YILLAR SONRA TEKRAR: SEVDİK SEVDALANDIK

Micheal KUYUCU 16 Haz 2019

Ben bu adamın sesini, yorumunu, duruşunu tarzını çok seviyorum.

İlk 2009 sonlarında “Olur Ya” adlı albümü ile tanıştım, çok kaliteli bir albümdü. Sonra aralıklarla üretmeye devam etti. Son zamanlarda biraz daha fazla üretiyor. Onu dinlemek büyük bir zevk veriyor bana. Son olarak “Talu Project” gibi önemli bir projesin solisti oldu. Bir yandan da “Kalbimin Ankara’sı” adlı teklisini yayınladı. Talu Projenin ilk yayınlanan şarkısı ise “Sevdik Sevdalandık” oldu.

“Sevdiği kişiye kalbimin başkenti diyoruz”

“Kalbimin Ankara’sı” ismi Ankaralıları çok fazla mutlu ediyor ama kimisi de alınıyor. ‘Ankara soğuk bir yer Ankara falan hani bize soğuk mu diyorsun?’ diye soruyorlar. Asla alakası yok, Tuğrul Cerrahoğlu şarkıyı yazan kişi, sözü müziği ona ait. O kadar romantik bir şey demiş ki aslında kalbimin başkentisin, kalbimin merkezinde sen varsın demek istemiş.  Sevdiği kişiye böyle seslendiği için “Kalbimin Ankara”sı demiş.

Sevdik Sevdalandık Talu Projesinin ilk single’ı oldu

“Sevdik Sevdalandık” cover’ının doğuşu Talu şarkıları projesinin doğuşuyla başladı. Biz önce tersten başladık diyebiliriz, sahneden başladık sahneden sonra single çıkardık. Sahnede biraz yol aldıktan sonra Zeynep annesinin ve kendi yazdığı hitleri bir arada toparlayıp hem sahneye hem de albüme taşımak istedi. Tabi ki projenin sahibi o. Ben burada konuk solist olarak yer alıyorum. Çok mutlu olduğumuz bir proje. “Sevdik Sevdalandık” hareketli bir şarkı. 90’ların en sevilen, en pozitif, şarkılarından biri. Bu günümüzde olmayan bir şey.

“Projedeki şarkıyı Zeynep Talu seçti”

İlk single şarkısını Zeynep seçti. Çok mutlu başlayayım, pozitif başlayalım, hareketli başlayalım öyle gitsin diye düşündü. Menajerliğimizi Sinan Nergis yapıyordu Pasion Turca’dan. O bize çok hareketli çok iyi bir aranjman yapabilecek birisini buldu. Parçanın düzenlemesini Kaan Gökman yaptı, çok da güzel yaptı, günümüze uygun bir sound’la yaptı. Güzel bir düetle şarkıyı Talu Projenin ilk şarkısı olarak insanlara ulaştırmaya çalıştık. Klibi de Murat Küçük çekti.

“Talu Project’te sahnede yirmi şarkı seslendiriyoruz”

Talu Project için Zeynep Talu ile sürekli bağlantı halindeyiz. Sahnede tabi birbirimizi de çok iyi tanıdığımız için paslaşmamız daha rahat oluyor. Yani 60’lardan, 70’lerden 90’lara kadar Zeynep Talu 90’ları çok domine etmiş biri. Zeynep Talu bir yazar, bir şarkı söz yazarı. Şarkıları beraber seslendiriyoruz. Mesela sahnede “Deli Divane”yi ben söylüyorum, “dipsiz bir kuyu gibi karardı dünyam” bunu ben söylüyorum. Bunun gibi çok fazla parça var, aslında önce 40 tane parça belirledik fakat sahnede şarkıların hem hikayelerini anlatmak hem şarkıları söylemek zaman alıyor.  Sabaha kadar bitmez. Bu nedenden dolayı sahnede seslendirdiğimiz şarkı sayısını yirmiye indirgedik. Bazen o bile uzun oluyor ama biz çok mutluyuz.

