VEDAT SAKMAN'DAN BİR KİTAP BİR ALBÜM GELDİ 

Micheal KUYUCU 19 May 2019

Müzik dünyasında elli yılı deviren ve hala aktif olarak müzik üreten kaç kişi var ki? O bunlardan biri. Hem besteci, hem enstrumanist, hem yorumcu.

Vedat Sakman’ın “Nar Çiçekleri” adlı sadece dijitalden yayınlanan albümü ile “Müzisyen” adlı hakkında yazılan kitabı aynı anda yayınlandı. Her zaman ki gibi mütevazı, kaliteli ve entelektüel bir beyefendi edası ve duruşuyla müzik dünyasının farklı ismi olmaya devam ediyor.

“Albümün içinde edebiyat olmalı”

“Nar Çiçekleri” albümü için yola çıkışında biz birkaç sevgi sözüm daha var söyleyecek insanlara nasıl söylerim bunları diye düşündüm. Tabi edebiyat her zamanki gibi içinde olması gerekiyordu. Şiirlerini, yani burada kendi şiirlerimi, şarkılarımı kullanmam gerekiyordu. İki tane şarkıda da kızım Tomris Sakman’ın sözleri var.

“Sözleri öne çıkaran bir albüm yapmak istedim”

Aranjman yaptığınız zaman, düzenleme yaptığınız zaman işte şuraya bunu da yapayım, oraya onu da koyayım, buraya bunu koyayım gibi şeyleri önce yaptım aslında. Yaylılar koydum, büyük orkestra gibi yaptım ama o sonra hepsini tek tek sile, sile, sile en yalın hale getirip daha sözü öne çıkaran bir çalışma yaptım. Bir de ondan da çok mutluyum.  Ben 54 senedir müzisyenlik, profesyonel müzisyenlik yapıyorum tabi bizim de çılgın dönemlerimiz oldu. Rock kökenliyim, hippiyim ama yani sadelik gerçekten zaman içinde sizin üzerinizde oturuyor. Nasıl ki zaman içinde az ve öz konuşmaya çalışıyorsanız müzikle de bunu yapmak istedim.

“Yetmişlerde müziğe değer veriliyordu”

70’li yıllar dünyanın da Türkiye’nin de böyle bir müzikte altın yıllarıydı. Biz şanslı insanlardık o dönemleri yaşadık. Ve biz yirmi yaşlarımızda daha belki ufak yaşlarımızda felsefe konuşmaya başladık, yani müziğin felsefesini. Bize ustalarımız onları öğretti, neler yapmamamız gerektiğini daha çok önemli olanı. Yani şu sözü etmeyin, bu lafı etmeyin, böyle yapmayın müzik çünkü birebir insanlara ulaşan bir şey, çoluk çocuk dinliyor. Yediden yetmişe yani burada sizin edeceğiniz belki popüler olursunuz o günkü mevzuda ama kalıcı olamazsınız ileriye öyle bakın diye bize ustalarımız bunları öğretti ve birlikte bunları konuştuk yirmili yaşlarımızda.  O dönemler müziğe değer veriliyordu, müzik çok böyle ayağa düşer bir hale gelmemişti. Yani müzik uzun uğraşlar sonucu ortaya çıkıyordu, ancak bir şeyler yaptığınız zaman bir şeyler olabiliyordunuz.

“Müzisyen” Kitabı Bir Monografi

“Müzisyen” adlı kitap aslında bir monografi. Bunu da  bana Selim İleri arayarak söyledi ‘biyografi değil bu’ dedi. Çünkü bu daha derinlemesine anlatılmış. Bir müzisyenin gözünden yakın tarih de anlatılıyor bu kitapta. Bir de şiir tabi Deniz Durukan kızımız çok da şair olduğu için çok şiirsel bir akış var kitapta. Çok emek gösterdi ona da teşekkür ediyorum. Kitap okunduğu zaman benim orta Anadolu folklorunun kaynak işçisi bir babanın ve Girit kökenli bir aristokrat batılı annenin çocuğuyum ben. Onun için bu iki mevzu bende içselleştirilmiş bir şey, sonradan içine girilmiş bir şey değil. Müziğime de bu yansıyor tabi.

“İnternet çöplüğe döndü”

Müziğin dijitalleşmesi Commodore’lerdan başladı. O dönemlerde artık bu bir devrim oldu. Yani analogtan dijitale geçen bir devrim oldu. Bu müziğe de yansıyacağını zaten bize sürpriz olmadı bizim için. Hatta mesela bir ara MESAM yönetim kurulunda da ben görev yaptım, orada da sayılardan gittikçe işte dijitaller yükseliyor diğerleri düşüyor bir mesele çıktı ortaya. Bunla barışmak lazım. Ama maalesef bir çöplüğe döndü internet. Ama şimdi sanıyorum yavaş yavaş daha bir kontrol altında ve dünyada da öyle.

