YAPISAL REFORM

Yusuf DİNÇ 24 Nis 2019

Yapısal reform bir ekonominin uzun dönem arz eğrisini daha yüksek gayrisafi yurtiçi hasıla seviyesine taşımak için sağlanması gereken gelişmeler bütünüdür.

Bundan murat toplam çıktı miktarının ve bunun parasal karşılığının büyütülmesidir. Süregelen bir ısrarla takip etmek önemlidir. Son dönemde Türkiye ekonomisi gündeminde de önemli yer tutmuştur. Tutması gereklidir. Çünkü 2030, 2040, 2050 hedeflerine ilişkin zemin oluşturması beklenir. Ancak açıklanan son yapısal reform paketiyle 2023 ötesinde bir güncellemenin gelmemiş olması soru işaretidir. Buna rağmen açıklanan paket toplam çıktı miktarını ve dolayısıyla parasal karşılığını pozitif etkileyecek önemdedir.

Ne var ki yapısal reformun piyasa tarafında, içinde bulunduğumuz iktisadi konjonktürden bir çıkış olarak ele alınıyor olması düşündürücüdür. Yapısal reform mevcut konjonktürden çıkışın tek enstrümanı olarak ele alınamaz. Cari konjonktürü aşmak üzere kısa dönemli düşünmek ve hem arz hem talep tarafında politika geliştirmek gerekmektedir. Stagflasyon içindeki bir ekonomi kısa dönemli politikalarla zor olsa da potansiyel çıktı seviyesine itilebilir. Bunu yaparken fiyat istikrarını korumak da mümkündür. (Buna rağmen ekonomideki faiz faktörünün bu işi zorlaştırdığını tespit etmek ve hatta yüksek sesle söylemek gerekir.)

Maliye politikasının sıkılaştırıldığı ve para politikasının piyasa hacim tepkisine bağlı olarak iki yönlü esnek kullanılabileceği optimum bileşenlerle boğulan piyasaları para politikasının temel amacını koruyarak canlandırmak mümkündür. Maliye politikasının genel karakterinin sıkılaştırıcı yönlü olması gerektiğini aklı başında bir ekonomide ilke kabul etmek gerekir. Genişletici maliye politikası çoğu zaman istisnadır. Para politikası ise kullanışlı bir araç olarak daha değişkendir. Piyasaların işlerliği için özerkleştirilen ve böylece bağımsızlık kazanan merkez bankaları, ekonominin sürdürülebilirliği açısından politika bileşeninin çıpası niteliği kazanmışlardır. Türkiye özelinde ise para politikasının etkin kullanılması mümkünken bu politika bileşeninin salt sıkılaştırıcı yönü elde kaldığından kadüktür.

Her halükarda yapısal reform paketi kısa dönem politikaları ile desteklenmelidir. Mevcut ortamda bunun zor olduğu düşünülebilir. Fakat bu düşünce karşısında yapısal reform denebilecek uygulamaların daha çok iktisadi konjonktür olumlu iken gündem olması gerektiğini tespit etmek gerekir.