YANGINLAR VE BEKA SORUNU

Faruk AKTAŞ 03 Ağu 2021

Kişisel tahminim özellikle Antalya ve Muğla'daki yangınlardan birçoğunun nedeninin sabotaj olduğu yönünde.

Bu satırların yazıya döküldüğü sırada 28 Temmuz’dan bu yana 30 ilde 132 ayrı noktada çıkan yangınlardan 125’i kontrol altına alınmış, 7’si ise devam ediyordu.

Bu yangınların kaçının doğal yollardan meydana geldiği, kaçının tedbir ve dikkatsizlikten kaynaklandığı ve kaçında sabotaj olduğu hali hazırda çok yönlü olarak devam eden soruşturmalar neticesinde yakın dönemde ortaya çıkacak.

Kişisel tahminim özellikle Antalya ve Muğla’daki yangınlardan birçoğunun nedeninin sabotaj olduğu yönünde. 

Yani yangınların büyük kısmının PKK tarafından çıkartıldığı kanısındayım.

Ancak kuşkusuz bu, sözünü ettiğimiz soruşturmalar neticesinde ortaya çıkacak bir durum.

Her yangın düştüğü yeri yakar derler ancak bunlar öyle değil.

Bu yangınların her biri, bu ülkeyi seven, bu ülkeye aidiyet duygusuyla bağlı her bireyin ciğerini yakıyor, yüreğini dağlıyor.

Türkiye, terörle de, terörün yarattığı ya da doğal yollardan meydana gelen yangınlarla da ilk kez karşılaşmıyor.

Bu yaralar, öyle ya da böyle sarılır.

Doğa, öyle ya da böyle kendini yeniler.

Türkiye bu acılarla baş eder.

Ancak bu felaketlerin ortaya çıkardığı bir gerçeklik var ki yangınların kendisinden daha tehlikeli.

Ülke için beka meselesi.

Ülkedeki derin siyasi ve toplumsal ayrışma, aşırı politizasyon ve acılarda n siyasi rant devşirme çabası.

Bu durumu yakın zamanda meydana gelen bazı depremlerde, diğer bazı doğal afetlerde gördük.

Birileri yangınları söndürmeye, yaraları sarmaya, acıları dindirmeye çalışırken bazı kesimler, ateşi körüklemeye, yaraları kanırtmaya, acıları katlamaya çalışıyor.

Devlet, hükümet tüm birimleriyle vatandaş ile el ele omuz omuza canhıraş bir şekilde bu yangınları söndürmeye çalışırken, birileri “yok şurası şöyleydi yok burası böyleydi yok öyle değil böyle olmalıydı, yok bu neden böyle değil şöyle oldu” diyerek bu seferberlik duygusunu yıkmaya, moralleri bozmaya çalışıyor.

Alevlerin söndürülmesi için bir kova su taşımaktan aciz bu kesimler, acıda ve sevinçte duygudaşlık ruhunu öldürmeye çalışıyor ve ne yazık ki kısmen de olsa başarıyorlar bunu.

Bu yangınlar dahil, Türkiye’nin maruz kaldığı her acıların birçoğunda PKK ateşi yakan, FETÖ ateşi körükleyen rolünü oynarken, sözünü ettiğimiz bu kesimler ise ateşi söndürmeye çalışanlara çelme takan, söndürülmesini engellemeye çalışan, yaraların, acıların sarılmasını dindirilmesini önleyen bir pozisyon takınıyorlar.

PKK’nın beli önemli ölçüde kırıldı, FETÖ’nün kafası ezildi.

Dolayısıyla her iki terör yapılanması Türkiye’nin bekasını tehdit etmekten uzak durumda.

Devletin ve milletin bu habis yapılarla her alanda mücadelesi sürüyor ve sürecek.

Ancak başını, bu ülkeyi kuran partinin başında bulunanların çektiği, söz konusu terör örgütleriyle bazen iç içe, bazen yan yana olmakta herhangi bir beis görmeyen, bu ülkede acıda ve sevinçte duygudaşlığı yok etmeye çabalayan bu kesimlere karşı ne yapılması, nasıl bir yol izlenmesi gerektiği konusunda net bir yanıt bulamıyorum.

Kanımca bunun en doğru çözümü, bu ülkeyi kuran partinin destekçileri ve üyelerinin, son on yıldır partilerinin başlarına çöreklenen ya da çöreklendirilen, sayısız seçim mağlubiyetine rağmen koltuklarını koruyan mevcut yönetimden bir an önce kurtulmalarıdır.

Böyle bir değişim, Türkiye’ye nefes aldıracağı gibi söz konusu partinin demokratik sistem içerisinde iktidar olma şansını da arttıracaktır.

Böyle bir değişim ne zaman nasıl olur, ya da olur mu olmaz mı bilmiyorum ancak hali hazırda mevcut durumun ne yazık ki Türkiye’nin birlik ve beraberliği, refah, huzur ve mutluluğu ve de bekası için en ciddi tehdit olduğunu düşünüyorum.