"VATANSEVER GÖRÜNÜMLÜLER"İ ANLAMA KILAVUZU - MADDE 7 (DEVLET DÜŞMANLIĞI)

Dr. Can CEYLAN 24 Mar 2021

Yaşadığı toprakları vatan bilen ve o toprakları varlığının somut sembolü kabul eden her millet gibi biz de devlet ile vatan kavramlarını birbirinden ayırmayız.

Târihsel süreçte en çok devlet kurmuş millet olmakla övünürüz. Devletimizin en yüksek siyâsî makāmı olan Cumhurbaşkanlığı’nın forsundaki on altı yıldız, binlerce yıllık geçmişimizde daha önce kurduğumuz devletleri ve ortadaki on altı köşeli yıldız da Türkiye Cumhuriyeti devletini sembolize eder. Devletsiz kalma veya devletsiz kalmaya tahammül etme kültürü olmayan nâdir milletlerden biriyiz.

Yaşadığı toprakları vatan bilen ve o toprakları varlığının somut sembolü kabul eden her millet gibi biz de devlet ile vatan kavramlarını birbirinden ayırmayız. Devlet, vatansız olmadığı ve olmayacağı gibi, vatan da devletsiz olmamıştır ve olmayacaktır. Bireysel seviyede bile düşünüldüğünde, kişinin karnının doyduğu ve yaşam garantisini hissettiği yer olarak vatan kabul ettiği yer onun vatanıdır ve orada da mutlaka bir devlet yapısı vardır.

Dolayısıyla ister kişisel seviyede olsun, ister toplumsal ve ulusal seviyede olsun, vatan ile devlet kavramlarının, bir bütünün mütemmim parçaları olduğu âşikârdır. Ancak bâzıları da vardır ki, vatanlarını sevdiklerini iddia ettikleri ve bunu her fırsatta söyledikleri hâlde, devletlerine karşı tavır alırlar.   

Devlet düşmanlığı

Siyâsî bir yapılanma olarak devlet, bir isme veya ideolojiye endekslenemeyeceği gibi, hiçbir kişi veya grubun tekelinde de değildir, olmamalıdır. Ancak bunun aksini düşünüp, devletin sâhibi olma gibi bir zanna kapılanlar, devletin otoritesini de kendi dünyâ görüşleri, ideolojileri ve menfaatleri doğrultusunda kullanma hakları olduğunu zannederler. Bunu yapabildikleri sürece, devlet onların en üst seviyede sevdikleri olgudur. Bu sevgilerinin sonucu olarak devleti koruma konusunda gereken samimiyeti ve cesâreti göstermedikleri defâlarca görülmüş olsa da onlar hiçbir olmamış ve her şeyi onlar yapıp etmiş ve devletin bekâsı kendilerine bağlıymış gibi rol kesmeyi iyi becerirler.

Amma ve lâkin, devlet yapılanmasındaki herhangi bir organda yaşayacakları otorite veya iktidar kaybı, bir anda onları devletin baş düşmanı hâline getirir. Bu düşmanlıkları çerçevesinde her türlü şer odağında bulunmaktan çekinmezler ve her türlü kirli iş birliğine girerler. Bunu yaparken mevcut bütün enstrümanları kullanırlar ve yeni, daha önce denenmemiş ve dolayısıyla karşı önlem alınmamış oyunları da oynarlar. Hiçbir şey yapmıyor gibi gözükenler bile, devletin ve milletin hayrına ve menfaatine olan bir şeye burun kıvırma, onu itibarsızlaştırma ve önemsizleştirme yoluna giderler.

Ama sorulduğunda onların yaptığı sâdece eleştirmek, fikirlerini ifâde etmek ve otoriteyi daha demokratik hâle getirmektir. Oysaki devleti temsil eden makamları hedef alarak yaptıkları eleştiri, yapıcı olmanın tam aksine, geçici olan kişiler üzerinden kalıcı olan devlet mekanizmasına ve yapısına saldırmaktır. Eleştirdikleri hiçbir şeye alternatif çözüm sundukları da pek görülmemiştir. Eleştiri ve ifâde özgürlüğü kisvesi altında hakaret ederek, söverek hatta açık açık küfrederek kendilerinin de mensubu olduğu devleti yıpratırlar. Bu da vatan sevgilerinin yine görüntüde ve sözde olduğunun bir başka göstergesi ve delilidir.