“Günümüz müziğinde derinlik kayboldu”

Günümüz popüler müziğinde bir olumsuzluk var maalesef.  Sahnedeyken yeni çıkan parçaları değil daha eski şarkıları seslendiriyoruz. Daha klasikleşmiş şarkılara farklı yorum vermeye çalışıyoruz. Son çıkan parçalara baktığınız zaman - bunu ben sadece dinleyici olarak söylüyorum müzik otoritesi değilim tabi ki  - dinleyici olarak çok aklımda bir şey kalmıyor, bana çok derin gelmiyor, çok da özel melodiler bulamıyorum. Bu benim hatam da olabilir fakat bana çok sıcak, çok mutluluk verici, çok özel sözler gelmiyor yani derin sözler gelmiyor artık. Sezen Aksu’da bulduklarımı veya Fikret Şenes’te veya Çiğdem Talu’da bulduklarımı bugün bulamıyorum, elbette ki dönem de insanlar da farklı. Müzikte günümüzde derinlik kayboldu.

“İzleyicinin algısını küçümseyecek şarkılar yapılıyor”

Bunun çok nedeni var ama bence en önemli nedeni dijitalleşme ve her şeye daha çabuk ulaşma. Bu, her şeyin tüketimine neden oldu, her şeye çabuk ulaşmayı daha da hızlandırdı. Yani bir tane parçayı dinliyorsunuz bir buçuk iki ay sonra tekrar ikincisini yapmak zorundasınız. Albüm yapamıyorsunuz maliyetler çok yüksek, albüm yaptığınız zaman da bütün parçalar dinlenmiyor klibi olan şarkılar dinleyiciye ulaşıyor. İnternet çok büyük önem kazandı harika bir şey ancak interneti takip eden yaş kitlesi ve eğitim seviyesi nedir?  Bence buna da bakmak gerekiyor. İnternet nedeniyle İzleyiciye yönelik, daha doğrusu izleyicinin algılamasını küçümseyecek şarkılar yapılıyor.

“Yaza yeni şarkı hazırlıyorum”

Yaza yeni bir şarkı hazırlıyorum. Tuğrul Cerrahoğlu’nun şarkısı. Düzenlemesi de tekrar Batu Çaldıran’a ait olacak ama bu sefer hareketli bayağı ritmik bir şarkı sunacağım. Bir yandan da “Talu Project”in albüm projesi üzerinde çalışıyoruz, biraz daha yavaş gidiyoruz, çünkü şarkı seçmek, şarkıları belirlemek zor bir süreç. Projede çok yorumcu olacak, tabii ki onların da takvimleri var dolayısıyla biraz uzun sürecek albümün tamamlanması.

MidSommar Küçükçiftlik Park’ta

Kuzey Avrupa'nın en köklü kültürel geleneklerinden olan ve yazın gelişini sembolize eden Midsommar Yaz Dönümü festival konsepti, Türkiye’de ilk kez About Nights sunumu ve Profun Creative Events organizasyonu ile 22 Haziran Cumartesi günü İstanbul'un merkezindeki kaçış noktası Küçükçiftlik Park'ta başlıyor.

Doğanın en cömert, güneşin en parlak olduğu günde gerçekleşecek olan Midsommar Festival'de; geniş müzik yelpazesinden oluşan sanatçı programı ve Kuzey Avrupa esintilerinin hissedileceği aktivite ve atölyeler katılımcıları karşılayacak.

Kadebostany, Roosevelt, Jan Blomqvist & Band, Darius, Jakuzi ve Club Bangkok gibi başarılı isimler festival sahnesinde sergileyecekleri performanslar ile katılımcılara unutamayacakları bir deneyim yaşatmayı hedefliyor.

Medyada Şampiyon BJK

Medya Takip Merkezi (MTM), Türkiye Spor Yazarları Derneği için hazırladığı Mayıs ayı raporunu açıkladı. Rapora göre Mayıs ayında futbol kulüpleri içinde en çok Beşiktaş konuşulurken, en çok konuşulan teknik direktör Fatih Terim oldu. Burak Yılmaz ise Mayıs ayında da en fazla haber olan futbolcu oldu.

