YARALARIMIZIN KABUĞUNU KENDİMİZ TEMİZLEDİK

Ağızları görmedikleri gözlere homurdanıyor, hiç susmadan anlatıyorlar.

Balıkçı kahvesinde oturuyorum.

Arka masalar dolu ve hiç durmadan konuşuyorlar 

Ellerinde cep telefonları var, gözleri cep telefonlarında, sanki mühim şeylere bakıyorlar gibi.   

Ağızları görmedikleri gözlere homurdanıyor, hiç susmadan anlatıyorlar.

Kadın dün Almanya'dan geldik, hani koltuklar bir boş, bir doluydu, valla tıkış tıkış geldik.

Diğer kadın anlatıyor, elimize bir form verdiler doldurduk, ne toplayan oldu, ne bakan oldu.

Masaya telaşla başka kadın geliyor, kendi maskesi yok, böyle şey görmedim, BİM'in önü çok kalabalık, acayip kuyruk var, kadınlar havlu bone almaya gelmişler.

Nasıl kadınlar böyle sabahın körü koşturup gelmişler.

Hastalık artmış.

Hastaneler pandemiden çıkmış. 

Maske yasağı daha önce gelseymiş.

Yarın yine sokağa çıkma yasağı varmış.

Kimse sosyal mesafeye dikkat etmiyormuş.

Sarı kafalı kadınlar, saç dip boyaları gelmiş saçlarını sinirle arkaya attıra attıra dünyadan, memleketinden, ülkesinden şikayet edip duruyorlardı.

Memeler rahatça aşağıya salınmış, kendinden emin, anlattığı şikayet ettiği hiçbir şeye riayet etmeyen kadınlar. 

Homur homur homurdanıyorlar. 

Düşündüm.

Hayat böyle nasıl algılanıyor acaba, ondan şikayet bundan şikayet. 

Ne kadar yorucu olmalı.

Hiç mi bir şeyden memnun değilsiniz.

ŞÜKÜR bilmezsiniz.

Sağol bilmezsiniz.

Allah razı olsun bilmezsiniz. 

Bu da çok güzel oldu demezsiniz. 

Hiç mi umutların yok, ağaçların, çiçeklerin, tabiatın, denizin, iyotun kokusu yok.

Bu kokunun sana iyi geldiği hiç mi bir şey yok.

Yaşadığın güzelliklerin farkında olsan, kendi yaşıtlarına huzur, küçüklere horoz şekeri dağıtırdın.

İnsan ilk ekmek almaya gittiği fırının kokusunu hiç unutmazmış.

Biz ilk fırının kokusunu ve ekmeğin kokusunu unutmamış insanlar olarak, bisküvi arası lokum yiyerek büyüdük.

Tahta sapında horoz şekerleri yedik.

Buram buram insanlık kokan Üsküdar mahallesinde büyüdük.

Komşumuz kapıyı çalmadan girerdi.

Ömürler ahşap duvarlarımızda anne babamızın fotoğrafları ile çivilenirdi.

Annemi.

Babamı.

Öğretmenimi.

Komşularımı.

Hiç söylenirken görmedim.

Homurdanma nedir hiç bilmezlerdi 

Söylenen, homurdanan insanları dinlemek duymak ve görmek hiç istemiyorum.

Tanımak hiç istemiyorum.

İnsanlık eskimemiş olsaydı keşke.

Hayatın en güzel dersini çocuklar sokaklardan alır! Ya biz büyükler?

YARALARIMIZIN KABUĞUNU hiç söylenmeden, homurdanmadan kendi kendinize temizlemeyi çoktan öğrendik.

Siz de öğrenin. 

Hiçbir şey için geç değildir.

Funda'nın aklındakiler..

.... Her gece televizyonlarda, birileri tartışıyor. 

İki üç kadın konuk var, ya da yok.

Düşüncelerini anlatacak, bilgili zarif ne çok kadın var akademisyen, işinin uzmanı. 

Niyeyse konukların tamamı erkek.

Bu erkekler birbirlerinin sözünü kesiyorlar, bağıra bağıra konuşuyorlar.

Güya fikirlerini söyleyecekler, biz de dinleyeceğiz, tartışılan konu hakkında bir şeyler öğreneceğiz.

Adam nasıl bağırıyor.

Karşısındaki adama çok sinirleniyor, bir bakıyorum ağzı ıslak.

Git gide ağzı daha da sulanıyor, bir bakıyorum ki, salyası akıyor.

O gün, o an anlıyorum ki!

Salya sadece hayvanların ağzına yakışıyor.

... Aklımızda olsun

Hiç kimseye; 

Evin kaç para ediyor, 

Evini kaça aldın,

Evini kaç liraya kiraya verdin,

Evi kaç liraya kiraladın,

Kaç lira maaş alıyorsun,

Arabanı kaç liraya aldın, 

Oğlu evli mi, 

Kızın evli mi, 

Kocan öldü mü,

Niye öldü,

Diye...

Sakın sormayın.

Size anlatılanla yetinin.

İnanın bu sorduğunuz, cevap aradıklarınızın size beş kuruş faydası yok.

Öğrenip ne olacak ki.

Boşuna kirlenmeyin.