Her eleştiriyi yararlı zannederler

Basit bir ticârî kural vardır: “Şikâyetlerinizi bize, memnûniyetinizi başkalarına anlatın.” Bu kuralın ne işe yaradığını berber çırağı bile bilir. Şikâyet ve eleştirinin yapıcı olması için, muhatabına yapılması gerektiği açıktır. Dedikodu yaparak, devletin yanlışlarını düzeltemeyecek olanlara dillendirmek ya ahmaklık ya da kötü niyetliliktir. Ahmak olup olmadıkları onları ilgilendirir. Ama kötü niyetli olmaları bir vatan meselesidir ve bunu yapanların vatan sevgisinden uzak olduğunu gösterir.

Mahalle dedikoducusu gibi, duyduğu her şeyi yurt içinde ve yurt dışında başkasına yetiştirirler. Oysa bunu yaparak devletlerini, vatanlarını ve mensubu oldukları milleti kötüledikleri gibi, kendi devletlerini ve milletlerini kötüledikleri için, karşılarındaki kişinin gözünde saygınlıklarını kaybederler. Zira en basit kuraldır ki, kendi devletine ve kendi milletine ihânet eden, herkese ihânet eder.  

Avam Kamarası’nda Muhsin Yazıcıoğlu’nun tavrı

1 Mayıs 2008’de İngiltere Lordlar Kamarası’nın üyelerinin bulunduğu bir toplantıya katılan Muhsin Yazıcıoğlu, NATO’dan enerji hatlarına birçok konuda fikir beyan etmiş ancak, Türkiye’nin iç meseleleri hakkındaki soruya, Lordlar Kamarası’nın bu konuları konuşmak için uygun bir ortam olmadığı cevâbını vermişti. Oysa “vatansever görünümlüler”, değil Lordlar Kamarası gibi İngiltere’nin en üst yasama organında böyle bir tavır sergilemek, yurt dışındaki her mecrada Türkiye’yi kötülemeyi mârifet zannederler.

Kullanışlıdırlar

“Vatansever görünümlüler” işlerine gelmeyen konularda devlet aleyhinde konuştuklarında, arkalarını sıvazlayıp yüzlerine gülenler, bunların her türlü ayak oyunu ve ihânette kullanılabileceğini iyi bilirler. Dünyâyı, dost zannettikleri ve medet umdukları Batı’dan ibâret zannedenler, maalesef “milli eğitim” adı altında ülkemizde verilen eğitim bir sonucu olarak başta Türkçe olmak üzere, millî ve yerel birçok simge ve unsura değer vermedikleri için, zihniyetlerindeki boşluğu dışarıdan aldıkları çarpıtılmış ve tamâmı verilmemiş bilgilerle doldururlar. Dışarıya bağlı olmayı, bir çağdaşlık gereği olarak görüp devletlerinin asıl düşmanlarının telkinlerini ifâde özgürlüğü ve eleştiri bağlamına sokup, Batı’nın “gönüllü fâilleri” (agent) olmayı itibar zannederler.

Taş toprak sevgisi

Oysaki dillerinden düşürmedikleri vatan sevgisi içi boş bir reklam cümlesi gibidir. “Memleketim” şarkısının "taşına toprağı, bin can feda benim yurduma" sözlerindeki abartılmış ve içi boş bir sevgi içindedirler. Sanki Anadolu’daki taş, toprak ve hava dünyânın başka hiçbir yerinde yokmuş gibi davranırlar. Ama devlet düşmanlıkları sebebiyle, bu taşın, toprağın ve suyun devletin varlığı ile anlam kazandığını kabûl etmezler. Bu topraklar üzerinde kurduğumuz bu devlet olmazsa, o taşın, toprağın ve havanın başka bir ülkenin taşı toprağı hâline geleceği söylendiğinde muhakeme kabiliyetleri dumura uğrar, bâsiretleri iyice bağlanır. Ağızlarından düşürmedikleri vatan sevgisini yaşayarak anlatamadıkları gibi, sözle de anlatamaz hâle gelirler. Hiçbir çıkış yolu bulamadıklarında ise hemen vatan sevgisini unutup, "hümanizm" ve "dünya vatandaşlığı" gibi sloganlara sarılırlar.