ZIRNIK KOKLATMAYAN ADAMLARIN, ZIRNIĞINI ALAN KADINLAR!

El alem diyorum, akraba, kan bağı olmayan insankızlarını konuşuyoruz.

Arkadaşlarımla oturuyoruz, çay kahve hali.

Çok sahici bir konuyu konuşuyoruz, hatta daha ötesi hararetle tartışıyoruz.

Bu tartışma bu defa kadın erkek ilişkisi değil. 

Yaşlı erkekler ve onların paralarına göz diken el alem kadınları.

El alem diyorum, akraba, kan bağı olmayan insankızlarını konuşuyoruz.

Kızlar diyor ki, ne var bunda, adamlar yaşlı, parayı ne yapacak, birinin ihtiyacı var ise versinler.

Parası olan, yaşlanmış bir adam, ihtiyacı olan birilerine yardım eder.

Etsin kardeşim diyorlar.

Bazıları diyor ki, o zaman çocuk okutsun kardeşim diyor.

Bazılarımız ve ben diyorum ki!

Bu para ne zaman, yardım dışına çıkar ve adı aaaaa! bu kadarı da olmaz, bunun adı yardım değil, "dolandırıcılık" demektir noktasına gelir.

Tartışma büyüyor, herkes gördüğü, bildiği hikayeleri anlatıyor.

Çok ateşli tartışıyoruz.

Ben diyorum ki;

Kadınlar daha çok kandırıyor, bir erkeğin zayıf noktasını, zaaflarını daha çabuk anlıyor, çok kurnazlar diyorum.

Dünyanın en cimri adamlarının çatır çatır parasını alıyorlar diyorum.

Erkekler daha çok katil oluyorsa, erkekler daha çok gasp yapıyorsa, daha çok taciz ve tecavüzde bulunuyorsa.

Kadınlardan daha çok dolandırıcı çıkıyor. 

Konu kapsamlı, her yönü ile masada.

"Bu adamların ortak noktası nedir" diye, bir arkadaşım soruyor. 

Hep birlikte "çok cimriler" diye haykırıyoruz.

Aslında öyle cimriler ki, kimseye verecek beş kuruşları yoktur.

Hiç kimseye 1 sandviç, 1 şişe su ısmarlamazlar, ikram etmezler.

Hayatları boyunca sıka sıka, bankadaki paralarını kuruş kuruş saya saya, ömür geçiriyorlar.

Peki diyorum, hiç alakasız bir kadın karşılarına çıkıyor ve bir adamın toplam ömründe parasının bln de birini en yakınına bile vermeği parayı o kadına nasıl veriyor.

Kadın ne anlatıyor, nasıl istiyor, nasıl ikna ediyor.

Evde karısının kaç defa çamaşır makinasını çalıştırdığını takip eden, gözü deterjan kutusunda, kuruş kuruş para hesaplayan adamlar var.

Evlerinde yaşayanlar, misafir gidenler açlık sınırında yaşıyorlar. 

Cimrilik bu boyut anlayacağınız.

Biri dedi ki.

Oh olsun! Yemeyenin malını yerler yesinler.

Bu kadınları bulalım, kafalarına taç takalım diyor.

Ve hepimiz ellerimizi birbirimize vurarak, "çattt" yaparak ortak karar alıyoruz.

Karar bu.

Oh olsun.

Ve.

Ömür boyu zırnık kovalayan, kimseye zırnık koklatmayan bu adamlar.

Zırnığını, zırnık kadınlara veriyor.

Zırnık kadınlar! Biz tebrik ediyoruz sizi.

Ama zırnık koklatmayan bu adamlara ne anlatarak, kandırarak paralarını alıyorsunuz bilemiyoruz ama.

Emin olun, sizin çakallık ile aldığınız zırnıklarınızın hayrı olmayacaktır.

Funda'nın aklındakiler…

... Sıla ve oyuncu İlker Kaleli aşk yaşıyor. 

İkisi de, Instagram hesabından eş zamanlı paylaşım yaptılar.

Birbirlerine sarılmış, göz göze birbirlerine aşk ile bakan, "canımın canısın" tadında satırlar yazdılar.

Vay arkadaş, insanlar, Sıla kocasından yeni ayrılmış, ona da böyle aynı aşk sözleri yazmış, sen misin bunları yazan.

Demediklerini bırakmadılar.

19 Mayıs'ta atmadıkları tweet’lerin, Instagram paylaşımlarının, belki de bin katı eleştiri paylaşımlar yazdılar, çizdiler, yağdırdılar.

Size ne kardeşim!

Bir insan ilişkisi bittikten sonra, başka bir ilişkiye ne zaman başlayacağını, size mi soracak?

Bir adama yazdığı aşk sözlerini, başkasına yazamaz mı?

Size ne kardeşim!

İkisi eş zamanlı biz çok aşığız fotosunu yaptılar.

Genelde kadınlar yazar, erkekler böyle paylaşımlar yapmazlar.

Bunu bir tarafa koyalım.

Benim diyeceğim başka şey var.

Sıla ve İlker magazinden kaçan, hatta kaçıp kovalama yaşayan, bu konuda duyar kasan insanlardır.

Yani, her ikisi de magazini hiç sevmezler.

Burada çelişki var, magazinci çocukları görünce suratı ekşiyen insanlar, neden magazinin tepe tepe kullanacağı paylaşımlar yapar.

Aşk, illa herkes bilsin duygusu değildir. 

Kendiniz bilseniz yetmiyor mu?

Yetmeli bence. 

... Bodrum bu sene yerli Saint Tropez olacakmış.

İstanbul'daki, bütün ünlü, en pahalı marka mekanlar, Bodrum'da yerlerini hazırlıyormuş.

Anlamadığım şu.

Yerli St. Tropez diye tanımladıkları, reklamını yaptıkları Bodrum'a Orta Doğu prenseslerini, Hollywood seçkinlerini davet ediyorlar. 

Neresi yerli o zaman. 

Kolay kolay hangi yerli o mekanlarda yemek yiyecek, vaktini geçirecek, normal vatandaş var mı, ben bilmiyorum.

Bildiğim, bizden bu mekanlara aylık 66.000 Euro’ya ev kiralayan insanlar gidecekler.

Kimin umuru.

Kim giderse gitsin. 

Bana dokunan sanırım "YERLİ" kelimesi oldu. 

Çocukluğumda yerli malı gününü, annemin çantama yerli malı meyveleri koyduğu günlerin hatırına bozuluyorum sanki.

Benim aklımdaki gönlümde yerli bu ya.

Belki de buna bozuluyorum.

Prensesler, bilmem kimler gitsin de, dediğim gibi kime ne, ama o bölgenin adı "yerli" olmasın.