şok eylül mobil


YOLCULUĞUN HAZZI

Mübarek Kâbe'yi ilk gördüğümdeki müthiş heyecanı hatırladıkça aynı ruhsal tatmini yeniden yaşıyorum.

Çanakkale’den Bozcaada’ya doğru yol alırken bedenin geçici hazları ile ruhun kalıcı hazları arasında sıkışan ve hedonizmin kıskacına giren günümüz insanına takıldım yeniden. Yeni bir beldeyle, olayla, yapıyla, deneyimle, insanla ilk kez karşılaşmanın sağladığı ruhsal tatmin alanlarımızı adeta kuşatan ve daraltan maddi tatmin alanlarını düşündüm. Yıllar önce umreye ilk gidişim düştü aklıma.

Mübarek Kâbe’yi ilk gördüğümdeki müthiş heyecanı hatırladıkça aynı ruhsal tatmini yeniden yaşıyorum. Rehber hocanın öncülüğündeki bir grup insan, Allah’ın evine doğru yürürken zihnindeki Kâbe ile karşılaşmanın heyecanı içindeydi. Nihayet belirli bir yakınlığa gelince durduk. Artık Ev’in bahçesindeydik.

O’nun evine çıplak gözle bakacak olmanın ve O’na misafir olmanın heyecanıyla nefesler tutulmuştu. Yavaşça kafamızı kaldırdık ve insanlığın kıblesiyle tanış olduk. Kocaman siyah bir binanın etrafında dolaşan insan seline karıştık. Geniş bir meydanda, yüksekliği dokuz, eni sekiz metre olan kutsal mabedin etrafında, bütün rütbelerinden arınarak sıradan olmayı kabullenen, beyaz giysiler içinde insanlar. Daha fazla insan olma rütbesinin peşindeki insanlar.

İLKLERİN HAZZI

En özlediğine kavuşmanın heyecanı ile ağlayanlar, uzun süre gözlerini mabetten ayıramayanlar, ayakta zorlukla durup yanındakine tutunanlar, “Orayı görmeden öleceğim” korkusunu aşanlar, dudaklardan dökülen dualar, adeta yitirdiği bir uzvuna kavuşanlar, yeryüzündeki bütün varlıkların sağlayamadığı eşsiz bir manevi tatmin yaşayan ruhlar, kim bilir kaç yıldır zihinlerinde yaşadıkları savaşı sulha çevirenler, bir insan olarak sınırlarını keşfetmenin güzelliğine varanlar, zihinsel ve maddi gerçekliklerini buluşturmanın doğallığını yaşayanlar, kime misafir olduklarının ağırlığı ile ne yapacağını bilemeyenler… Varlığın yoklukla buluştuğu ve her daim kalabalık olan bu meydanda insanlar, hayatta iken mahşeri deneyimliyor, ruhsal tatminin doruklarında geziniyorlar adeta.

Her gidiş yeni bir heyecandı ama ilk karşılaşmanın heyecanı başka türlü bir hal idi. Yabancısı olduğumuz şeylerin heyecanı, endişesi ve sevinci ile kavruluyoruz. Onlara sahip olunca da hızla uzaklaşıyor hatta günün birinde yabancılaşabiliyoruz da. Çünkü insan, değişime en hızlı ayak uyduran, alışan ve aynı hızla da vazgeçebilen bir canlıdır.    

Örneğin yıllarca fakir yaşamış kişi zengin olunca kısa sürede yeni durumuna uyum sağlayabiliyor ve hiç yokluk çekmemiş gibi bir yaşam sürdürebiliyor. Veya ciddi bir hastalıktan kurtulan biri, kısa sürede hastalığını unutup onu hasta eden davranışlara geri dönebiliyor.

Davranış bilimlerinde “hedonik uyum” olarak bilinen duruma göre insan, içinde bulunduğu şartların değişmesine hızlı uyum sağlıyor. Şartlar olumlu yönde değiştiğinde uyumumuz, olumsuz yöndeki değişime göre daha hızlı olmakla birlikte seyir aynı. Bizim için yeni, farklı, değişik olanın peşine düşüyor, ona ulaşıyoruz. Onu kendimizden bir parça haline getirdikten sonra da ona alışıyoruz. Ve ilk karşılaşmamızdaki heyecan, duygusal ve zihinsel tatmin azalıyor. İlginç olan şudur ki; maddi tatmin alanı, kısa süreli olup insanı yeni ve daha üst tatminlere zorlarken mana alanındaki tatminler, daha uzun süreli gerçek mutluluğu sağlıyor.

HEDONİZM

Yunanca zevk anlamındaki (hedone) kelime kökeninden türetilen hazcılık anlamındaki hedonizm, bir felsefe öğretisi olarak Sokrates’in öğrencisi Aristippos’a kadar uzanır. Hedonizmi bedensel hazza indirgeyen öğretiye göre davranışların nihai amacı; acıdan kaçmak, faydaya ulaşmak, haz duymak ve böylece mutlu olmaktır. Buna göre insanın hayatında geçmiş ve gelecek önemli değildir. Acıdan kaçınmak ve hazzı yakalamak için anın yaşanması gereklidir.  

Oysaki hedonizm öğretisinin devamında Stoa felsefesinin kurucusu olan Epikuros’a göre insanı hayata bağlayan eylemlerinin amacı hazdır ancak hazlar sadece bedensel faydadan yani maddi tatminden ibaret değildir. İnsan için en büyük ve kalıcı olan asıl haz, tinsel haz, duygusal dinginlik, yani ruhsal haz ve manevi tatmindir. Bu ise bilgelik, ahlak, erdem, adalet gibi yüksek insani değerlerle mümkündür.  

Konuyla ilgili sayısız araştırma gösterdi ki insanın nihai hedefi olan gerçek mutluğa ulaşmak için acıdan kaçınmak ve zevklerin peşinde olmak yeterli değildir. Bedenin sürekli olarak yenilenen geçici haz isteğinin, toplumsal kültür ve ahlaki değerlerin sınırları içinde tatmine kavuşması gereklidir ama bu yeterli değildir. Asıl ve kalıcı olan süreklilik içindeki gerçek mutluluğu sağlayan ruhsal doyumdur.

Bir tarafta hayatı bedensel hazla sınırlı tutan, bütün duygu, düşünce ve davranışlarımızın hedefini bedenin geçici zevklerine ve benliğe odaklayan tutku, zevk, kazanma, makam, bilinme, diğerlerini geçme, zenginlik gibi kavramların yol gösterdiği bir yaşam biçimi. Diğer tarafta bedensel arzuları sınırlandırarak ruhsal tatmin ile dengelenmesine yönelen adalet, ahlak, hak, bilgelik, cesaret, ölçülebilirlik gibi kavramların yol gösterdiği bir yaşam biçimi. Acaba günümüz sanal ortamında hangi tarafa doğru yaklaşıyoruz dersiniz? 

Hayatımızda bedensel isteklerimizi sınırlandırabilmemiz ve bize ruhsal tatmin sağlayan deneyimlere, gezilere, ziyaretlere daha fazla yer vermemiz şarttır. Bunun için dünü kabul etmemiz, bugünü anlamamız, yaşamamız ve geleceği tahmin etmemiz önemlidir.  Allah’ın evi Kâbe mesafesinde olan insanın kalbine yapılacak yolculuğun hazzının, gerçek ruhsal doyumun anahtarı olduğu unutulmamalıdır.