Şampiyon Galatasaray toplamda 76.660 kez haber olurken, ikinci en çok haber olan takım Fenerbahçe 68.326 kez haber oldu. Mayıs ayında medyada en çok konuşulan takım ise Beşiktaş oldu. Beşiktaş 94.210 kez haber olarak mayıs ayını medya şampiyonu olarak kapattı.

Teknik direktörler içinde Mayıs ayında en çok haber olan teknik adam Fatih Terim oldu. Terim 35.232 kez haber olurken, onu ikinci sırada 21.539 kez haber olan Şenol Güneş izledi. Üçüncü en çok haber olan teknik direktör ise 13.840 haberle Ersun Yenal oldu.

Sagopa’yı ikna etti şarkıyı kaptı

Bestelerini hiçbir sanatçıya vermeyen rap müziğin önde gelen isimlerinden Sagopa Kajmer, bu kuralı Canan Çal için bozdu. Sagopa’yı ikna edip ‘Galiba’ şarkısını alan Canan Çal, hazırladığı single’la tarzını da değiştirdi. Çal’ın yorumuyla hayat verdiği ‘Galiba’, Seyhan Müzik etiketiyle çıktı.

Ahmet Kaya’nın şarkıları araştırma kitabı oldu

Yazar İlkay Kara, “Açık Yaranın Sesi - Bir Politik Anlatı Olarak Ahmet Kaya Şarkıları” adlı kitabında Ahmet Kaya şarkılarının analizini yaptı. Yazar, Ahmet Kaya’nın şarkıları, solun kendisine bir tarih atfetmesinin şarkıları olduğunu söylerken, “onun sesi, bizim de içinde olduğumuz bir duygu durumu yaratıyordu. 12 Eylül sonrasıydı ama onun sesini dinlerken, kendi yazgımızın içinde gibiydik” derken Ahmet Kaya’nın şarkıları ile ilgili “Ahmet Kaya darbe öncesinde kalan toplumsal mücadele deneyimini darbe sonrasında yeniden düzenleyen söylemsel hatta taşımakla benjaminci tarih içinde yer almaktadır” yorumunu yapıyor.

Digital müzik pazarında Spotify arayı açıyor

Dünyanın en çok abonesine sahip dijital müzik platformu Spotify 2018 yılı verilerine göre en yakın rakibin Apple Music’in yaklaşık iki katı kadar aboneye sahip. Dünyanın en büyük dijital müzik dinleme platformu olan Spotfy’ın bu başarısı Apple’ın iTunes Music platformunu kapatma ve tüm enerjisini Apple Music’e kaydırmasına neden oldu. iTunes music yakın zaman içinde aşamalı aşamalı küçülecek birkaç yıl içinde ise tamamen kapanacak. Spotify’ın dünyadaki dijital müzik pazar payı yüzde 36 iken Apple Music’in pazar payı yüzde 19.  Dünyada en çok aboneye sahip üçüncü dijital müzik platformu ise Amazon. Amazon’un sahip olduğu Amazon Music pazarın yüzde 12’sine sahip.

Dünya tarihinin en barışçıl dönemini yaşıyor

İstanbul Kültür Üniversitesi (İKÜ) Küresel Siyasal Eğilimler Birimi (GPoT), Tarih Vakfı ve Uluslararası İlişkiler Konseyi ortaklığında "Uluslararası İlişkiler Öğretisi Çalıştayı" düzenlendi. Çalıştaya katılan Kadir Has Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Aydın, şu an savaşların yoğunluğu ve sayısında bir azalma olduğuna vurgu yaparken, soğuk savaş sonrasında dünyada yaşanan gelişmelerin hızlandığını söyledi. Aydın “Özellikle soğuk savaşın sona ermesini o dönemde egemen teoriler öngöremedi. Bu beklenmeyen bir gelişmeydi. Ondan sonra dünyanın değişim hızı o kadar arttı ki uluslararası ilişkiler camiasında bunu anlamlandıracak genel bir teori çıkmadı.” dedi.