“Önemli olan müziği satın almak”

CD’Ler basıyorlar, oraya harcanan bir paralar var. Kocaman kocaman paralar var ve geri dönüşü olmayan. Asıl buradaki sorun CD basılması ya da işte dijital platform değil, müziğin satın alınması gerekiyor ki müzik yaşasın şu veya bu şekilde. CD de olur, dijitalden de indirilir, çünkü bunu üreten insanlara yazık.

“Tarkan’ın 20 sene sonra ne olacağını kimse bilmez ki”

Bir de mesela şu da önemlidir orada yazıyoruz kitapta. 80 ihtilaliyle birlikte DİSK kapandı, DİSK’e bağlı bir müzisyenler sendikamız vardı. Ve çok kuvvetli bir sendikaydı.

Şimdi Ankara’da küçük bir sendika olarak yaşamını sürdürüyor ama etkinliği yok. Sendikalar mafyayla savaştı. Müzisyenler dediğiniz zaman Kayseri’de pavyonda çalan da bir müzisyene kadar herkesin hakkını koruyordu. Sigorta hakkı mesela, maaşı göstermiyorlardı sigortada. Mesela sigortalar gösterilmiyordu, 1 gün 2 gün gösteriliyordu müzisyenlerin sonra Fikri Sağlar döneminde bir kanun çıktı. Birlikte de görüştük o zaman hatta bu sanatçı borçlanmaları yasası çıktı. O biraz kurtardı ki ben de oradan emekli oldum zaten. Bu önemli çok çok önemli bir konu. Yani ben hep söylüyorum Tarkan’ın 20 sene sonra ne olacağını kimse bilemez ki.

Zeki Müren: Bu Çocuk Bir Dahi

O yirmili, yirmi beşli yaşlarımızda biz de tabi grubuz çalıyoruz sağda solda ve her zaman Zeki Müren gelirdi bizi dinlemeye gelirdi.  Her zaman nerede çalıyorsak mutlaka gelirdi dinlerdi. Benim müziğimi severdi yani. Grup olarak, şeyde bir gün aynı otele denk düştük şeyde. Annem de yanımda, annem alaturka severdi, Zeki Müren hayranıydı tabi. Otelin böyle şömine başında gece biz de konserden geldik, onlar da bir arkadaşıyla oturuyorlar, annem de onların yanında hayran hayran bakıyor işte Zeki Müren diye.  Biz de sohbet ediyoruz genç çocuklarız, bir ricada bulundu dedi lütfen dedi ‘gitarınız burada’ dedi gitar da yanımızdaydı ‘bize’ dedi ‘1-2 şarkı çalar mısınız burada’ dedi. Şöminenin de başındayız. Kuşadası’nda bir otelde. Hayhay tabi ki dedim çıkardım ben gitarı şarkıya girdim annemin yanında onun tanıdığı arkadaşı oturuyor onun yanında ona eğildi annem onu duydu, bu çocuk dahi dedi. Ben de fısıltıyla onu duydum. Zeki Müren’in orada beni onurlandırması değil de annemin gözündeki o parıltıyı ve sevinci gördüm. Bu benim için çok değerli tabi.

Menajerlikten Yazarlığa: Şizofrenik Haller

Birçok ünlü ismin menajerliğini üstlenen Yusuf Öztürk, “Şizofrenik Haller” adlı romanını okurlarıyla paylaştı. Daha önce iki şiir kitabında şiirleri yayınlanan Öztürk, yıllardır hayali olan roman yazarlığına adım atmanın mutluluğunu yaşadığını söylüyor. Öztürk’ün hazırlıklarını uzun süredir yaptığı kitapta 10 yaşında uğradığı tacizin ardından 59 cinayet işleyen yeni nesil bir seri katil tiplemesinin yaşadıkları anlatılıyor.

Fenomen ve Rekortmen Albümün İkincisi Yayınlandı

Tuna Kiremitçi’nin ilki 2017’de yayınlanan ve hem şarkıları hem de yayınlanış biçimiyle büyük ilgi görüp fenomene dönüşen ‘Tuna Kiremitçi ve Arkadaşları’ albümünün ikincisini tamamladı. Kiremitçi, bu albümde de 10 bestesini farklı kuşaklardan 10 kadın solistle seslendiriyor. Yine biri dışında sözlerin hepsi kendisine ait. Yine bir şarkıda Yıldız Tilbe ile ilginç bir düet yaptı.

