Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanlarında yeni sismik araştırma ve sondaj faaliyetleri planlaması, bölgede uzun süredir ortak enerji koridoru kurmayı hedefleyen Atina ve Tel Aviv yönetimlerinde hareketliliğe yol açtı.
Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) envanterindeki derin deniz sondaj ve sismik araştırma gemilerinin bölgedeki çalışma alanlarını genişletmesi, deniz yetki alanları üzerinden şekillenen hidrokarbon projelerinde Türkiye'nin onayının zorunlu olduğunu bir kez daha gösterdi.
Ankara’nın Birleşmiş Milletler nezdinde kayda geçirdiği kıta sahanlığı sınırları ve Libya ile imzalanan Deniz Yetki Alanlarını Sınırlandırma Mutabakatı, İsrail gazını Güney Kıbrıs ve Girit üzerinden Avrupa’ya taşımayı hedefleyen EastMed Boru Hattı projesinin fiilen rafa kalkmasına zemin hazırlamıştı. Son saha hamleleriyle birlikte Türkiye, kendi deniz yetki alanlarından geçmeyen hiçbir altyapı hattının teknik ve hukuki olarak sürdürülemeyeceğini bir kez daha tescilledi.
EastMed ve deniz altı elektrik kablo projelerinde maliyet çıkmazı
Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarının transferi konusunda deniz hukuku ve enerji jeopolitiği uzmanları, Türkiye'nin kıta sahanlığını baypas eden boru hattı ve deniz altı elektrik kablosu projelerinin (Great Sea Interconnector) hem derin deniz topoğrafyası hem de devasa maliyetler nedeniyle uygulanabilir olmadığını vurguluyor. 3 bin metreyi aşan derinlikler ve sismik fay hatları nedeniyle EastMed hattının tahmini yatırım bedeli 6 milyar avroyu aşarken, Türkiye üzerinden inşa edilecek alternatif bir boru hattının maliyeti yaklaşık 2-2,5 milyar dolar seviyesinde hesaplanıyor.
Bölgesel enerji analistleri, Avrupa Birliği'nin finansal desteğini geri çektiği projelerin ardından İsrail ve Yunanistan hattında alternatif rota arayışlarının tıkandığına dikkat çekiyor. Ankara'nın sahadaki deniz gücüyle desteklediği diplomatik duruşu, Türkiye'nin dahil edilmediği hiçbir enerji denkleminin Doğu Akdeniz'de kalıcı bir başarı şansı bulunmadığını ortaya koyuyor.