YSK'YA YSK DEMEM, YSK BENİM OLMADIKÇA!

Dr. Can CEYLAN 08 May 2019

Karar açıklanmadan önce herkes "Türk adâletine güveniyorum" derken, karar açıklandıktan sonra bâzıları, bu ifâdelerinde samimi olmadıklarını ve işlerine geldiği gibi konuştuklarını gösterdiler.

6 Mayıs 2019, Pazartesi günü Türk demokrasi târihinde önemli bir gündü. Bundan sonra “YSK’nın 6 Mayıs karârı” dendiğinde hiç kimse yılını hatırlamasa da neye gönderme yapıldığı kolayca anlaşılacak.

Karar açıklanmadan önce herkes “Türk adâletine güveniyorum” derken, karar açıklandıktan sonra bâzıları, bu ifâdelerinde samimi olmadıklarını ve işlerine geldiği gibi konuştuklarını gösterdiler. Karârın Ekrem İmamoğlu’nun şahsında CHP ve Millet İttifâkı’nın aleyhinde olması, birilerini çok kızdırdı. Ramazan’ın ilk gününde, tencere ve tavaları yemek pişirmek yerine, protesto amacıyla kullananlar oldu. Bu protestolar şiddet içermediği sürece demokratik bir hak olarak görülmelidir.

Binali Yıldırım’ın şahsında AK Parti ve Cumhur İttifâkı’nın karardan memnun olduğu söylenebilir, çünkü zâten olağanüstü itiraz hakkı bu yüzden kullanıldı. Ama seçimlerin yenilenecek olması, 23 Haziran akşamı Binali Yıldırım’ın seçimi kazanacağı anlamına gelmiyor. Seçimin yenilenmesinin en büyük amacı, Ekrem İmamoğlu’nun lehinde seçim sonuçları üzerindeki şâibenin kalkmasıdır. İmamoğlu, hakkıyla kazandığıysa 23 Haziran 2019’daki seçimlerde daha yüksek bir oy oranı ile kazanacaktır. Bu AK Parti açısından da büyük bir risktir. Her şeyden önce “mağdur avantajı”nı kaybetmiş olacaktır.

Daha önceleri neredeydiniz?

Bugün YSK’yı kınayanlar, YSK’nın “Saray’ın YSK’sı” olduğunu iddia edenlere şunları sorabiliriz:

1- “Sizi buraya tıkan kuvvet”: Yassıada Mahkemeleri başkanının ağzında çıkıp demokrasi târihimizde leke olarak kalan bu cümleyi alkışlayanlar, İsmet Paşa’nın kendini yargının üstünde görüp “Sizi ben bile kurtaramam” dediğinde o zamanki adâleti ve hukuk sistemini beğeniyordu.

2- “Bir sağdan bir soldan”: Millî irâdenin en çok suistimâl edildiği ve korkutularak çıkan yüzde 92’lik oy oranıyla cumhurbaşkanı seçilen darbeci Kenan Evren’nin emrine topuk selâmı verip itaat eden mahkemeler bir sağdan bir soldan adam asarken, ses çıkarmayan hatta alkışlayanlar, bugün istedikleri karârı vermeyen yüksek mahkemeye çamur atıyorlar.

3- “367 Krizi”: “Halk böyle istedi” deyip yolsuzluğu millete temizletmek isteyenler, “eşi başörtülü” diye istemedikleri (ama şimdi medet umdukları) Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmemesi için 367 oyunu oynayan başsavcılara ve bu oyuna uyan zamânın Anayasa Mahkemesi’nin karârına sevinenler, şimdi YSK’nın karârı onların istedikleri gibi olmadığı için – en hafifinden – kınıyorlar.

Bu gibi örnekleri, henüz “târih” olmayan yakın geçmişteki olaylarla çoğaltmak mümkün. Ama birileri kendilerinin istediği sonuç çıkmadığı için, hemen hâfıza kaybı rolünü oynamaya başlıyor.

Hak ederek kazanılan bir seçimin sonuçlarından şüphe yoksa ve hukûkî bir kararlar bu seçim iptâl edilip yenilenecekse, adâlet kısa sürede tecelli eder. Bu karar, gerçek gâlibi ortaya çıkaracağı gibi, ilâhî adâletin tezâhürü için de bir vesiledir. CHP, bunu AK Parti’yi “ilk defa yenme fırsatı” olarak görebilir.

Hukuk Kültürü

“Benim lehime karar vermeyen mahkemeyi tanımam” demek, hukuk kültürünün yanlış olduğunu ve adâlet kültürünün de olmadığını göstermektedir. Bu tavır, olsa olsa futbol maçındaki seyircide kabul edilebilir. Hakemin verdiği karârı, kendi takımının lehinde ya da aleyhinde olup olmasıyla değerlendiren seyircinin tavrını ülkenin kaderini etkileyecek kararlarda mâkul görmek mümkün değildir. YSK’nın seçim sürecinde AK Parti’nin aleyhine verdiği kararları görmezden gelip, diğer illerdeki seçim sonuçlarına itiraz edilmemesini kaale almayıp “hep bana hep bana” demek, demokrasiyi, millî irâdeyi, hukuku ve adâleti yanlış ve daha kötüsü “yanlı” anlamak demektir.

Omzuna vuran el kimin?

İmamoğlu, YSK’nın karârının duyurulmasından kısa bir süre sonra yaptığı konuşmada, “sükûnet” çağrısı yaptı. Ama makam aracının önünde gazetecilerin sorduğu soruya cevap verecekken, aracın içinden uzanan bir elin omzuna dokunmasıyla hemen araca binen İmamoğlu’na, bu kadar “laubâli” ve “emir verircesine” hareket yapan kişinin kimliği merak ediliyor. Yoksa “Kazanırsa bizim oylarımızla kazanmış olacak” diyenlerin elimi mi o el?