YENİ KUŞAĞIN YİTİRDİĞİ ZAMANLAR

Gençlerin, aile şirketine sahip olmanın bilincinde ve sorumluluğunda olmamaları, onları hayata karşı güçsüz kılıyor.

            Zengin bir aile, güzel bir ev, araba, en iyi eğitim ve sık tatil olanakları, pahalı giysiler, bütçeyi düşünmeden yapılan harcamalar… Ailenin değerlerinden uzaklaşma, çalışma isteksizliği, bir türlü mutlu olamama, iletişim sorunları, kendini bilememe, elindekilerin hep var olacağına inanma… Emek vermeden sahip olmanın, aile şirketlerinin yeni kuşak üyelerinde yol açtığı davranışlarından bazı örnekler bunlar. Tabii ki istisnalar vardır.

Gençlerin, aile şirketine sahip olmanın bilincinde ve sorumluluğunda olmamaları, onları hayata karşı güçsüz kılıyor. Böylece gençlik yılları yitirilmiş zamana dönüşüyor. Oysaki varlık âleminin en önemli canlısı olmanın erdemini yakalayarak, insani derinlik yolculuğunda mesafe almak ve dünyadaki sorumluluklarımızın farkına varmak mümkündür.  

Yoğrulduğumuz toprağın hamurunu bilerek geleceğimizden alıp geçmişimize kattığımız ve bize bağışlanmış olan her anı, zenginleştirmenin derdi ile dertlenmeliyiz. Eğer böyle bir derdimiz yok ise anlar, saatler, günler, yıllar gelir geçer ve onlardan habersiz kalırız.

Her şey bir yere doğru akıp giderken biz de sürükleniriz bir yerlere. Gün gelir bir bakarız ki yaşıtlarımız büyük işlerde önemli sorumluluklar almışlar, üretici olmuşlar ve topluma bir şeyler katmışlar. Mutlu bir aile tablosu veriyorlar. Toplumda güzel bir isimleri ve yerleri var. İnsanlara ürettikleri katma değerden dolayı tatmin olmuş, iç barışları olan huzurlu insanlar görürüz çevremizde.

AİLE ŞİRKETLERİNİN GENÇLERİ

İşte böyle bir ortamda biz içgüdülerimizin peşinde koşmaya devam ediyorsak, henüz bir aile olamamışsak, altı dolu bir konum elde edememişsek, bir sistemin içinde sürekli idare edilen bir kişilik konumunda isek, başkasına sunacak bir üretimimiz yoksa en önemlisi bir fark üretememişsek şu kısa dünyada o zaman üzülürüz ama çoğunlukla geç kalmış oluruz. Kendisi ve çevresi ile kavgalı, yitirilmiş zamanları için dövünen, ilaçlara başvuran, geçimsiz, hayata karşı cephanesi olmayan bir görüntü veririz.

Aile şirketinin yarınlarının güvencesi olan genç, öncelikle kopup geldiği toprağın, kültürün, geleceğin yabancısı olmamalıdır. Eğitimi ne olursa ve nerede almış olursa olsun genç, kendini bilmeli, özünü yitirmemeli. Daha da önemlisi yerel değerlerini yitirmeden küresel değerlere hâkim olmalıdır.

Bu ne demektir? Aile şirketinin yeni kuşağı, dededen, babadan kalma köye, kasabaya, oradaki alışkanlıklara, temel değerlere, yerel zenginliklere aşina olmalı. Onları geri, kendini ileri görmemeli. Gelecekteki önemli rollere hazırlanırken geçmişini ve temel değerlerini en önemli güç olarak yanına almalıdır. Demek istiyoruz ki kendine, gerçeklerine, öz aile yapısına yabancılaşmamalı. Geçmişten aldığı güçle geleceğe yönelmeli ve geleceği yönlendirmelidir. Bunun için aile değerlerini, aile üyeleri arasındaki ilişki ve etkileşim yumağını iyi okumalıdır.

