Sınav odaklı eğitim sistemi öğrencilerin geleceğini ve ruh sağlığını şekillendiriyor
Öğrencilerin tüm akademik başarılarını, yıllar süren emeklerini tek bir sınav performansına bağlayan mevcut eğitim modelimizi öteden beri derin bir endişeyle izliyorum. Türkiye'de ortaöğretim ve yükseköğretime geçişte uyguladığımız Liselere Geçiş Sistemi (LGS) ile Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS), her yıl milyonlarca gencimizin sadece mesleki tercihlerini değil; sosyal, psikolojik ve insani yaşam alanlarını da adeta bir cenderaye sokuyor. Birkaç saatlik bir sınav maratonuyla, bir çocuğun yıllar süren birikimini tek bir ölçme sistemiyle tartıp biçmek ve geleceğini bu sonuca mahkûm etmek bana göre eğitimcilikten ziyade büyük bir haksızlıktır.
Sınav odaklı bu katı yapının getirdiği acımasız rekabet ortamının, gencecik evlatlarımız üzerinde ne büyük bir performans kaygısı ve stres yarattığını her gün açıkça gözlemliyorum. Sadece ezbere, şık işaretleme hızına dayalı bu değerlendirme biçimlerinin; çocuklarımızın analitik düşünme, yaratıcılık, sanatsal yatkınlık ve problem çözme gibi en kritik becerilerini nasıl törpülediğine defalarca şahit oldum. Tek bir test sonucuna bağlanan bir gelecek algısı yüzünden gençlerimiz ne sanata, ne spora ne de kendilerini keşfedecekleri sosyal gelişim alanlarına zaman ayırabiliyor.
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) verilerine baktığımızda, 2025 yılı LGS merkezi sınavına 1 milyonun üzerinde ilköğretim son sınıf öğrencimiz katılırken; YKS'ye başvuran aday sayımız ise 3 milyonu aşmış durumdadır. OECD'nin Bir Bakışta Eğitim (Education at a Glance) raporlarında da sıklıkla altı çizildiği gibi, sınav odaklı sistemlerden süreç odaklı değerlendirmelere geçen ülkelerde okul terk oranlarının düştüğü ve öğrencilerin uzun vadeli akademik motivasyonlarının belirgin şekilde arttığı açıkça görülmektedir.
Benim her fırsatta savunduğum alternatif çözüm son derece net: Tek bir güne, birkaç saate sığdırılan o gerilimli sınavlar yerine, öğrencimizin yıl içindeki performansını, projelerini, kabiliyetlerini ve portfolyosunu dikkate alan süreç odaklı bir değerlendirme sistemini derhal yaygınlaştırmalıyız. Süreç odaklı bir eğitim modeline geçtiğimiz takdirde; sınav kaygısının azalacağına, evlatlarımızın kendi bireysel potansiyellerini çok daha özgürce ortaya çıkaracağına ve eğitimde fırsat eşitliğini gerçekten yakalayabileceğimize inanıyorum. Sistemimizde atacağımız bu kademeli reform adımları, gençlerimizi tek bir sınavın insafına kalmaktan kurtaracak ve onlara hak ettikleri sürdürülebilir bir öğrenme iklimini sunacaktır.