YARI SERBEST PİYASA

Yusuf DİNÇ 11 Ağu 2020

Türkiye'de tezgahüstü piyasa kabul edilen ortamlar genellikle bankalar etkisindedir ve "bankalararası" adıyla meşhurdurlar.

Şimdiye kadar döviz piyasalarını TCMB kurları ve serbest piyasa olarak bilinen Tahtakale döviz piyasasından takip ettik. Teorik olarak Tahtakale döviz piyasası Kapalıçarşı’nın Mahmutpaşa çıkışında dar bir sokaktaki operasyonlar bütünüdür.

Pratikte ise Kapalıçarşı Türkiye’nin en önemli varlıklarından birisi olmakla beraber serbest (tezgahüstü) döviz piyasası oluşturabilecek hacmi bakımından mesela Nasdaq ayarında bir varlıktır. (Burada başka finansal varlıklar da işleme konu edilebilir lakin şimdilik bu farkındalık yoktur. Fakat Kapalıçarşı’da değilse bile en azından Teknopark’lardan birisi etrafında teknoloji şirketlerinin proje geliştirmesine kaynak sağlayacak bir pay ya da sukuk piyasası oluşturmakta çok geciktik bile.)

Türkiye’de tezgahüstü piyasa kabul edilen ortamlar genellikle bankalar etkisindedir ve “bankalararası” adıyla meşhurdurlar. Tahtakale’nin bankaları, bankalararası döviz piyasası kurmak ihtiyacında bırakmıyor olmasının önemi üzerine dikkatle düşünmek gerekir. Hatta maslahatta yapılacak değişikliklerin merkezine Tahtakale’yi almak ıskalanmamalıdır.

Şimdiye kadar böyle gelen döviz piyasası yapısı son dönemde bir farklılaşma yaşamıştır. Şu anda farklılaşan yapı sanki şöyledir; TCMB, serbest piyasa (Tahtakale) ve bir de yarı serbest piyasa (bankalar).

Değişen yapının oluşumunda artan döviz talebi ve TL’deki değer kayıplarının olduğu malumdur. Bu değişimin birkaç yönü var. Öncelikle döviz (altın dahil) varlıkları yükselen piyasa şartlarında sattığınızda geri yerine koymanızda zorluklar vardır. Serbest piyasanın bu bakımdan karlı olmayan satışlara iştahı yoktur ki serbest piyasa kurları bankaların rekabetine maruz kalmıştır. İkinci olarak büyük oranda fiziki teslimatla gerçekleştirilen serbest piyasa işlemleri satma iştahının genelde kaybolmasının etkisiyle döviz arzındaki kıtlık şartlarında zorlandığından bankalara fırsat alanı açılmaktadır.

Bankaları ön plana çıkaran döviz sattığında kendi varlıklarını (sermayelerini) satmıyor oluşu ve teslimatların fiziki yönünün sadece işlemlerin gün sonu takası ile sınırlı oluşudur. (Buradan kasıt bankaların döviz ticaretinde (altın dahil) herhangi bir kısıt bulunmuyor olmasıdır. Dolarizasyon nedeniyle fon toplamadan sağlanan eldeki döviz kaynakları da zaten aşkındır. Serbest piyasada alım-satım işlemlerinde denge oluşmadığında sermaye kullanılmak durumundadır.) Bu sayede bankalar kaynak geliştirme anlamında döviz alım-satımına (altın dahil) ilgi duyan fon sahiplerini cezbetmek üzere rekabetçi kurlar sunmayı birkaç yıla yakın süredir iyice tecrübe etmişlerdir.

Fiziki teslimata dayanmayan (hesaben işlem gerçekleştirilen) piyasa oluşumları ise dövizde sınırları zorlayabilir. Dolarizasyonun kapısını açması yanında döviz cinsinden bankalardan yükümlülük taleplerinin çokluğu piyasada arzı çok daraltacak etki yapma gücündedir. Şöyle olabilir; fiziki teslimatlı edinilmeyen yani TL hesabından döviz hesabına virmanla (hesaben) yapılan döviz işlemlerinde taraf dövizli bir ticari faaliyetin aktörü değil ise tediyelerin TL cinsinden yapılması ilke kabul edilebilir. Belirli gramın büyüklüğünün altındaki altın varlıklarında olduğu gibi. Ama bunun dahi ekonomi içinde psikolojiyi çok bozacağını bilmiyordum denemez.