YA DÜŞERSE?

Bir zamanlar Milli Piyango reklamlarında kullanılan bir replikti "Ya Çıkarsa?" sorusu. İnsanları zengin olma hayali kurmaya sevk etmek için uydurulmuş bir klişeydi.

Kapitalizmin ezdiği/üzdüğü kitlelere kısa yoldan zengin olma imkânı sağlayan bir araç olan toto/loto/piyango gibi “havadan” para kazanma yollarını duyurup, yaygınlaştırmak için bolca kullanılıyordu. (gerçi piyangodan/lotodan zengin olup da mutlu olana pek rastlanmamıştır ya!)

İnsanlar bilet aldıklarında kısacık bir ân için bu hayali kurarlar; Ya Çıkarsa diye.

Şimdi ise milyonlarca Fenerbahçeli her hafta aynı kâbusu görerek uyanıyor uykudan ve kan ter içinde; “ Ya Düşersek?” diye.

Yeni Başkan (gerçi 10 ay oldu Ali Bey, Başkan seçileli pek yeni değil artık) ve Sportif Direktörü Comolli’nin büyük bir iş bilmezlikle geldikleri bu noktada, mezkûr akıbet her gün biraz daha yaklaşıyor asırlık camia için. Pazar günü oynanan Ankaragücü maçında ilk 11’de Comolli’nin transfer ettiği/ettirdiği tek oyuncu vardı; Harun. Düşünün gelen diğer oyuncuların ne kadar çöp olduğunu, kadroya bile giremiyorlar yani. Eldeki eskiler zaten geçen senelerden kalan ve çoğu ıskarta adayı futbolcular. Bunlarla zaten Fenerbahçe kümede kalırsa “sürpriz” olur. Fenerbahçe’nin rakibi olan takımların kalecileri mutlaka o hafta “haftanın kalecisi” seçiliyor, Fenerbahçe’nin yiyeceği goller daha maç oynanmadan tahmin ve tarif ediliyor, forvetler o kadar kendine güvensiz ki; topu kale önünde içeri dürtmekten acizler.

Ersun Hoca da bu aralar formsuz, “düşme” korkusu onu da fena halde sarsıyor. Kariyerinin en tehlikeli dönemini geçiriyor. Cesur kararlar vermekle edindiği şöhretini, tutucu/statükocu kararlarla devam ettirmeyeceğini o da biliyor ama “Ya Düşersek?” hiç aklından çıkmıyor. Bazı futbolcularda (Isla, Tolgay vb.) gereksiz yere ısrarcı davranıyor, bazılarını (Jailson) “yok” sayıyor ama o da ne yapsın kadrodaki futbolcuların büyük çoğunluğu kontratları sezon sonu biten oyuncular olduğu için elini taşın altına sokmuyorlar. Takımdaşlık, adanmışlık hak getire (HAK ve Ekici istisna).

Kulüp ve takım bu kadar kötü yönetilirken fırsattan istifade ile “dış güçler” de rahat rahat at koşturuyorlar meydan nasılsa boş diye. Her hafta, yanlış bir hakem kararı sonucu “gadre” uğruyor Fenerbahçe. Her maçta hem rakiplerini hem de hakemi yenmek zorunda kalıyor takım. Takım zaten “nanay” olunca puan kayıpları da ardı ardına geliyor.

Geride kalan 27 hafta sonunda toplanabilen 32 puan bile bu durumda başarı sayılmalı. VAR herkese var, Fenerbahçe’ye YOK. Başta Cüneyt ÇAKIR olmak üzere Bülent YILDIRIM, Mete KALKAVAN gibi anlı-şanlı hakemlerimizin yönettiği her Fenerbahçe maçında VAR’a rağmen işlenen bi dolu hakem hatası kazanılacak puanların uçmasına sebep oluyor uzun zamandır. Yönetimden de ses soluk çıkmayınca yapanın yanına kâr kalıyor bu türden hatalar. TFF’deki boşluktan istifade yeni atanan MHK de bildiğini okuyor. Nasılsa Haziran’daki TFF seçimlerine kadar karışan-görüşen yok kendilerine.

“İşte bütün bu ahval ve şeraitten daha elim ve vahim olmak üzere” diyordu ya Gazi Mustafa Kemal, Gençliğe Hitabe’sinde aynı durum şimdi Fenerbahçe için geçerli ve gümbür-gümbür geliyor gelmekte olan.

Hesap basit aslında ilk 27 haftada toplanan 32 puan var elde, maç başına 1,18 puan yapar, çarpın 34’le 40.29 puan lig sonunda. Yeter mi? Bu hafta Galatasaray maçında yaşanacak acı bir kayıp bu marjı 37 puana indirebilir ve “serbest düşüş”ü tetikleyebilir.

Bu sene ligden düşme barajı 39-40 puan civarı bekleniyor. Geçen senelerde genelde 36-37 puanken bu sene orası da çok hareketli durumda.

Alt lige düşmenin getireceği maddi-manevi kayıpları da zikredip moralinizi daha da bozmak istemeyiz ama Fener Ol Kampanyası ile beraber Ligde Kal Kampanyası da gerekiyordu sanki!

Güzel bir hafta dilerim,