Üsküdar Üniversitesi G20’de

5. Beyin Girişimi / Nörobilim Zirvesi’nde yer alarak, Türkiye’yi G20 Zirvesi’nde temsil eden ilk ve tek Türk üniversitesi olan Üsküdar Üniversitesi, 6. Nörobilim G20 Zirvesi’ne katılmaya hazırlanıyor. Beyin ve omurga sağlığı girişimlerinin değerlendirileceği zirve, 27-28 Haziran 2019 tarihlerinde Osaka Üniversitesi’nde düzenlenecek.  Nörolojik, nöro-psikiyatrik, zihinsel ve omurga rahatsızlıkları olan hastalar için hızla yeni tanı ve tedavi edici yöntemleri tanıtmak amacıyla düzenlenen 6. Nörobilim G20 Zirvesi’nde, G20 ülkeleri arasında “beyin ve omurga girişimleri” hakkında global fikir birliği ve ortaklıklar inşa edilecek. Üsküdar Üniversitesini bu konuda ki başarısından dolayı tebrik ederim. Tercih döneminin yaklaştığı bu günlerde, öğrenci adaylarının üniversitelerin boş söylemlerinden çok bu tarz somut başarıları kaile alması adına çok önemli bu.

Suriye’de Yaşanan Dram Roman Oldu

Polisiye severlerin ilgiyle takip ettiği Cenk Çalışır’ın Oğlak Yayınları’nın Maceraperest Kitapları’ndan çıkan yeni romanı “Beria”, geçtiğimiz hafta raflara sunuldu. Kızı Beria ile Suriye’deki iç savaştan kaçarken insan tacircilerinin eline düşen Aişe’nin hikâyesini anlatan roman, anne-kızın yaşadıkları üzerinden okurunu dehşete düşüren insan halleriyle yüzleştiriyor.

Romanda Suriye’de köyüne yapılan bir baskında kocası öldürülen Aişe, kızı Beria’yı da alarak iç savaştan kaçışı sırasında, Türkiye’ye sığınmak isteyen Aişe ve kızının onları Yunanistan üzerinden Avrupa’ya götürebileceğini söyleyen insan tacirlerinin elinde yaşadıklarını anlatıyor.

Hakan Peker Kimden Mesaj İstiyor?

Hakan Peker yeni albümünde yer alan “İki Mesaj At” adlı şarkısına klip çekti. 6 Mayıs günü yayınlanan klipte Hakan Peker’e “Tattiana adlı yabancı uyruklu bir manken eşlik etti.  Hakan Peker,  ‘Bu benim 15. kariyer albümüm ve bu son fiziki albümüm olacak. Artık albüm çıkarmak yok. Kaliteli şarkılar bulduğumuz an, ara ara sevenlerimle tek şarkılık çalışmalarla beraber olacağız.’ Diyerek artık albüm yapmayacağını bir kez daha yeniledi.

“Benimle Söyle” Güzel Başladı

Müzik yarışmaları konusunda en cesur davranan kanallardan biri olan Kanal D’de dünyada başarılı olan bir müzik yetenek yarışma formatı olan “Benimle Söyle” ile bir ilke daha imza attı. Bugüne kadar hep üç beş jürinin etrafında dönen müzik yetenek yarışmalarının aksine daha renkli bir formatla yüz jüri ile kurgulanan programda en fazla jüri üyesini ayağa kaldırarak dikkatini çeken solistler kazanıyor. İlk bölümü izledim hiçte fena olmadı. Çekim kalitesi çok yüksek bir program olmuş, özellikle jürinin olduğu bölüm pek havalı. Gençler Metin Özülkü’nün orkestrası eşliğinde şarkılarını bangır bangır söylüyor. İzlerken bir kez daha Türkiye’de yeni neslin çok yetenekli olduğunu anladım. Hepsi de müthişti yarışmacıların. Diğer yarışmaların aksine tamamen jüriye odaklı bir sonuç var. Jüri ise yüz kişiden oluşuyor, onlar arasında en çok puanı alan kazanıyor. Yarışmanın sonucunda da birinci olan çok güze bir arabanın sahibi oluyor.

Ben yarışmayı beğendim. Özellikle jingle’ı çok güzel, modern ve havalı. İlk yayınlana bölüm totalde onuncu sıraya girdi ki gayet güzel bir sonuç. Program cumartesi akşamları saat 20:00’de yayınlanıyor. Programda her şey muhteşem, tek soru işareti programın sunucuları. Programı bekleyen iki tane tehlike var. Bunlar Enis Arıkan ile ilgili. Birincisi geleneksel medyada hiç karşılığı olmayan bir çocuk. Sosyal medyada başarılı oldu ama ona başarı getiren o kitle televizyon izlemiyor. Yani geleneksel medyada müşterisi yok. Omun için bu sosyal medya fenomenlerinin bu tarz geleneksel medya projelerinde kullanılması çok tehlikeli. İkinci tehlike ise Enis’in konuşma tarzı ve mimikleri. Biraz daha delikanlı gibi nasıl desem daha sert bir mizaçla konuşursa belki kitleler üzerinde daha iyi bir ses getirebilir. Bu iki handikap dışında “Benimle Söyle” dört dörtlük bir program olmuş mutlaka izleyin derim.