         Genç olmak, kanı kaynamak, önemli bir varlığın varisi olmak, çeşitli lükslere sahip olmak yani çok iyi bir arabaya binmek, en pahalı giysileri giymek, en güzel mekânlarda bulunmak çok güzel. Çoğu kişinin hayatı boyunca aradığı olanaklar bunlar.

         Herhangi bir çaba göstermeden sahip olduklarımız çok ciddi bir sorundur aslında. Zira çaba göstermeden kazanılanın kaybedilmesi de kolay oluyor. O halde acilen yapılması gereken zaten bize özel verilmiş olan bu değerleri en iyi biçimde korumak, tüm bunlara layık olmaktır.

ELİMİZDEKİLERİN KIYMETİ

Unutmayalım ki hayatımızın ilk dönemlerinde bize adeta altın tepside sunulan bazı olanaklar sonsuz değildir. Bunlar bir gün azalabilir yok da olabilir. Bugün yanı başınızda olan anneniz, tüm giderlerinizi karşılayan babanız, ağabeyleriniz, ablalarınız yarın olmayabilir. Hiç düşünmeden yaptığımız ve nereden ödendiğini bile bilemediğiniz harcamalarınız bir gün karşılanmayabilir.

         Elinizdeki varlıkların altını kendi çabanızla doldurmalısınız ki sürekli olsunlar. Dememiz o ki sahip olduğunuz hazineleri har vurup harman savurur gibi değil her an yitirilebilir bir değer olarak görmeli ve korumalısınız. En önemlisi tüm bu değerler ve zenginliğin hak edilmesi için çalışmalı, ezilmeli ve yorulmalısınız. Yorulmalısınız ki elinizdekiler kıymetli olsun. Aksi halde hazır bulduğunuz maddi değerler bir gün tükenir ve ortada kalabilirsiniz.

         Tüm bunları yapabilmeniz için pozitif bir bakış açısına sahip olun lütfen. Pozitif bakış açısı bardağın dolu tarafını öncelikle görebilme becerisidir. Gerçekten de bir aile şirketi mensubu olsun ya da olmasın hayata olumlu bakmak için çok nedenlerimiz var. Her şeyden önce bize bağışlanmış bir hayat var. Yakın çevremiz, akrabalarımız, sevenlerimiz, sevdiklerimiz, ailemiz var. Nefes alabiliyoruz, beden ve ruh sağlığımız yerinde. Yeryüzündeki çiçekler, böcekler, tüm canlılar hatta cansızlar hep hizmetimizde.

         Yerler, gökler, yıldızlar, gezegenler hep bizim için. Hal böyle iken neyin derdini, tasasını, çıkmazını yaşıyoruz? Nedir alıp veremediğimiz? Varlıklar âleminin hem en gelişmiş hem de en aciz canlısı olarak nedir bu kavgamız? Nereden gelip nereye gittiğimizi neden hep unutuyor ve kendimizi yönetmekten aciz kalıyoruz? Neden içgüdüsel hazlarımızı yönetemiyor ve onlara teslim oluveriyoruz?

         Tabi ki hayata pozitif bakmak, hayatın olumsuzluklarını görmemek değildir. Önemli olan öncelikle neye odaklanacağımızdır. Hayatın ürettiği negatifleri görmek gereklidir ama bundan önce pozitifleri görebilmek önemlidir.

         Hayata pozitif bakmak; olumlulardan hareket etmek, yapıcı olmak, hoşgörülü olmak, hayatınızda başkasına da yer vermek, benlik takıntılarından kurtulmak demektir. Böylece elimizdeki maddi değerler yanında mana değerlerine de sahip oluruz.

         Aile şirketinin üyesi olarak elinizde olmayanlara bakıp üzülmek yerine elinizdeki olanaklara bakıp yetinmeliyiz. Bunun için aile üyelerinize ve çevremize yapıcı, uyumlaştırıcı, uzlaştırıcı, hoşgörülü bir davranış alışkanlığını acilen hayatınızın odağına yerleştirerek işe başlayabiliriz.