YAŞAMI ZORLAŞTIRMA SANATI!

Fehmi KETENCİ 17 Oca 2021

65 yaş üstü olarak, bu ülkeye 1970 yılından beri aralıksız vergi veren, fikri ve teknik üretim olarak üzerine düşenden çok daha fazla katkı yapan bir vatandaş olarak, bizlere reva görülen bu yaklaşımdan oldukça alınmaya başladığımı söylemeliyim.

     Yeni bir kısıtlama uygulaması tebliği ile karşılaşmadığımız gün yok. Genel kısıtlama tebliğleri alışkanlık yaptı artık. “Önce sağlık” deyip istenenlere uymak boynumuzun borcu oldu. Ama nedense anlayamadığımız bu tebliğlerin merkezinde hep 65 yaş üstüler var. Salgının yaklaşık bir yılına girdiğimiz bu illetin sorumluluğunu sadece 65 yaş üstüne yüklemek biraz haksızlık olmuyor mu?

      65 yaş üstü olarak, bu ülkeye 1970 yılından beri aralıksız vergi veren, fikri ve teknik üretim olarak üzerine düşenden çok daha fazla katkı yapan bir vatandaş olarak, bizlere reva görülen bu yaklaşımdan oldukça alınmaya başladığımı söylemeliyim.

      Günden güne direncim düşüyor, hissediyorum. Bu sitemimden kimse kusura bakmasın. Yaşadığımız psikolojik yıkım, üzerimize bir başka kronik hastalık yapıştırdı.

Bu öyle bir hastalık ki; tedavisi, neredeyse yok gibi. İlginç olanı ise; bu ortamda hastanelere, doktorlara gidemediğimiz için derdimizin ne olduğunu hiç bilemiyoruz. Kendimizi dinleyerek anlayabildiğimiz tek şey, adalelerimizin, eklemlerimizin, dayanıklılığını kaybediyor olduğudur. Vücut direncimizi her geçen gün sürekli kaybetmeye başladığımızı hissediyoruz. Hastaneye ve doktora gidememe korkusunun nelere varacağını tahmin edebilecek durumda değiliz.

      Dışarı çıkamıyoruz. Çıksak bile yürüyerek gidebileceğimiz yerler sadece; eczane, bakkal, manav, market, fırın, kuruyemişçiler ve benzeri yerlerdir. Yaşadığımız sorunların çözümünde kuruyemişçiler var artık.. Çekirdek çitletelim; avunalım, unutalım!

      Herhangi bir şikayetimize çare için salgın korkusundan yakınımızdaki doktorlara bile, gidemiyoruz. Çare olan doktorlarımız “öcü” gibi. Doktor için gidebileceğimiz tek yer, bölgemizdeki Aile Sağlığı Merkezleri. Bu aşı meselesinin yoğunluğunda oralara bile gidemeyecek durumdayız.

      Haftanın beş günü 10-13 saatleri arasında dışarı çıkabiliyoruz. Bu süreçte toplu taşıma kullanacak zamanımız çoğunlukla yoktu. Onu kısa mesafede kullanabilme şansımız olabilirdi. O da, İstanbul Valiliği’nin 15 Ocak’tan geçerli olmak üzere uygulamaya koyduğu, “toplu taşıma yasağı” ile kısıtlandı.

      Geçtiğimiz hafta yazdığım yazımda 65 yaş üstüler olarak nasıl bir psikoloji kıskacında sıkıştığımızı bir iki paragrafta şöyle anlatmıştım.   

      “Aslında, neredeyse bir yılını devirmek üzere olan bu salgın yokken, kabusumuz olan, geçim sıkıntılarını, ekonomik zorlukların getiri ve götürdükleriyle ilgili yaşadıklarımızı neredeyse tümüyle unutmuş durumdayız. Onlar varken çok daha iyi gibiydik. “Ayağımızı yorganımıza göre uzatabilme” çabamızla var olan yaşama zor da olsa tutunabiliyorduk.

      O dönemlerde, şu günkü kısıtlanan yaşam şartlarında kendilerini zorda gören bir grup olarak biz 65 yaş üstüler, hiçbir zaman kendimizi böylesine kenara itilmişler olarak hissetmedik.

      O dönemlerin var olan sıkıntılara direnebilmek ortak mücadelemizdi. Şimdi hiç de öyle değil. Salgın sonrası başlatılan pandemi uygulamalarına paralel alınan korunma önlemlerine karar verilirken, ilk akla gelenler biz 65 yaş üstüleriz. Önlemlerin ilk uygulananı olan sokağa çıkma kısıtlamalarında, toplu alanlardaki yaşam ortamlarında ilk denetime tabi tutulanlar hep 65 yaş üstüler olarak bizler olduk. İstanbul Valiliği’nce alınan 65 yaş üstülere uygulanan toplu taşıma kullanma yasağıyla, aynı ilçe içinde de olsa, toplu taşıma kullanarak halletmemiz gereken zorunlu işlerimizin hiçbirini yapamıyoruz.  

      Çin’de başlayıp tüm dünyaya yayılan, kısa sürede üzerimize çöreklenen olumsuzluklarının altında kalanlar çoğunlukla bizleriz. Bu psikolojik kıskacın içinde olan ve kendilerini ötekilenmiş olarak hissedenlerden hangi psikolojiyi bekleyebilirsiniz ki.

      Gidiatş iyi değil. Biz 65 yaş üstüler; hastalığımızı unuttuk, ne durumda olduğumuzu bilemiyoruz. Korkudan doktora gidemiyor, tahlil yaptıramıyoruz, genel durumuzu kontrol ettiremiyoruz. İlaç yazdırmak için Aile Sağlığı doktoruna bile gitmeye korkuyoruz. Evlerde tıkılıyız, ölümü bekler gibiyiz.

      Yetti artık, kendimizi dert etmekten usandık, öleceksek ölelim!”

      Geçen hafta yazdıklarım ve bugünküler bunlar.

      Görünen o ki; “yaşamı zorlaştırma sanatı” sınavından geçiriliyoruz!