Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani, İngiltere'deki temasları kapsamında Oxford Üniversitesinde düzenlenen panelde konuştu. Bölgesel güvenlik mimarisine ilişkin kapsamlı bir çerçeve çizen Al Sani, Doha yönetiminin son dönemde Washington ile Tahran hattında üstlendiği kolaylaştırıcı role dikkat çekti. Katar’ın, Orta Doğu’yu istikrarsızlığa sürükleyen kronik krizlerin son bulması adına iki ülke arasında uzlaşma zeminini güçlendirmeye odaklandığını belirtti.
Washington hattında iki haftalık yoğun diplomasi
ABD’li muhataplarıyla yaklaşık 14 gündür aralıksız temas halinde olduklarını vurgulayan Al Sani, Beyaz Saray kanadında krizin tırmanmasını engellemeye dönük somut bir yaklaşım gözlemlediklerini ifade etti. ABD’deki ara seçimlerin dış politika tercihlerine yansıyabileceğine değinen Başbakan, buna karşın mevcut yönetimin gerginliği yatıştırma niyetini koruduğunu kaydetti. Al Sani, Washington yönetiminin krizi kontrol altına alma konusundaki kararlılığının sürdüğünü ve diplomatik temasların bu eksende derinleştiğini aktardı.
Tahran'daki sağduyu vurgusu
Görüşmelerin yalnızca ABD ayağıyla sınırlı kalmadığını hatırlatan Katar Başbakanı, İran tarafında da diplomatik mekanizmalara şans tanıyan aktörlerin varlığına işaret etti. Tahran bürokrasisindeki makul seslerin sürece katkı sunduğunu belirten Al Sani, mevcut tablonun kontrol edilemez bir askeri çatışmaya evrilmesini engelleyen temel faktörün bu diyalog kanalları olduğunu dile getirdi. Tarafların karşılıklı adımlar atmaya açık olmasının arabuluculuk çabalarını canlı tuttuğunu sözlerine ekledi.
"Geçmişin askeri maceraları tekrarlanmamalı"
Bölgedeki gerilimin küresel maliyetine odaklanan Al Sani, geçmiş yıllarda yaşanan askeri maceraların, tek taraflı hegemonya arayışlarının ve uluslararası hukuk ihlallerinin ağır sonuçlar doğurduğunu hatırlattı. Yaşanan krizlerin enerji sevkiyatını sekteye uğrattığını, stratejik deniz koridorlarını güvensiz hale getirdiğini ve dünya ekonomisini belirsizliğe sürüklediğini ifade eden Başbakan, tarihteki bu hataların yinelenmemesi için diplomatik çözümün artık bir tercih değil, zorunluluk olduğunu vurguladı.