Bahadır Tatlıöz Yine Duygulara Dokunuyor

Her projesiyle gönüllere taht kurmayı başaran Bahadır Tatlıöz; beşinci sosyal sorumluluk projesi olan ‘Hayy’ ile  yine iddialı. Sosyal sorumluluk temalı çalışmalarda öncü isimlerden biri olan başarılı sanatçı, son olarak tüm konserlerine işaret dili çevirmeni ile çıkarak duygusal ve öncülük eden bir hareket başlatmıştı. İşitme engelliler için başlattığı bu hareket yediden yetmişe takdir toplamış ve çok beğenilmişti. Maneviyat ve sevgi temalı 'Hayy'ın gerçek hikayesini klibin YouTube videosu altındaki açıklamaya yazan Bahadır Tatlıöz, şarkının duygusal hikayesiyle dikkat çekti.

Üniversitede Çin Dilini Seçenlere Burs İmkanı

Çin Halk Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğu, Türkiye ile Çin arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi, Çince öğreniminin yolunun açılması amacıyla Türk öğrencilere burs veriyor. 3 yılda bursu alan Türk öğrenci sayısı da 100'ü geçti. Üniversitesinde Çinceyi seçen öğrencilere verilen bursu son olarak 37 Türk öğrenci daha aldı. "Üçüncü Çin Başkonsolosu Bursu" alan öğrenciler sertifikalarını İstanbul'da bir otelde düzenlenen törenle aldı. Sertifika törenine İstanbul Vali Yardımcısı İsmail Gültekin, Çin'in İstanbul Başkonsolosu Cui Wei ve akademisyenler katıldı.

Çincenin bilinen aksine zor bir dil olmadığını, çaba sarf edilmesi halinde kolayca öğrenilebileceğini dile getiren Çin'in İstanbul Başkonsolosu Cui Wei, "Son dönemde Çince öğrenen Türk sayısında artış var. Türkler çok zekidir. Gayret sarf edersiniz sonuç alırsınız. Bu bursu üçüncü sefer veriyoruz. Bu bursu genel olarak Çince eğitim veren Türk öğrencilerine verilen bir burstur. Uzun zamandır Çince eğitim alan Türk öğrencilerini teşvik etmek, Çin ile Türkiye arasındaki ilişkilerin gelişmesi ve daha fazla insan kaynaklar adına bu bursu veriyoruz. 20 yıl önce bu kadar fazla Türkler Çince öğrenmiyordu. İmkân ve ihtiyaç o kadar fazla yoktu. 'Kuşak ve Yol İnisiyatifi' ile burada bine yakın Çinli şirket bulunuyor. Çinli yöneticiler ile iyi bir iletişim kurabilen Türk istihdamına ihtiyaç oluyor. Onun için de Çince öğrenmek isteyen Türk sayısı da artıyor. Bizden burs alan üniversitelerin sayısı 6'dan fazla." dedi.

Türkiye'nin 7 bölgesinde rehabilitasyon köyü oluşturulmalı

Temiz Toplum Derneği Başkanı, Bilal Ay, İstanbul'da 500 bin madde kullanıcısı olduğunu söyledi ve “Eğer elimizi taşın altına koymazsak bu rakam 501 bin olmaz 1 milyon olur” uyarında bulundu.” Uyuşturucu kullanmaya başlama yaşı 8'e kadar düşmüş durumda. Uyuşturucudan ölüm yaşı 14. Toplumumuzda mahalle kültürü kaybolurken, dost, akraba komşuluk bağları da kopuyor. Madde kullanan kişinin önce tedaviyi kabul etmesi ve 'ben kurtulmak istiyorum' demesi gerekiyor. Türkiye'nin 7 bölgesinde rehabilitasyon köyü oluşturulmalı. Kadın denince akla ilk anne gelir. Bizler de 'Anne Hareketi'ni başlattık.  'Anne Hareketi' kadınların eli ile Temiz Toplum Derneği'nin mücadelesine el verecek. 'Anne Hareketi'nin sloganı 'Ülkemiz güçlensin, dünya güzelleşsin'.” Sözleri ile Temiz Toplum Derneği olarak herkesi uyuşturucu ile mücadeleye davet etti.