YURTTA SULH'ÜN CANİLERİ

İnşallah atlattığımız bir kabustu yaşadıklarımız... Memleketimize, milletimize, devletimize ve bütün varlığımıza eşi ve benzerini görmediğim vahşetle saldıran bu hain ve çıldırmış haşhaşi cuntacılara ve onlara ne derecede olursa olsun destek ve sempati gösteren içerdeki ve dışardaki her türlü yaratığa da hayatım boyunca lanet okuyacağım.

İnşallah atlattığımız bir kabustu yaşadıklarımız... Memleketimize, milletimize, devletimize ve bütün varlığımıza eşi ve benzerini görmediğim vahşetle saldıran bu hain ve çıldırmış haşhaşi cuntacılara ve onlara ne derecede olursa olsun destek ve sempati gösteren içerdeki ve dışardaki her türlü yaratığa da hayatım boyunca lanet okuyacağım. İnsanın başına gelmedikçe anlayamayacağı şeylerden birisini  yaşadım. Hayatımda bir gün Türk askerinin bu kadar cani, canavar, gavur, yezid, terörist, cinnet getirmiş ve aklımı zonklatan en kötü kelimelerle tanımlayacağımı hayal edemedim, kabusunu dahi görmemiştim... Ama yaşadım, yaşadık... Hayatım boyunca askerliğim gerçek silahla atış yapmamış bir insan olarak saatlerce bir savaşı yaşadım. Önümden, sağımdan solumdan kurşunlar geçti, gözümün önünde vurulan onlarca yaralıyı taşıdık...

