyecek, yapay organ, yapay kadın, yapay kar derken her yer yapay gülümseyen yüzlerle doldu. İnsan yaratılış itibariyle yaratıcı tarafından verilen doğallığını kaybediyor ve ruhlar örseleniyor. Bir bunalım ve buhran içindeyiz bilmem farkında mıyız? Hiçbir şeye inanamıyoruz artık. Yapaylık dört bir tarafımızı sardı. Özellikle şehirler artık tamamen yapaylığa mahkûm edilmiş durumda. Beton yığınlar arasında cılız ot gibi çıkan ağaçlar bizi kurtaramaz. Bir köy bulup, kaçmalıyız çok geçmeden kurtulmalıyız bu yapaylıktan.