Şöyle bir oturup düşündüğümüzde gerçekten de dünyada en hızlı değişim ABD ile SSCB arasında yaşanan iki kutuplu dünyanın sona ermesi ve dünyanın küreselleşme masalı altında Amerika’nın hegemonyasının altına girmesi ile yaşanmaya başladı. Bunda tabii ki dijitalleşmenin rolü büyük. Olası bir üçüncü dünya savaşında haberleşme amacıyla ilk ortaya çıkan internet bugün sanal savaşların yaşanmasına neden oldu. Şimdi artık savaşların sayısı fiziki ortamdan ekonomik ve sanal ortama taşındı.

Savaşların çoğu Türkiye etrafında

Prof. Dr. Mustafa Aydın, “Savaşların yoğunluğu ve sayısında bir azalma var. 1945'ten bugüne baktığımızda 1815-1845 arasındaki savaş ve katılımcı devlet sayısında bir azalma var. Tarihte hiç olmadığı kadar, tırnak içinde söylüyorum, barışçıl bir dönemden geçiyoruz, çok az sayıda savaş var. Türkiye açısından baktığımızda bu savaşların çoğunluğunun etrafımızda olduğunu görüyoruz. Bu bizim algımızı değiştiriyor ve dünyada çatışma, gerginlik ve istikrarsızlık arttı diye görüyoruz ama rakamlar durumun böyle olmadığını gösteriyor.” diyerek fiziki savaşların azaldığına dikkat çekti.

Beşiktaş TV kapanıyor

Geçtiğimiz hafta Beşiktaş Yönetim Kurulu Beşiktaş TV’nin kapatılmasına karar verdi.  Kulüp yönetimi yaptığı açıklamada kanalın kulübe mali zarar verdiğini ve bundan dolayı kanalı kapatma kararı aldığını belitti. Kanalda çalışan kırk kişinin iş sözleşmelerinin feshedilecek ve kanal artık sadece YouTube üzerinden varlığını sürdürecek. Beşiktaş Kulübü başkanı Fikret Orman daha önce yaptığı bir açıklamada BJK TV ile ilgili “ben dahil hiç kimse izlemiyor” diyerek kanal ile ilgili görüşünü açıklamıştı.

Ben bu futbol kulüplerinin televizyon alanındaki başarısızlığına bir anlam veremiyorum. Bunlar içinde yine en istikrarlı olan Fenerbahçe Kulübü. İlk televizyonu onlar açtı, TV hala aktif, radyoları da var. Evet belki çok fazla izlenmiyor ve dinlenmiyor mecraları ama bir şekilde bu kulüp kanallarını tutuyor. Galatasaray ve Beşiktaş kulüpleri bu medya işini beceremedi maalesef. Medya kolay iş değil tabii ki, hele televizyon ciddi bir para canavarı. Her attığın adımda para gidiyor, karlılık oranı da düşük, hatta yok denecek kadar az. Türkiye’de reklam pastasını beş - altı büyük ulusal kanal alıyor, diğerlerine ise çerezler kalıyor. Ama yine de bir futbol takımına ağır gelmemeli bir televizyon kanalı. Koskoca Beşiktaş takımısın kırk kişinin çalıştığı televizyon kanalın mı ağır geldi? diye sorarlar.

Fenerbahçe Üniversitesi Koç’un markasına zarar veriyor

Geçtiğimiz yıl açılmak üzereyken son ada Aziz Yıldırım’ın başkanlığı Ali Koç’a kaptırması ile birlikte gündeme gelen Fenerbahçe Üniversitesi, kulübün büyüklüğünü gösteremiyor. Önce bu üniversitenin kapanacağı açıklandı, sonra YÖK’ten bir yıl öğrenci almama talebinde bulunuldu. Üniversite bir seneyi boş geçirdi. Bu bir sene içinde Ali Koç, öğretim üyelerinin tüm haklarını korudu, akademisyenlere maaşları verildi. Derse girmedikleri halde maaşlarını aldı akademisyenler. Derken yine dedikodular çıktı ve üniversitenin satılacağı iddia edildi. Güya üniversite Medicana Gruba satılacakmış.

