VEFÂ SÖZÜNDE DURMAK DEMEKTİR

Cemalnur SARGUT 10 Oca 2019

Kur'ân-ı Kerîm'de Allah "Bana verdiğiniz sözde durunuz ki size verdiğim sözde durayım." Buyuruyor. Bakara suresi, 40. âyetinde geçen vefâ kavramı, sûfî terminolojisinde "elest bezminde" Allah ile yapılan ahdi hatırlamak ve o söze sadık kalmakla ilişkilendirilir.

Yine Kur'ân-ı Kerîm’de vefâ ile ilgili olarak "O kimseler ki Allah'ın ahdine vefâ ederler ve misâkı bozmazlar." buyurulmuştur. Vefâ, sadece seninle alâkalı olan insanları aramak, sormak, hastalanınca nasılsın demek değildir. Vefâ, Hatice Cenan Vâlide Sultan'ın "Doğumlarıyla doğacak, ölümleriyle ölecek kadar insanlarla bir ve beraber olun.” buyruğunu tutmaktır. Yani onu canının içinde hissedeceksin, acısını da canının içinde hissedeceksin… Çünkü âyet-i kerime de "Sen hep güzeli tavsiye et." emri var. Sabrı tavsiye et, iyiliği tavsiye et. Sen onun acısını içinde de hissetsen, ona sabrı tavsiye edeceksin. Güzelliği tavsiye edeceksin. Bunu da ukala bir hava içinde değil de acaba böyle olsa canım kardeşim diye yapacaksın. Dolayısıyla güzel hadiselerde de güzele takılıp kalmaması için onu uyaracaksın. Güzelliklerin geçici olduğunu, arkalarından sıkıntıların gelebileceğini, bunun için güzelin de bize ait olmadığını, kötülüğün de bize ait olmadığını, hepsini Allah'ın bize ârızî olarak, terbiye ettiği şeyler olduğunu hatırlatacaksın. Bence vefânın hakîkati budur. Vefâ, sıkıntılı ânında dostunun yanında olduğun gibi, mutlu ânında da onun yanında olmaktır.

İnsan henüz gençken, hayatın başında her şeyi kendinden ibaret zannediyor. Bebeklikten, çocukluktan gelen bu alışkanlık, ilerleyen yıllarda da çoğunlukla devam ediyor. Kendimizi düşünmeye meyilli oluyoruz, kendimiz için istemeye meyilli oluyoruz. Evet, çünkü insan henüz gençken, hayatın başında her şeyi kendinden ibaret zannediyor. Mesela ben Garaudy'nin “eşitlik” kavramını okurken çok heyecanlanmıştım. Garaudy diyor ki: “İki kardeşe iki tane balon ver, ebatları eşit olsun, renkleri eşit olsun, iplerinin boyu eşit olsun. Beş dakika sonra biri, öbüründeki daha güzel diye onun elindekini arar.” demek dışarıdan bu eşitlik kavramı getirilemiyor. İnsan karşısındaki kendinden önce düşünme zevkini nasıl kazanır? Onu Yaratıcı’nın, sevgilinin parçası olarak gördüğü zaman. Bir şeye âşık olduğun zaman kendinden vazgeçiyorsun. Onun için aşk çok önemli bir şey. Kula bile âşık olsan, kediye bile âşık olsan güzel. Çünkü aşkla, kendinden fedakârlık etmeye başlıyorsun. O nokta, kırılganlık noktası. O benliğin, egonun kırıldığı nokta. Her şey sevgiyle kırılıyor…Yavaş yavaş sevgili için fedakârlık yapmayı öğrenirsin. Bu devam ederse insan gerçekten rahata kavuşuyor. Çünkü zaten kendi mutluluğunun, başkalarını mutlu etmekten geldiğini hissediyor. Asıl sanat burada.

Hazreti Mevlânâ'ya “Şems size ne öğretti?” diye sorulduğunda “Şems gelene kadar ben bir lokma çorba içip doyuyordum, ondan sonra hiç doymadım. Bir tane aç varsa dünyada onu hissettim içimde ve doymadım.” diyor Hazreti Mevlânâ. Ama işin aslı bu ahlâk, Hazreti Peygamber’in ahlâkıdır. Hz. Peygamber “Dünyanın öbür ucunda bir Müslümanın dişi ağrısa ben onu vücudumda duyarım.” buyuruyor.

Ahmed er-Rifâî Hazretleri “Vefakâr olmak isteyen, hiç kimseye cefâ etmesin.” buyuruyorlar. Vefânın hakîkati sadâkat ve safâdır. Yani dünya pisliğine karışmamak ve Allah'ın emirlerine itaattir. Hakk'ın emrine itaat ahde vefâdır.

Hocam Ken'an Rifâî ise vefânın, Allah’ta ve Allah sevgililerinde olduğunu söylüyor. Bununla beraber yapılan iyiliği unutmamak anlamındaki vefânın da en güzel bir örneği olmuştur. Yapılan kötülükleri unutup daima kendisine yapılan en küçük bir iyiliği yâd eder. Çocukken yemişlerinden yemiş olduğu bir ceviz ağacını ziyaret ederek "O bana yazın sütannelik etti. Meyvesinden yedim. Şimdi gidip ağacı okşamak isterim." diyerek İstanbul'dan Kadıköy yakasına geçip ağacı ziyaret ettiği anlatılır. Bunda ders alabileceğimiz vefaya dair nice derin anlamlar vardır.