ZAMANLA İMTİHAN

Binlerce yıllık tarihi deneyimlere rağmen insan ırkı, giderek kendi varoluş nedeninden hızla uzaklaşmaya devam ediyor.

Kış bahçesinin cam tavanlarına dökülen yağmur tanelerinin melodisi kulaklarımızı beslerken gözlerimiz, nadide bir manzaranın doyumsuz lezzetiyle buluştu. Beyazın süt akı çiçekleriyle bir gelin gibi süslenmiş kiraz ağacı. Rahmetli annemin ve babamın dünya toprağına ektikleri nice güzelliklerden bir tanesi…

Daha dün gibi hatırlıyorum kirazı diktiğimiz günü. Yerden ve gökten alacaklarını aldı ve sırtını sadece kendine dayadı, o incecik fidan. Donduran soğuklar, bunaltan sıcaklar, ne lodoslar gördü ama kök salmaya devam etti. Zamanla imtihanında birçok badireler atlatarak gelişti, serpildi. Şimdi ise bahçemizin başköşesini süsleyen kocaman bir gövde, kendinden emin dallar, dalların üzerinde belki de binlerce yaprak ve her biri meyveye dönüşecek kar beyazı çiçekler. Her yıl farklı bir aşkla üretim sürecine giren bu ağacın beklentisi yok kimseden.

Kayısı, dut, elma, mandalina ve zeytin ağaçlarının yanı sıra manolya ve çam ağacı da bahçemizin diğer sakinleri arasında. Bu bahçenin özgür bitkileri olarak her biri, kendi yazgısının peşinde koşuyor. Yeryüzünde var olma amaçlarına uygun şekilde yaşamaya çalışıyorlar. Dolayısıyla dimdik ayakta, güçlü ve mutlular. Bir ve bütün oluşlarını, kendi başlarına özgür üretimler yapmalarına, özgür üretim yapmalarını, bir ve bütün olan bahçenin sakini olmalarına borçlular. Her biri öylesine yaşamıyor, kendilerine bağışlanan zamana değer katmanın ve varoluşun hakkını vermenin mücadelesi içindeler.

ÖZGÜRLÜK NEDİR?

Binlerce yıllık tarihi deneyimlere rağmen insan ırkı, giderek kendi varoluş nedeninden hızla uzaklaşmaya devam ediyor. Burada toplum mu insanı bozuyor yoksa insan mı toplumu bozuyor gibi sonuçsuz bir tartışmaya girmeksizin bir gerçeğin altını çizmekte yarar var. Yeryüzünün en önemli canlısı olarak insan, hiçbir dönemde bu oranda bencil, uyumsuz, mutsuz ve kimsesiz olmamıştı.

Aydınlanma çağının, özgürlüğü fıtrata aykırı bir duruş şeklinde görmesinden bu yana insan geriye gitmiş, birey öne çıkmıştır. Ve insan daha fazla özgürlük vaadiyle gerçek özgürlüğünden yani bir insan olarak taşıdığı temel insani değerlerden günden güne uzaklaşmıştır. Oysaki canlı ve cansız her şey, varlık amacına uygun yaşadığı oranda özgürdür.

Varlık amacımızdan uzaklaştığımızın önemli bir göstergesi, zaman kavramıyla olan alışverişimiz, zamanı algılamamız ve değerlendirmemizdir. Başkasına rahatsızlık verme ile sınırlı tutulan özgürlük anlayışı, insanı başkasına rahatsızlık vermeyen her şeyi yapabilmeyi kişisel özgürlük sayma yanılgısına düşürmüştür.

 Evet, insan başkasına karşı sorumludur ve insan insana şifadır. Ama kendisine karşı da sorumludur ve kendine de şifadır. Bedeni, zihni, ruhu ve kalbiyle bütün canlılardan farklı ve üstün olan insan, kendi varlık nedenine sahip çıkmak, varoluşundaki özü yakalamak ve hayatının anlamı ile yüzleşmek zorundadır. Aksi halde gerçek bir yaşama sevincine kavuşması zordur.

GÖNÜL ZAMANI

Einstein’ın (Einstein’ın Düşleri) ifadesiyle iki türlü zaman vardır. Biri; saatin sarkacıyla ilerleyen, mekanik, kurallı, acımasız, boyun eğmeyen, doğrusal ve mukadder zaman. Diğeri; biyolojimizin ve ruhumuzun durumuna göre algılanabilen, kıvrılıp bükülebilen ve yol aldıkça kararlar verebilen daha yumuşak zaman. Biri, bedenin maddi işleyişinin karşılığı olan mantık ve kural odaklı bir zaman algısı, diğeri psikolojik durumumuzun hissettiği zaman.

Günümüz insanı, mekanik zamanın çarkları arasında daha fazla zaman kazanmak için hayatını hızlandırmaya çalışırken yaşadığı ana anlam veren hissiyatı yaşayamıyor ve değer odağını yitiriyor. Böylece mantık zamanından kalp ve gönül zamanına yol alamıyor insan.

Başkasına zarar vermeden sadece kendimiz için yaşamak, bizi doğrusal ve mekanik zaman çizgisi üzerinde insan olarak üreteceğimiz güzelliklerden uzaklaştırdı. Bundan dolayı nedenlerden uzaklaştığımız gibi sonuçlara da hasret kaldık. Aklımız, bedenin isteklerine yoğunlaşmaktan kalbimizin ve ruhumuzun istekleri sahipsiz kaldı. Bozulan bütünlüğünü yeniden kurtarmak derdiyle didinen insanın, kendindeki özle yeniden buluşması, zamanını, aklının penceresi kadar kalbinin penceresinden de görmesi ve değerlendirmesi önemlidir.

İnsan dünya bahçesine dikilen bir ağaçtır. Zamanla imtihanını kazanmak için kendisine has olan temel özün farkındalığıyla bu özü bozmaya yönelik dış akınlarla mücadele ederek bahçedeki uyumu bozmaması ve aktif bir üretim içinde olması elzemdir.