La Fontaine’den bahanelerle adam kovma

Piyasa bu dedikoduları konuşurken, üniversite rektörlüğü yine bir sürprize imza attı ve üniversitenin YÖK’ün bazı bölümleri açmadığını iddia ederek bir yıldır çalıştırdığı bazı akademisyenlerin işine son verdi. Oysa YÖK bu bölümleri açmıştı. İşin ilginç tarafı bir eğitim kurumuna ve Fenerbahçe Spor Kulübüne yakışmayacak bir yöntem kullanarak rektörlük hocalarının işine son verdi. Üniversite rektörlüğü akademisyenlere hizmet akdinin sona erdirme bildirimini yaparken La Fontaine’den masallar anlattı. Kimi akademisyenlere YÖK bize az sayıda öğrenci alma hakkı verdi ondan sizi kovuyoruz dedi, kimi akademisyene YÖK’ün bölüme öğrenci alma izni vermediği için sizi kovuyoruz dedi. Bu tarz hukuki anlamda kılıfına uydurulan bahanelerle akademisyenlerini kovdu rektörlük. Bu eğitim camiasında olduğu kadar Fenerbahçe camiasında ve medyada da çok konuşuldu. Bazı akademisyenlere yıllık izinleri kullanması istendi. Bu işe son verme bildirimi akademisyenlerin tatilde olduğu sırada kendilerine bildirildi.

Bu olaylar hoş değil. Akademisyenler gençlerimizi emanet ettiğimiz insanlardır. Çocuklar için ana okulu öğretmeni ne ise gençler içinde üniversiteler ve akademisyenler odur. Maalesef Fenerbahçe Üniversitesi rektörlüğü bu işi beceremedi. Ali Rıza Büyükuslu bu kriz yönetiminde maalesef başarılı olamadı. Olan burada kulüp ve başkanı Ali Koç’un imajına oldu. Böylesine amatör yönetilen bir üniversiteye aileler de çocuklarını yollamaz. Fenerbahçe diğer kulüplerden daha sağlam işlere imza atıyor. Ama bu eğitim konusunu tutturamadı, sınıfta kaldı.

FB ve Koç markası zarar gördü

Ali Koç, Fenerbahçe Üniversitesine hiç sıcak bakmamıştı, bu üniversite ona Aziz Yıldırım’dan istemediği bir miras olarak gelmişti. Oysa bence bu alanda çok ciddi fırsatlar var. Eğitim işi kar marjı en yüksek sektörlerden biri. Ali Koç birazda üniversitenin mevcut yönetiminin beceriksizliğinden dolayı da üniversiteden soğudu. Bence Koç, üniversitenin ekibini değiştirerek yeni bir sayfa açmalı. YKS’ye 2 buçuk milyon üniversite adayı girecek. Bu ne demek? İki buçuk milyon müşteri adayın var demek.

Fenerbahçe Üniversitesinde daha personel kovmayı bilmeyen bir rektörlük makamı var üniversitede. Durup dururken hocaları neden kovarsın? Hadi tamam kovmak istiyorsun, peki bunu neden bunu insancıl bir formatta yapmıyorsun? Bir işletmeden işçi kovmak hassas bir konudur. Empati ister, iletişim ister. Rektör Ali Rıza’nın akademisyenlerle tek tek görüşüp onları neden kovduğunu anlatarak ve onlarla helalleşerek yapsaydı bu işi ne olurdu? Bu Fenerbahçe markasını da Koç markasını da yüceltirdi. Bu tarz olaylar Türkiye’nin yüksek eğitim vizyonuna yakışmıyor. YÖK’ün de özellikle vakıf üniversitelerin öğretim üyelerine ağır işçi muamelesi yapmasına göz yummaması gerekiyor. Akademisyenlerin maddi ve manevi koşullarına bir standart getirmeli, en azından bir taban standardı getirmeli. Akademisyenlik mesleği bir ülkenin ilmini yücelten en önemli meslektir. Akademisyene sen ağır işçi muamelesi yapamazsın bu Türkiye’nin 2023 vizyonuna yakışmaz.