Kurban_bayrm


YASAKLAYIN GİTSİN (1)

Ama fikr-i takip diye bir şey öğrettiler bize hem mektepte, hem alay da. 12 Haziran'da futbola start vermek erkendir ve birçok riski de barındırmaktadır.

Ne hikmetse Türkiye’de Futbol Federasyonu’nun başına geçen –istisnasız- herkes yabancı futbolcuların durum-sayı ve statüleri hakkında bir şeyleri değiştirmeyi kendisine vazife addediyor. Bu yüzden de iki yakamız bir araya gelemiyor. Tam bir değişikliğe uyum sağlamış, yatırım ve planlamayı ona göre yapmışken hooop onu bırakıp başka bir değişikliği konuşmaya başlıyoruz.

Bu; biraz da sirklerdeki ip cambazı zor durumdayken ortaya fırlayan ve gerilimi ipten yere taşıyan palyaçonun durumu gibi oldu, yerli-yabancı oyuncu sayı ve kontenjanları suni gündem olarak tartıştırılıyor. Aslında “cambaza bak” örneği de var ama yeri burası değil.

TFF, daha 12 Haziran’da start kararını tam anlamıyla izah edememiş ve itirazları bertaraf edememişken baktı ki biraz sıkıştı, gündemi değiştirmek adına bu yabancı sayısını attı ortaya, ne de olsa bizim buralarda kamuoyu balık hafızalıdır ya! Ona güveniyor futbolumuzu yönetenler.

Ama fikr-i takip diye bir şey öğrettiler bize hem mektepte, hem alay da. 12 Haziran’da futbola start vermek erkendir ve birçok riski de barındırmaktadır. Sırf yayın gelirleri aksın ve birileri şampiyon olsun diye alınan böyle büyük bir risk, insan hayatına değer vermemekle eş anlamlıdır. Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu ve Sağlık Bakanımız da bu konu hakkında olumlu görüş bildirmemişken bunda ısrar etmek gerçeklerden ne kadar uzak olunduğunun işaretidir.

Yabancı oyuncu oynatma kuralı ile ilgili olarak; 3+1, 4+2, 6+2+2, 6+0 gibi aritmetik birçok ifadeyi hatırlarız. Bu işleri başımıza saran Adalet Futbol Takımı ve Arjantinli Oscar Garo’yu da bu vesileyle hayırla yâd etmiş oluyoruz. (Türk Futbolunda ilklerin takımı Adalet hakkında bir yazıyı şu hengâmeyi atlattıktan sonra sizlere takdim edeceğiz.) 1951 yılında Garo ile başlayan bu macerada bazı kilometre taşları var hepimiz hatırlarız. 1951-1966 arasında 1. Lig’de her futbol kulübünün bir yabancı oyuncu oynatma hakkı vardı. 1966’dan 1989’a kadar iki yabancı futbolcu oynayabiliyorken 1989’da bu sayı üçe çıktı. 1996’da +1’ler dönemi başladı. Üç sezon boyunca 3 oyuncu ilk onbirde bir oyuncu yedek kulübesinde bulunmak üzere sayı dörde çıktı. 1998’den 2000’e kadar beş yabancı, 2000’de beş +1, 2001’de beş yabancı sahada, bir yabancı yedek kulübesinde ve iki oyuncu da tribünde olmak üzere acâib-ül garâib bir hal aldı bu durum. 2005’e kadar da sürdü bu garabet ama bitmedi daha beterleri geldi Türk Futbolunun başına, 2007’de sezon başlarken altı +1’le başladık devre arasında altı +2, +2 kuralı geldi. Yani dere geçerken at değiştirdik. Başladığımız kuralla bir tam sezon bile gidemedik ve devre arasında tahkim-mahkim derken 10 yabancımız oluverdi bir anda. (2015’e kadar birçok farklı uygulama daha yaşandı ama burada yerimiz sınırlı olduğu için arz edemiyoruz.)

Fatih Hoca’nın Futbol Direktörü olarak atandığı 2015 yılından itibaren ise 28 kişilik kadrolarda en fazla 14 yabancı futbolcu bulunabilmesine izin var. Fatih Hoca bu kuralı ihdas ederken altyapılardan gelen futbolcuların önünü açmak ve özkaynak düzenlerini aktif hale getirmek için bazı başka tedbirleri de şart koşmuştu. Yabancı sayısının artışına göre belli kademelerde ödenecek bedeller TFF tarafından bir havuzda toplanacak ve altyapılara harcanacaktı güya, ilk on birde altyapıdan yetişmiş oyuncu oynatma mecburiyeti getirilecek ve bu sayı kademeli olarak 2,3,4 diye artarak gidecekti. İşin aslı 14 yabancı kuralı değil en az 14 yerli oyuncu bulundurma kuralı idi ama sonradan özellikle bazı Anadolu kulüplerinin başkanları Demirören Federasyonuna “yandık-bittik” diye ağlaşınca altyapı fonu ve yerli altyapı oyuncusunu teşvik kısmı uygulamadı. Keşke federasyon o dirayeti o zaman gösterebilseydi.

Haftaya ligler başlayacak ama bu konuya ikinci bir yazı ile devam edelim de merâmımızı tam anlatabilelim sizlere.

Yeni Normal’in ilk ayı Haziran’ın hepimize sağlık ve afiyetler getirmesi dileğiyle.