YAŞAMIMIZDAKİ ÖYKÜLERİMİZ

Fehmi KETENCİ 24 Kas 2019

Yaşamımızda her zaman var olan kısa öyküler veya geleneklerden yansıyanlar bizi oldukça etkilemişlerdir.

      Genelde geleneklere yerleşmiş ve yaşam biçimlerimizi etkisi altına almış birçok öykü, bilge kişilerce en çok örneklenenler ve özellikle gençleri yönlendirenlerdir. Hepimiz biliyoruzdur ve zaman zaman o özlü sözlerden yararlandığımız olmuştur.

      Ben bazen, dijital ortamda geleneklerin konu edildiği kitap ve öyküleri sıkça okurum ve bunlardan etkilendiklerimi not eder, yazılarımda sıkça kullanırım. Bu geleneksel öykülerin, özlü sözlerin, yer aldığı ve yıllardan beri özenle sakladığım birkaç defterim var.  Kulanmasam bile zaman zaman oradaki, özel öyküleri okurum.

      İşte bir arkadaşımdan aldığım kısa bir öykü.

      Bu kısa öyküyü okumak size iyi gelecek..

      “Ne zaman; hayatınızda bazı şeyler çekilmez hale gelirse, ne zaman; yirmi dört saat kısa gelmeye başlarsa, o zaman; yaşamınızda her zaman karşılaşabileceğiniz bir kavanoz ve iki fincan kahveyi hatırlayınız”

      İşte bir kavanoz ve iki fincan kahvenin hikayesi;

      “Bir gün bir felsefe profesörü, elinde bazı malzemelerle derse gelir.

      Ders başladığında; hiçbir şey söylemeden, önüne büyükçe kavanoz alır. Sonrada kavanozu ağzına kadar masanın üzerindeki tenis topları ile doldurur. Ardından sınıftaki öğrencilerine “kavanozun dolup dolmadığını” sorar…

      Bütün öğrenciler hep bir ağızdan “dolduğunu” söylerler.

      Bunun üzerine; profesör önündeki kutulardan birinden aldığı çakıl taşlarını, tenis toplarını koyduğu kavanoza döker.

      Çakıl taşları kayarak, tenis toplarının aralarındaki boşlukları doldurmaya başlar.

      Profesör yeniden kavanozun “dolup dolmadığını” sorar.

      Öğrenciler yine hep birlikte; “evet doldu” derler.

      Profesör bu defa da, masanın üzerindeki diğer kutuyu eline alır ve içindeki kumu yavaşça içinde tenis topları ve çakıl taşları olan kavanoza döker. Tabii ki kumlar da çakıl taşlarının aralarındaki boşlukları doldurur.

      Profesör yine aynı soruyu sorar. Öğrenciler de yine koro halinde “evet doldu” derler.

      Profesör bu kez ise, masanın altında hazır bekleyen iki fincan kahveyi alır. Başlar kahveyi kavanozun içine dökmeye. Bu kez de kahve kumların arasında kalan boşlukları doldurur. Bunun üzerine öğrenciler gülmeye başlar. Ardından profesör öğrencilerine nasihat etmeye başlar;

      - “Bu kavanoz sizin hayatınızdır.

      - “Tenis topları; hayatınızdaki önemli şeylerdir. Yani; aileniz, çocuklarınız, sağlığınız, arkadaşlarınız gibi. Yaşamınızdaki diğer şeyleri kaybetseniz de, bunlar hayatınızı doldurmaya yeter”.

      - “Çakıl taşları ise; sizin için daha az önemli olan diğer şeylerdir. Yani işiniz, eviniz, arabanız gibi”.

      - “Kum ise; diğer ufak tefek şeylerdir. Şayet kavanoza önce kum doldurursanız çakıl taşlarına ve özellikle de tenis toplarına yeterli yer kalmazdı”.

      - “Aynı şey hayatımız için de geçerlidir. Vaktinizi ve enerjinizi; ufak tefek şeylere harcar, israf ederseniz, bu defa da önemli şeyler için vakit kalmayacaktır. Dikkatinizi mutluluğunuz için önemli olan şeylere çevirin”.

      - “Örneğin; çocuklarınızla oynayın. Sağlığınıza dikkat edin. Sevdiklerinizle yemeğe çıkın. Evinizin ihtiyaçlarını karşılayın. Öncelikle tenis toplarını kavanoza yerleştirin.

Öncelikleri, sıralamayı iyi bilin. Gerisi hep kumdur…’

      Bu arada bir öğrenci merakla şu soruyu sorar;

      “Hocam peki, o iki fincan kahve nedir?”

      Profesör gülerek cevaplar;

      - “Bu soruyu bekliyordum. Hayatınız ne kadar dolu olursa olsu, her zaman dostlarınız ve sevdiklerinizle bir fincan kahve içecek kadar yer vardır…” (Alıntıdır)

      Arkadaşlarımdan birinin alıntı olarak internete aktardığı bu mini öykü yaşamımızda ders almamız gerekn en güzel öykülerden. Yaşamımızda bazı şeyler vardır ki, geleceğimizin dizaynında bizlere her zaman rehber olmuştur.

      Okuduğumda oldukça fazla ilgimi çekti ve bugün buraya aktarmak istedim.

      Bu kısa öyküyü okumak bana çok iyi gelmişti, bilmem size nasıl geldi?