Üniversitedeki odamda bir makaleyi bitirip çıkmaya çalışıyordum, 22.30 gibi sosyal medyadan “tanklar yürüyormuş” vs mesajları gelmeye başladı. Tanıdık eşi dostu aramaya başladım herkeste bir kafa karışıklığı... Hemen kitaplarımı çantamı toplayıp eve geçeyim dedim. Saat 23.00 gibi Vezneciler’e geldiğimde her şey normaldi, metro çalışıyordu, taksiye bineyim dedim, fakat 5 dakika içinde birden bire arabalar kaçışmaya, duraktaki otobüsler ışıklarını söndürüp yolcu almadan hızla kaçtılar. Bari biraz yürüyüp Şehzadebaşı’ndan gideyim dedim, gözlerime inanamadım, askerler yolu kesmişler, bir yandan da bariyer kuruyorlar... Doğrusu aklıma gelen herhalde ciddi bir terör alarmı var diye düşündüm. Askere “kardeşim üniversitede hocayım evime gidiyorum, terör alarmı mı var” dedim, “biz sadece verilen emri yerine getiriyoruz, hoca moca anlamam, yaklaşırsan ateş ederim” dedi. Ben ciddi olamaz diye düşünüp bir akça adım attım, daha arkadaki “gelmeyin ulaan” diye bağırıp  ve tüfeğe mermi sürüp üzerimize doğrulttu. Donup kaldım, o arada arkamda birkaç kişi  birikmiş ve okuldan beni tanıyan güvenlik görevlisi “hocam, geçişler kapalı okula dönelim dedi. Döndüm, eşyalarımı bırakıp bir kaç telefon görüşmesi yaptıktan sonra internete baktım gerçekten darbe oluyor ülkemde. Sonra Cumhurbaşkanı'nın çağrısını duyunca odamdaki bayrağımı alıp çıktım. Aynı yere geldiğimde bazılarını  simaen tanıdığım esnaflar ve bir gurup insan bayrağını kapmış toplanıyorlar... Askerlerle konuşmaya çalışanlar var, fakat askerlerin bazıları çok sert,  bir tanesi ise elindeki bayrağa sarılmış vatandaşa abi biz de onun için buradayız,  ne olur yaklaşma, beni yakma diye yalvarıyor. Biz “asker kışlaya” diye slogan atmaya başlayınca arkadan  bir üst çavuş silahını doğrultarak gelmeye başladı. Beni tanıyan bir esnaf da “hocamız size anlatacak” diye iyi niyetle beni öne sürdü. Gelen çavuşa ben de saf saf “ben hocayım, bakın bu yaptığınız doğru değil, Cumhurbaşkanı, Genelkurmay başkanı, KKK hepsi karşı bir çeteye alet  oluyorsunuz”, diye  yüksek sesle anlatmaya başladım. “Biz aldığımız emre bakarız”.  diye köpürdü.. Bu arada söze giren birisi “bak sizin başkomutanınızın emri değil”  diye Tayyip Bey'in CNN Türk'deki ilk çağrısını göstermeye çalıştı. Eleman köpürdü “biz ondan emir almıyoruz” diye köpürdü. Ama o sizin başkomutanınız diye bağırdım, “ulan hocaysan, işine s..git” diye bağırdı ve askerlere ateşe hazır olun diye emir verdi, bu arada toplanan insanlar bariyerleri kaldırmaya çalışırken, ”ateş” dedi, askerler havaya atarken kendisi birden bire önümüzü, yeri taramaya başladı. Kovanlar üstümüze geldi, acaba vurulduk mu diye kaçışmaya başladık... İnsanlar birbirini kontrol etti, ardından bir gurup Şehzade Camii’nden kaçarak  Saraçhane Parkına girdik. Ağaçlara siper olarak konuşlanan askerleri incelemeye başladım. Bu arada Fatih tarafında insanlar toplanmaya başlamışlar “Fetönün piçleri” diye slogan atıyorlardı ve arada o taraftaki polis havaya uyarı atışı yapmaya başladığında,  İBB'nin girişindeki kontrol noktasının oraya çekilen cemseye siper olmuş ve yerde mevzilenmiş askerlerin ise ciddi ciddi yatay atışla karşılık verdiklerini gördüm. Bu durum benim için hala ne zaman atlatamayacağımı bilmediğim travmayı başlattı... O arada parkın karşısından sesler yükselmeye başlamıştı. Bizim taraftan “Fetönün piçlerisiniz” diye askerlere doğru yürümeye başladı ve az sonra geri kaçtı ve gelip önümüze “Eşhedüenlailahe illahlah ve eşhedüenne Muhammeden Resulillah” diye haykırarak kollarını ve bacaklarını açarak yere attı kendisini. Biz bir ağaca siperiz ve yanımızdan kurşunlar vızırdamaya başladı. Sinema sahnesi gibi, yanımda tanımadığım fotoğraf çeken birisi vardı o acaba  rol mü yaptı diye konuştuk. Az sonra o baktı, abi kanıyor dedi, hemen ambulans çağırdık, gelen ambulansa da ateş ettiler, ona rağmen taşıdık. O arada birileriyle konuşuyorum. Hemen gazeteci arkadaşım İbrahim Kiras'a ulaştım. Burada insanları tarayan katiller var, özel harekat gerek dedim. İbrahim de “Erol vurulmuş, nasıl derken, bir taraftan kurşun seslerini duyuyordu, sonra konuşuruz ben ulaşayım” dedi. Bir süre sonra sağdan soldan kahraman siviller ve özel harekatçılar gelmeye başladı ve gerçekten kahramanca uzun süre çatıştılar.. Bu arada ağaçlara siper olarak 8-10 yaralı taşıdık ve yaşayacak ömrümüz varmış sağ kaldık... Saat 05 gibi İBB kurtuldu. Tekrar  arkadaşları aradım, tam 30 yıllık dostum, delikanlılıktan kankam Erol Olçak ve 16 yaşındaki canı ciğeri Abdullah'ı şehit olmuştu... Bu canilere, bundan sonra FETÖ'nün suyunu içenlerden Allah yağmur suyunu bile esirgesin... Şehitlerimizin cenazesi var. Şimdilik bu kadar, bütün bunlar kabus muydu, hala tam inanamıyorum....