BUNA YAŞAMAK DENİRSE!

Fehmi KETENCİ 12 Eki 2020

Haftalardır aynı filmi izliyorum ama izlemekten de vazgeçemiyorum.

      Akşamları artık uyku tutmaz oldu. Gece saat 24 civarlarında yatıyorum, yattıktan sonra yaklaşık bir-iki saat içinde zar zor uykuya dalabiliyorum. Uykuya dalmadan önceki o bir-iki saat içinde yaşadıklarım bir film şeridi olarak gözlerimin önünden geçiyor. Hayretle izliyorum ama uzun süredir bu film şeridindeki sahnelerde birkaç görüntünün dışında değişen hiçbir şey yok. Haftalardır aynı filmi izliyorum ama izlemekten de vazgeçemiyorum.

      Artık o filmi ezberledim gibi. Sabah kalktığımda aklıma takıldı. Ve bu günkü yazımda yine bu konuyu yazayım dedim. Bilgisayarımın başına geçtim. Yazmaya çalıştım ama pek bir şeyler yazamadım..

      Bir an aklıma geldi, bu konuda bir yazı yazmıştım. Şimdi yazmak istediklerim o günkü yazacaklarımdan pek de farklı değilmiş. O günkü yazıyı bir kizılderili reisinin öyküsüyle bağlantılı olarak yazmıştım ama bu günkü yazacağıma da uygundu. O günkü yazımdan aşağıdaki bir bölümü aldım ve buraya aktardım.. 

      “Dün akşam yastığa başımı koyduktan sonra uzunca bir süre uyku tutmadı. Uyku tutmadı değil, uyuyamadım. Kafamda o kadar çok şey canlandı ki, yaşadıklarımdan yansıyan bu olaylar gerçek yaşamdan bir araya getirilip derlenmiş, sonu gelmeyen bir filme dönüşmüştü ve onu izledim. Aklıma neler neler geldi. Neler yaşamışım ve bu yaşadıklarımdan ne kadar etkilenmişim. Gerçek yaşam hikayesini anlatan bu sonu gelmez filmi izlerken, yaşananları nasıl yorumlamışım, ne anlamlar çıkarmışım, ne dersler almışım hemen hemen her şey kafamda canlandırmışım.

      Artık uyuyamayacağımı hissettiğim için yataktan kalktım. Saate baktığımda iyice irkildim. Yaklaşık iki saate yakın bir süredir yatakta dönmüşüm, dönmüşüm.

      Duymuştum; “gece uyku kaçınca bir bardak su içmek insanı dinginleştirir ve daha rahat uyumanızı sağlar” söylemi aklıma geldi. Yataktan kalktım, tam iki bardak su içtim. Tekrar yatağa döndüm ve beni uykusuzluğa mahkum eden gerçek yaşam öykümden bir bölümü tekrar anımsadım.

      Yaşadıklarımdan birçoğuna çözüm bulabilmişim, ama bir konuda asla tatmin olabildiğim bir sonuca varamamışım. Hak, Hukuk ve adalet, hakkaniyetli bir yaşam, yaşam eksenimizi olabildiğince bozan olaylar ve yaşadıklarımızda ne kadar modernleşsek, yaşam koşullarını düzenleyen ne kadar yönetsel yasalar kurgulasak, uygulasak da artan nufüs yoğunluğunu tam olarak kontrol edememişiz. İnsan haklarını en çok gözeten Müslüman olmak, var olan gelenekler gibi bir özgün kazanımlarımız olsa da, hak, hukuk adalet konusunda olması gerekeni yakalayamamışız.

      Bu durumda iseniz, hele bu günlerin var olan ortamında, gece yastığa başınızı koyduktan sonra uykusuzluğa mahkum olmanız doğaldır. Hele yaşadığımız hak, hukuk ve adalet konusunda iyice dayanılmaz hale gelen yaşam gerçeğiniz varsa.    

      İşte bu, gece uykularıma ipotek koyan ve beni istediği gibi yönlendiren pandemi dönemimizin vazgeçilmez filmi ve mahkum olduğumuz yaşam biçimi bu.

      Ne kadar sürecek hiç belli değil.

      Bu yaşadığımıza yaşamak denirse!

BİR TUTAM TEBESSÜM

TEMEL'İN COVID-19 TESTİ...

    Temel'in covid-19 testi pozitif çıkmış.

    Telaşla, hastaneye koşmuş. İçeri girince, iki kapı çıkmış karşısına: Birinde “Pozitifler”, diğerinde “Negatifler” yazıyormuş.

    “Tabii ki "Pozitifler” kapısından içeri girmiş. Önünde yine iki kapı belirmiş: Birinde “Ayakta” diğerinde “Yatakta!” yazıyor.

    Yatakta olmadığına göre "Ayakta!” yazan kapıdan dalmış!

    O ne?  Önüne iki kapı daha çıkmış: “Belirti Gösterenler!” ve “Belirti Göstermeyenler!”

    Düşünmüş tat ve koku almada sıkıntı yok.

    “Belirti Göstermeyenler” yazılı kapıya yönelmiş.

    Yönelmiş ama o kapıdan çıkınca kendini anında sokakta bulmuş. 

    Eve gelince sormuşlar:

    - “Temel, hastanete gittin, sana iyi baktılar mı?”

    Temel hala şaşkındır ama yine de cevap vermiş;

    - “bakacak kimse yoktu. Hiç bakmadilar ama, hastanede organizasyon bir harika…