YENİ BAĞLAR KURMAMIZA DAİR

Bugün KFC deyince başka bir şey, bir yiyecek zinciri anlaşılıyor.

Bugün KFC deyince başka bir şey, bir yiyecek zinciri anlaşılıyor. Pek çok dernek ve kuruluşlarda çalışan ayrıca dergiler, yayınlar çıkaran bir Kemal Fedai Coşkuner vardı. Eskiden memleketimizde böyle aktif, aksiyoner kimseler vardı. Birçok bağlar kurarak Hakk'ı, Hakikat'i savunurlardı. Çoğunun biyografisi ve şahsiyeti yeterince incelenmemiştir. Siyah poşetinde ikram etmek için zeytin, domates, peynir, taşıyan; sofrasına herkesi buyur eden Hilmi Oflaz gibi yüksek bir şahsiyet çıkarmıştık. Mahmutpaşa’da işportacılık yapardı, Büyük Doğu dergilerini tezgâhına koyup tanıtırdı. Necip Fazıl hapisteyken bir buçuk yıl hapishanenin karşısında beklemiştir. Oflaz'ın bir sözüdür, insanın en üstün vasfı vefasıdır. 

Yeni bin yılda yeni vasıtalar, yeni bağlar geliştirmemiz gerekiyor. Helenizm iki bin küsur yıl önce batı ile doğu kültürünün sentezi olarak çıktı. Alman tarihçi Johann Gustav Droysen Yunan kültürünün Akdeniz bölgesi ve doğu kültürleri ile kaynaşması sonunda ortaya çıkan Helenizm'i tarif etmişti. Kemal Fedai'nin "insan hakkı diye masal yazanlar" sözü bugün geçerliyse, ki geçerli olduğunu görüyoruz, bizim ülke sınırlarını aşan geniş bir coğrafyada insan ve bir dizi değerler temelli yeni bir terkip geliştirmemiz gerekiyor. Bunu yapabilmek için milli yapımızın çok kuvvetli olması gerekir. Bugün elbet bir takım doktorlar, mühendisler yurtdışına yerleşecek, oralarda çalışacaklardır. Ancak milletimize, tarihimize ve kültürümüze vefa yitirilmemelidir. 

İşte bunu yapabilmek için milli yapımızın çok kuvvetli olması gerekir. Milli yapımızı tehdit eden bir fanatiklik alıp başını yürümüştür. Bu tehlikeli bir şeydir. Futboldaki fanatizm bunun en bariz örneğidir. İçimizde millet sevgisi kaybolunca, milli şuur olmayınca meydan böyle işlere kalmıştır. Hususen bu milletin bütünüyle bir takım olduğu ve yeni başarılara ihtiyacı olduğu hatırlanmalıdır. Bizi birleştirecek olan şeyler üzerinde titizlikle durulmalıdır.

Önce şunu görebilmeliyiz. Birçok alanda milli şuur eksikliği had safhadadır. Kültür şuuru, tarih şuuru, iktisadi şuur bu milli şuurun unsurlarındandır. Cemiyetimize bunları hatırlatacak, "yeni bağlar kuracak" bir beyin takım, ehliyetli bir kadro oluşturulmalıdır.

Memleketimizde iktisadi şuur gün geçtikçe zayıflamaktadır. Ülkeyi gerçekte yönlendiren ve kontrol eden büyük şirketler, hayati sektörlerle ilgili detaylı bir harita, tehdit analizleri çıkarılmalıdır. Geçmişte birçok defa olduğu gibi dünya büyük dönüşümlere gebedir. Yeni trendlerin ortaya çıktığı uluslararası sistemde bize avantaj sağlayabilecek, milli mahiyette alternatif ekonomik yaklaşımlar çalışılmalıdır. 

Yerlilik ve millilik anlayışları bir dönem konuşulup şimdi geri plana düşmüştür. Bu anlayışlar her alanda geliştirilmelidir. İdareciler, yazarlar, sporcu ve sanatçılar arasında yeni bağlar kurulmalıdır. Bu kimseler yerli markaların ürünlerini kullanarak cemiyeti teşvik etmelidir. Bu yıl kullanmaya başladığımız Türk eşofman markası Sportstation’ın (aslında Spor İstasyonu olacaktır) yetkilileri “bizim üretimimiz dünyaca ünlü markalarla aynı kalitededir. O markalara da üretimi biz yapıyoruz ancak logosu farklı olduğu için iki katı fiyata satılmaktadır” demektedir. Yerli eşofmanlar sporla yükselecek bir millete, spor ahlakına ve kültüre ehemmiyet veren gençlerimizin şuur üniforması olmalıdır. 

Çocuklarımıza geleceğin yapıtaşları olarak nasıl daha fazla önem vereceğimiz, onları geleceğe daha iyi nasıl hazırlayacağımız temel meselemizdir. Şeytani bir kuşatmayla karşı karşıya olan yavrularımıza yeni imkanlar sunacağımız besleyici bir çerçeveye ihtiyaç vardır. 

Çocuklarımıza yabancı hikâye kahramanları kadar Ömer Seyfettin’in “Muhsin Çelebi”si gibi hikaye kahramanlarımız daha fazla anlatılmalıdır. Elzie Crisler Segar Temel Reis karakterini ilk kez 1929’da çizmiştir. Georges Prosper Remi (Hergé) Tenten’i ilk kez 1929 yılında çizmiştir. Bizde de Cemal Nadir, Amcabey’i ilk kez aynı yılda, yani 1929’da çizmiştir ama doğru şekilde ele alınmayınca büyük ölçüde unutulup gitmiştir. Geçmişimizde böyle nice değerler vardır. Yerli çizgi filmlerin çoğu hem senaryo, hem çizimleri niteliği açısından üst seviyede üretimler değildir. Bugün Selma Emiroğlu’nun 1940’larda çizdiği sarı köpek “Fındık” ve arkadaşlarının çizgi filmini üretebilmeliyiz. Her alanda bu tür kimlik unsurları vardır. Yine dönüp dolaşıp şehir üzerine düşünebiliriz. Misalen metro girişlerimizin iyi bir alameti farikası, Paris'in Metropolitan metro durağı gibi çarpıcı bir kimliği olmalıdır.

Bugün en güçlü görünen küresel eğilimlerin bir süre sonra modası geçecektir. Biz nerede durduğumuzu, neyi hedeflediğimizi iyi tespit etmeliyiz. Bu milletin geçmişteki fedakarlıkları sayesinde bugünkü imkânlara sahibiz. Büyüklerimiz Osmanlı-Rus, Balkan, Birinci Dünya, Kurtuluş Savaşları devirlerini, yokluk ve perişanlığı görmüştür. Halbuki onlar milli meseleler söz konusu olduğunda son derece şuurlu insanlardı. Bizde onlardaki gibi bir şuur bulunmuyor. Bunu öncelikle idarecilerin, akademisyenlerin ve öğretmenlerin hatırlaması gereklidir. Tekrardan söylemek gerekirse bize bunları hatırlatacak üst seviyede bir beyin takım, ehliyetli bir kadro lazımdır.