Tek millet iki devlet: Sözden öte bir kardeşlik
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiye baktığımda, bunu klasik anlamda iki devlet arasındaki diplomatik ilişkiler olarak görmüyorum. Çünkü burada diplomatik protokollerin çok ötesinde bir bağ var. Aynı tarihin, aynı kültürün, aynı coğrafyanın ve büyük ölçüde aynı dilin oluşturduğu bir kardeşlikten söz ediyoruz.
Zaten Azerbaycan Milli Lideri Haydar Aliyev’in yıllar önce söylediği “Tek Millet, İki Devlet” sözü de tam olarak bu gerçeği anlatıyor.
İki ayrı devletiz ama aynı milletin parçasıyız.
Bence bu sözün asıl anlamı, sadece güzel bir siyasi slogan olmasında değil, zor zamanlarda karşılığını bulmasında yatıyor. Çünkü kardeşlik, iyi günlerde birbirine yakın olmakla değil, zor zamanlarda birbirinin yanında durmakla ölçülür.
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiye baktığımızda bunun sayısız örneğini görüyoruz.
Haydar Aliyev’in ortaya koyduğu bu anlayış, yıllar içerisinde iki ülkenin siyasi ilişkilerinin de temel taşlarından biri haline geldi. Ortak tarih, dil, kültür, örf ve adetler iki ülkeyi birbirine zaten yakınlaştırıyordu. Ancak bu yakınlık zaman içerisinde siyasi ve stratejik bir ortaklığa da dönüştü.
Bunun en somut örneklerinden biri ise Şuşa Beyannamesi oldu.
İkinci Karabağ Savaşı sırasında Türkiye’nin Azerbaycan’a verdiği siyasi destek ve savaş sonrasında ortaya çıkan tablo, iki ülke arasındaki dayanışmanın ne kadar güçlü olduğunu bir kez daha gösterdi. Ardından Şuşa’da imzalanan beyannameyle bu kardeşlik ilişkisi daha kurumsal ve stratejik bir zemine taşındı.
Yani Haydar Aliyev’in yıllar önce söylediği “Tek Millet, İki Devlet” sözü, sadece tarihin bir döneminde söylenmiş güzel bir cümle olarak kalmadı. Bugünün Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinde de karşılığını buldu.
Fakat bana göre bu kardeşliği anlatan en çarpıcı örneklerden biri, 2014 yılında Prag’da yaşanan bir olaydır.
24 Nisan 2014’te Avrupa Birliği’nin Doğu Ortaklığı Zirvesi’nde dönemin Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan, konuşmasında Türkiye’yi hedef alan ifadeler kullandı.
Türkiye o toplantı masasında yoktu.
İşte tam da burada İlham Aliyev’in verdiği cevap, “Tek Millet, İki Devlet” sözünün ne anlama geldiğini göstermesi bakımından oldukça dikkat çekiciydi.
Aliyev, özetle şunu söyledi:
“Bunu yapmak kolaydır, çünkü bu masada Türkiye temsilcileri yoktur. Ancak ben buradayım.”
Bu cümleyi sadece diplomatik bir cevap olarak değerlendirmemek gerektiğini düşünüyorum.
Çünkü burada verilen mesaj aslında çok daha büyük.
“Türkiye bu masada yoksa, Türkiye’yi yalnız bırakacak değilim.”
İşte kardeşlik dediğimiz şey biraz da budur.
Bir ülkenin yanında olmak, sadece kendi ülkenizin çıkarlarının söz konusu olduğu zamanlarda değil, o ülke kendisini savunmak için orada bulunamadığında da onun adına söz söyleyebilmektir.
Haydar Aliyev’in “Tek Millet, İki Devlet” anlayışının yıllar sonra İlham Aliyev’in bu tavrında yeniden karşımıza çıkması da bu nedenle önemlidir.
Bugün Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiye baktığımızda, geçmişten gelen duygusal bağların siyasi irade ve stratejik ortaklıkla birleştiğini görüyoruz.
Şuşa Beyannamesi bunun en güçlü göstergelerinden biri.
Ama bütün bunların temelinde bir cümle yatıyor:
Tek Millet, İki Devlet.
Bazen bir söz, söylendiği dönemin çok ötesine geçer. Haydar Aliyev’in bu sözü de böyle bir söz.
Çünkü Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiyi anlatmak için ne kadar diplomatik anlaşma, ne kadar stratejik ortaklık ya da ne kadar siyasi açıklama sıralarsak sıralayalım, bütün bunların özünde değişmeyen bir gerçek var:
Azerbaycan Türkiye için, Türkiye de Azerbaycan için sıradan bir komşu veya sıradan bir müttefik değil.
İki ayrı devletiz.
Ama aynı kardeşliğin iki tarafıyız.